Kim bu 'Çay'cılar?

Cumhuriyetçileri zayıf buluyorlar. Demokratlara halk düşmanı gözüyle bakıyorlar. 10 Amerikalıdan 4'ü arkalarında. Destekledikleri üç senatörleri var artık Kongre'de... ABD siyaset sahnesinin son fenomeni Çay Partisi nereden geliyor, ne diyor, nereye koşuyor...

Başlangıçta kimse ciddiye bile almadı onları. Siyasetçiler konuşmaya değer bulmadı. Medya tiye aldı. Komedyenler malzeme yaptı.
ABD siyasetinin en tepesindeki kadın, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, bir yıl kadar önce ‘anti-Amerikan’ ilan etmişti hepsini ve “Bir hareket bile sayılmazlar” demişti.
Aynı Pelosi, geçen hafta Kongre’deki odasını boşaltırken ‘onlar’dan üçü Washington D.C. için bavul topluyordu. Senatör olarak… 

‘Onlar’ Çay Parti’ciler...
Pelocy ve birçok Demokrat’ı evine bir o kadar Cumhuriyetçi’yi ise Kongre’ye gönderen geçen salı günkü seçimlerde oy kullananlara çıkışta soruldu: Hangi partiyi destekliyorsunuz? 10 Amerikalıdan 4’ü şu yanıtı verdi:
Çay Partisi...
Çay Partisi konvoyuyla Massachusetts’ten Nevada’ya kadar bir ay boyunca gezip dolaşmış The Guardian muhabiri Ed Pilkington şunları yazıyordu geçenlerde: “Konvoya destek veren arasında her türden insan vardı: Maden işçileri, doktorlar, ev kadınları, üniversite öğrencileri, çiftçiler, Vietnam gazileri, esnaf, bilgisayar teknisyenleri…”
Peki nerden, nasıl çıktı bu hareket?
Amerikanvari bir dip dalgayla karşı karşıyayız aslında. Bu yüzden geleneksel siyasi kalıplara sığdırmak güç Çay Partisi’ni.
ABD’de daha ziyade muhafazakârlığı temsil eden Cumhuriyetçi tabandan geliyorlar. Yaş ortalamaları 45. Beyaz ağırlıklı. Gelir ve eğitim düzeyleri ortalamanın üstünde. Cumhuriyetçilere yakınlar ama angaje değiller. Çünkü zayıf buluyorlar genel olarak Cumhuriyetçileri. ‘Kurucu babalar’ından Christina Botteri’nin özlü bir lafı var: “Sonunda gidip Demokratlarla oy kullanacaklarsa Cumhuriyetçiler ne işe yarar?” Bu yüzden güçlerinin yettiği her yerde mevcut Cumhuriyetçi adaya rakip aday çıkardılar. Demokratlara ise halk düşmanı gözüyle bakıyorlar. 

Dinamizmi öfkeden geliyor
Sadece mennuniyetsiz değil, aynı zamanda kızgınlar. Dinamizmini, belli bir ekonomik ya da siyasi programdan değil, öfkeden alıyor hareket; bir örgütten ziyade bir fikir. Mali disiplin istiyorlar. Hükümeti ve Kongre’yi başta sağlık reformu olmak üzere bugüne kadarki icraatıyla vergi mükellefinin parasını çar çur etmekle; emeğiyle para kazananlara, ekonomiyi döndürenlere, refah yaratanlara değil, işsiz güçsüz takımına, beyazlardan ziyade siyahlara çalışmakla suçluyorlar.
Bir vatandaşın vergisiyle diğerinin beslenmesine karşılar. Yoksul insanlara yardım eli uzatılmasının yoksul kalmayı özendirdiğine inanıyorlar. Talepleri arasında böyle gidecekse Vergi Dairesi’nin (ABD’nin en korkulası kurumlarındandır) lağvedilmesi de var!
Muhafazakârlıkları ekomoniyle sınırlı değil elbette. Dindarlar. Eşcinsel hakları denince tüyleri diken diken oluyor. Terörle mücadelede yumuşak davranıldığını düşünüyorlar. Küresel ısınmayı düzmece buluyorlar.
Nasıl ortaya çıktılar derseniz, büyük ölçüde kendiliğinden. 

Fitili kriz tutuşturdu
Beyaz Saray ve Kongre’nin, konut kredisi sisteminin çökmesiyle başlayan mali krizin etkisindeki ekonomiyi düze çıkarmak için sarıldığı canlandırma paketi tutuşturdu Çay Partisi’nin fitilini. Krizin sıradan Amerikalının canını fena halde acıtmaya başladığı günlerdi. Kıvılcım tam da o günlerde canlı yayın sırasında Rick Santelli adlı bir TV yorumcusunun ağzından çıktı. Hükümetin, konut kredisinin altında ezilmiş vatandaşlara yardım eli uzatmasını yerden yere vuran Santelli, “Bu çapulcuları kendi haline bırakmak lazım” der demez arkasında bir alkış koptu. Ve internetin de yardımıyla 10 gün içinde 40 büyük şehirde hükümet ve düzen karşıtı gösteriler düzenlendi.
Beyaz Saray ve Kongre’de temsil edilmediklerini düşündüklerinden ve Obama’nın vergi politikalarına karşı çıktıklarından kendilerine Çay Partisi adını uygun gördüler.
Öylesine hızlı ve yatay bir seyirde kitleselleştiler ki liberal medya da kayıtsız kalamadı Çay Partisi’ne ve ününe ün kattı. Sonunda siyaset sahnesine soyunacak cesareti buldular kendilerinde... 

İlk seçim, üç senatör
Son Amerikan fenomeni , katıldığı ilk seçimde sahneye tutunmayı başardı. Somut kazanım açısından bakıldığında destekledikleri üç senatörleri var artık... Çok değil bir yıl önce doğmuş bir hareket için hiç de fena bir sonuç değil doğrusu.
Siyasi süreç açısından bakıldığında ise not edilmesi gereken üç istatistik daha var: Cumhuriyetçilere oy veren 3 seçmenden 2’si Çay Partisi sempatizanı. 5 seçmenden biri de oyu Çay Partisi’nin tercihi doğrultusundan kullanmış. Ters açıdan da çarpıcı: Yine 5 seçmenden 1’i de Çay Parti korkusuyla rakip adaya oy vermiş.
Velhasıl, Cumhuriyetçiler’i Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğa, Senato’da ise neredeyse eşitliğe taşıyan Kongre seçimlerinde Çay Partisi etkisi yadsınamaz. Şimdi soru şu: Kurulduğundan beri iki partili sistemle yürütülmüş Amerikan siyaseti, bugüne kadar epey ‘üçüncü parti’ öğüttü; Çay Partisi de aynı kaderi paylaşıp bayatlayacak mı yoksa her dem taze mi kalacak?

Bağımsızlık değil kaçakçılık eylemi
16 Aralık 1773’te limanda demirli Dartmouth adlı gemiyi basan Bostonlular, güvertedeki 342 koli çayı denize döker. Görünürdeki gerekçe, sömürgeci Britanya’nın çaya koyduğu gümrük vergisini yükseltmesidir. Eylem, Amerikalıların Kraliyet Parlamentosu’nda vekilleri bulunmadığından hareketle 1750’lerden beri diline doladığı, ‘Temsil yoksa vergi de yok’ sloganına cuk oturur. 

Simge eylem oldu
Sonradan Boston Çay Partisi olarak anılan baskın, Amerikan bağımsızlık sürecinin simge eylemlerinden biri olarak tarihe geçer.
Oysa işin aslı başkadır. 1773’e gelindiğinde Londra, o zamanki adıyla ‘13 Sömürge’ye uygulamaya kalktığı tüm vergileri kaldırmış, çay vergisini asgariye çekmiştir (kilo başına iki şilingden üç peniye). Sonuçta çay fiyatı Boston’da hiçbir zaman olmadığı kadar ucuzlamıştır o günlerde. Hal böyleyken o güne kadar yasadışı ticaretten vurgun vurmuş kaçakçılar, rantın küçülmesinden fena halde mustariptir. Sonunda çareyi bir güruhu örgütleyip limana göndermekte bulurlar...
Nitekim Mayıs 1774’te Kraliyet, Boston Limanı’nı kapatır ve kaçakçılara gün doğar...


Çay Partisi hareketinin ilginç karakterlerinin başında gelen komedyen Victoria Jackson, 2000 başkanlık seçimlerine kadar nasıl oy verileceğini bilmediğini itiraf etmiş, Cumhuriyetçi FoxNews kanalında ‘Obama’nın Fidel Castro gibi diktatör olduğunu’ savunmuştu.