Kıbrıs'taki tehlike

Talat'ın KKTC cumhurbaşkanlığına seçilmesiyle; 1) Kıbrıslı Türkler Annan Planı temelinde adanın yeniden birleşmesi yönündeki kararlılıklarını yineledi, 2) Kuzey Kıbrıs'ta toplum-lider uzlaşması sağlandı 3) Denktaş iktidarı resmen bertaraf edildi.

Talat'ın KKTC cumhurbaşkanlığına seçilmesiyle; 1) Kıbrıslı Türkler Annan Planı temelinde adanın yeniden birleşmesi yönündeki kararlılıklarını yineledi, 2) Kuzey Kıbrıs'ta toplum-lider uzlaşması sağlandı 3) Denktaş iktidarı resmen bertaraf edildi.
Üç veri de Kuzey Kıbrıs'ta bundan böyle 'dünya'yla uyumlu bir çizgide siyaset üretilip uygulanmasını kolaylaştıracak. Ancak bu, söz konusu siyasetin sonuç alabilmesi için başlı başına yeterli değil. Sonuçtan kastım, kısa vadede Kıbrıslı Türkler üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması, uzun vadede de Kıbrıs sorununun Annan Planı temelinde çözülüp Kıbrıslı Türklerin AB'ye dahil edilmesi. Söz konusu siyaseti yetersiz bulmamın nedenleri ise, adanın güneyinde bir karşılığının bulunmaması ve uluslarararası toplumun, bu karşılıksızlığı gidermede etkisiz kalması.
İşin kötü tarafı şu: Bu karşılıksızlık ve etkisizliğin sürmesi, sonuçta Talat'ın altını oyabilir. Kıbrıs sorununun çözümü için ortaya koydukları çaba, Kıbrıslı Türklere yakın gelecekte politik, ekonomik ve sosyal kazanımlar getirmezse, Talat'ın öncülüğünü yaptığı siyaset anlayışı da tıkanma noktasına gelebilir. Bir başka deyişle Türk tarafının halihazırda elinde tuttuğu moral çek makul vadede, nakde çevrilemezse, Talat'ın kredisi azalmaya başlayabilir.
Şu üç noktayı unutmamakta yarar var: 1) Türkiye'nin halihazırdaki çözüm yanlısı siyasi iradesinin kalıcı olacağının hiçbir güvencesi yok, 2) Bu iradenin azalması ya da ortadan kalkmasına koşut olarak Kuzey Kıbrıs'ta 'statuqo ante'ye dönüş özlemindeki siyasi ve toplumsal güçler pekâlâ yeniden yükselişe geçebelir 3) Yukarıda bahsettiğim karşılıksızlık ve etkisizlik ancak ve ancak çözümsüzlüğü pekiştirir.
Talat'ın işi zor. Üstelik önünde yalnızca Kıbrıs sorunu yok, bir de KKTC sorunu var. KKTC sorunu, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik durumundan Kıbrıslı Türklerin kimlik bunalımına, Türkiye ile ilişkilerine kadar birçok durumsal ve yapısal uzantıları bulunan geniş ölçekli bir sorun.
Zaten geçen pazar günü Talat'ın cumhurbaşkanlığına getirilmesiyle olgunlaşan süreç, Kıbrıslı Türklerin kimlik bunalımının sokağa taşmasıyla yeşermişti. Giderek bir varoluş mücadelesi biçiminde toplumsal bir harekete evrilip siyasi değişimi zorlamaya başlayan bu sürecin dönüm noktası, Kıbrıslı Türklere çözüm ve AB üyeliği perspektifi sunan Annan Planı olabilir, ancak çıkış noktası Denktaş iktidarına ve destekçisi Türkiye'ye karşı yılların birikiminden kaynaklanan bir başkaldırı niteliğindeki 'Bu Memleket Bizim' platformuydu. Buradaki 'biz' Kıbrıs Türk toplumuyken, ister istemez çağrıştırılan 'siz' ise Denktaş iktidarı ve destekçisi Türkiye'ydi. Zaten söz konusu platform, 1999 yazında Kıbrıslı Türklerin siyasi temsilcileriyle Türkiye'nin adadaki askeri yetkililerini karşı karşıya getiren 'paşa krizi' ve muhalif gazeteciler üzerinden basını sindirmeye yönelik 'casus komplosu'nun Kıbrıs Türk toplumunda yol açtığı infialin sonucunda kuruldu. Aynı dönemde meclisin basılıp darmadağın edilmesine, Saray'ın saldırıya uğramasına yol açan 'bankazede isyanı' da bu infiale, maddi bir boyut getirdi.
Annan Planı'nın yüzde 65'e varan ölçüde destek görmesinin ardında yatan nedenlerden biri de, sunduğu çözüm ve AB üyeliği perspektifiyle Kıbrıslı Türkler için kimlik bunalımı dahil, KKTC sorununun sonunu müjdelemesiydi.
Dolayısıyla Annan Planı'nın Rumlarca reddedilmesi, Kıbrıs sorunu gibi KKTC sorununun çözümü için de eşşiz bir fırsatın heba edilmesine yol açtı. Kıbrıslı Türklerin, referandumun sonucundan ötürü Rumlara yönelik olarak duyduğu hayal kırıklığının, içten içe öfkenin temel nedenlerinden biri bu. Baştan sona da haklılar.
Talat, pragmatist, realist ve vizyoner bir lider profili çizmeyi başardığı için Kıbrıslı Türkler tarafından önce başbakan, sonra da cumhurbaşkanı yapıldı. Ancak konumunu koruyabilmesi ve daha da ileri götürebilmesi bir noktadan sonra Talat'ın meziyetlerini aşıyor.
Kıbrıs'ta çözümün anahtarı Papadopulos'un elinde. Ancak Papadopulos'u kapıya doğru yöneltmek de başta AB, BM ve ABD olmak üzere uluslararası toplumun elinde. Talat ne kadar yetenekli bir çilingir olursa olsun kilidi tek başına açamaz ve bir noktada uğraşmaktan vazgeçebilir.