Kıbrıs'ta yeni politika bekleyelim, görelim

Türkiye'nin Kıbrıs politikasını değiştirdiği, daha doğrusu değiştirme sürecinde bulunduğu resmen açıklandı.

Türkiye'nin Kıbrıs politikasını değiştirdiği, daha doğrusu değiştirme sürecinde bulunduğu resmen açıklandı. Dışişleri Müsteşarı Ziyal'in salı günü Dışişleri Komisyonu'nda söyledikleri, Bakan Yakış'ın çarşamba günü Radikal'den Murat Yetkin'e anlattıkları ve nihayet Sözcü Buluç'un önceki gün basına yaptığı açıklama...
Değişikliğin içeriği belli değil. Ancak niteliğine ilişkin bazı ipuçları var elimizde. Ziyal ne demişti: 'Annan Planı'nı temel alan bir politika geliştireceğiz. Rumların AB'ye alınması durumunda Türkiye'nin KKTC'yle entegrasyona gitmesinden vazgeçildi.' Ve Yakış'ın şu sözleri: 'Rum kesimi dahil bütün taraflarca kabul edilebilir bir görüş oluşturmaya çalışıyoruz. Asıl mesele görüşümüzü karşı tarafa da kabul ettirecek bir çözüm bulmak.' Bir de Buluç'a kulak verelim: 'Gerçekçi ve Kıbrıs Türk halkının esenliğini sağlayacak bir politika izleyeceğiz. Annan Planı'nın gereklerini göz önüne alan bir politika düzeltmesi ihtiyacı oluşmuştur. Müzakerelerdeki tutumumuza bazı yeni ayarlamalar getirme ihtiyacı var.'
Önce bir saptama yapalım. Bu değişikliği dayatan Annan Planı falan değil. Asıl neden Türkiye'nin Kıbrıs politikasının Kopenhag'da duvara toslaması ve eğer bir değişiklik yapılmazsa yakında Kuzey Kıbrıs'ta da duvara toslayacağı. İlk yarayı sarıp ikinci yaranın açılmasını önlemenin de tek bir yolu var: Çözüm. Bu, Denktaş'ın 'Annan Planı' açıklandığından bu yana yürüttüğü yarım yamalak, kaçamak, gönülsüz politikayla olmaz. AKP'li hükümetin niyetli ama iradesiz politikasıyla da olmaz. Bu, adına ister ayarlama, ister düzeltme deyin Kıbrıs politikasını değiştirmekle olur. Bu, masada Annan Planı'nı çözüm zemini (görüşme zemini değil) olarak gören bir anlayış ortaya koymakla olur.
O da yetmez. Bu, söz konusu anlayışı karşı taraftan önce kendi tarafınıza, yani Denktaş'a ve Denktaş'ı arkalayan/çevreleyen sivil-askeri bürokrasiye kabul ettirmekle olur. Ve nihayet, Türkiye'nin ulusal çıkarları ile Kıbrıs Türklerinin beklentilerini dengelemekle olur.
Eğer oluşturulma sürecindeki yeni Kıbrıs politikası, bu temel unsurları göz önüne almıyorsa boşuna uğraşmasınlar. Dönüp geleceğimiz yer yine aynı olur çünkü: çözümsüzlük. Ve Türkiye'nin Kıbrıs politikası bir kez de Kuzey Kıbrıs'ta duvara toslar.
Yakış'ın söylediklerine bakılacak olursa yeni Kıbrıs politikası
'Türkiye'deki askeri ve sivil kesimlerle Kuzey Kıbrıs makamları arasında' oluşturuluyor. Öyle ya da böyle hükümetin siyasi iradesini sivil bürokrasiye kabul ettirememesi düşünülemez. Dolayısıyla burada kritik olan 'asker'in ne dediği. Yetkin'in yazısına göre 'askeri kesimde varlığı bilinen' görüş şöyle: 'Uluslararası baskılar ve dünya siyasetindeki diğişiklikler bir politika revizyonunu gerçekçi olarak değerlendirmeyi gerekli kılıyor.'
Gelgelelim Özkök'ün önceki gece söylediklerinden en azından henüz Genelkurmay'ın pek de bu noktada olmadığı anlaşılıyor. Özkök konumu gereği soruna güvenlik açısından değiniyor ve 'Türkiye'nin Anadolu'ya hapsolma' tehlikesinden bahsediyor. Oysa bililyoruz ki Annan Planı Türkiye'nin garantörlük haklarını AB bağlamında koruduğu gibi, uzun vadede adanın silahsızlandırılmasını öngörüyor. Dahası Türkiye'ye adada 7 bin 500'e kadar asker bulundurma hakkı tanıyor.
Aynı şekilde 'Kuzey Kıbrıs'taki makamlar'ın başındaki Denktaş'ın da yine önceki gün söyledikleri, yeni politikanın ipuçlarıyla pek örtüşmüyor. Denktaş 'Annan Planı'nın hem kabul edilemez, dolayısıyla değiştirilmesi gereken hükümler içerdiğini, hem de değiştirilmesinin zor olduğunu söylüyor. Dolayısıyla bu plan temelinde bir çözüme başından beri olduğu gibi uzak duruyor.
Kıbrıs'ta yeni politika, bekleyelim, görelim...