KKTC'yle gümrük birliği: Rest değil fiyasko

Önce bir saptama: AB ile gümrük birliği içinde bulunan hiçbir ülke AB'nin gümrük birliği içinde bulunmadığı bir ülkeyle AB'nin onayı olmadan gümrük birliğine giremez. Aynı şekilde, AB de üçüncü bir ülkeyle gümrük birliğine girecekse, halihazırda gümrük birliği içinde bulunduğu ülkelerin onayını almak durumunda.

Önce bir saptama: AB ile gümrük birliği içinde bulunan hiçbir ülke AB'nin gümrük birliği içinde bulunmadığı bir ülkeyle AB'nin onayı olmadan gümrük birliğine giremez. Aynı şekilde, AB de üçüncü bir ülkeyle gümrük birliğine girecekse, halihazırda gümrük birliği içinde bulunduğu ülkelerin onayını almak durumunda.
Bir saptama daha: KKTC AB'ye göre bir 'ülke' değil. Fiilen mevcut, ancak hukuken tanınmayan, 'yasadışı' bir varlık. Böyle bir varlıkla gümrük birliğine girmesi Türkiye'yi de hukuk dışılığa iter.
Dolayısıyla Türkiye KKTC ile gümrük birliğine giremez.
Girmedi de. Bu ne ekonomik ve hukuki açıdan mümkün, ne de siyasi açıdan akıl kârı. Önceki akşam imzalanan anlaşma bizim gazetelerin yazdığı gibi bir gümrük birliği anlaşması falan deği, gümrük birliği çerçeve anlaşması. İçi boş bir anlaşma.
Dolayısıyla ortada bir rest falan yok, olsa olsa bir fiyasko var. Görüntüyü kurtarma anlaşması bu. AKP her nasılsa boyundan büyük bir işe girişti ve boyunun ölçüsünü aldı.
Türkiye-KKTC gümrük birliği Denktaş'ın rüyalarından biridir. Yıllardır gündemdeydi. Gelinen noktada 15 gün önce yeniden ısıtıldı. Denktaş ve iktidardaki UBP-DP koalisyonunun bizim Dışişleri'nin de etkisiyle AKP'nin kanına girdiği, ancak gerek Rumların/Yunanlıların tepkisi gerekse AB'den gelen uyarılar doğrultusunda AKP'nin geri adım attığı anlaşılıyor. İyi ki de attı.
Sonuçta anlaşmanın hedefi de Türkiye ile KKTC arasınde ekonomik entegrasyon olmaktan çıkarıldı, KKTC ekonomisini dünya ekonomisine entegre etmek ve AB mevzuatıyla uyumlu hale getirmek olarak düzenlendi. Ancak yukarıda belirttiğim hukuki durum göz önünde bulundurulduğunda bu hedefin ne kadar gerçekçi olduğu da kuşkulu. Son günlerdeki bocalamada anlaşmanın ertelenmesinin gündeme gelmesi de hep bu kafa karışıklığından ileri geliyor.
Evet AKP büyük bir yanlışın eşiğinden döndü. Az daha Denktaş'ın, seçim yatırımı peşindeki UBP ile DP'nin oyununa geliyorlardı. Çok daha önemlisi, son olarak 7'nci uyum paketinin TBMM'de kabulüyle özellikle AB'de doğan olumlu ortam, berhava olabilir, bir çuval incir berbat edilebilirdi. Rumlar fırsat bu fırsat yaygara koparıyor, KKTC ve Türkiye aleyhinde propaganda yapıyor olabilir (bu da onlara bu fırsatı verenlerin hatası) ama bu haliyle anlaşmanın AB'den fazla bir tepki görmesi beklenmemeli.
Ancak statükocu DSP ya da MHP dönemlerinde bile gelinmeyen bir noktaya çözümcü AKP döneminde gelmesi hiç kuşku yok ki Erdoğan hükümetinin eksi hanesine yazılacak. KKTC Ticaret Odası Başkanı Ali Erel'in dediği gibi elbette hiç kimsenin KKTC ekonomisinin güçlendirilmesine itirazı olamaz. Bu, Kuzey Kıbrıslıların çözüm arayışının başlıca nedenlerinden biri. Ancak bu yönde girişimler, adadaki çözüm sürecini tamamlayan, sürece katkıda bulunan nitelikte olmalı. Aksi nitelikte bir girişim, ne KKTC halkına ne Türkiye'ye ne de çözüme bir yarar sağlar.
AKP kendinden önceki iktidarların görmediği şu gerçeği görmeli: Kıbrıs'ta, özellikle de Kuzey Kıbrıs'ta bütün kötülüklerin anası çözümsüzlüktür. Türkiye'yi sonuncusu önceki akşam olmak üzere KKTC ekonomisini kurtarmaya amaçlayan ama hiçbiri amacına ulaşmayan 20'den fazla girişime sürükleyen de çözümsüzlüktür. Kuzey Kıbrıs'ı kurtaracak olan önce çözüm, sonra AB üyeliğidir. Gerisi lafı güzaf. Biraz da bu yüzden CTP lideri Mehmet Ali Talat'ın dediği dediği gibi, Kuzey Kıbrıslılar son anlaşmayı 'tebessümle karşıladı.'
AKP bir gerçeği daha görmeli: Kuzey Kıbrıslıların asıl derdi ekonomik durum değil. Mahkûm edildikleri gayrihukuki statü nedeniyle dünyadan tecrit olmuş bulunmalarıdır asıl mesele. Bu mahkûmiyetin en ironik uygulamalarından birinin bizzat Türk resmi makamlarınca geçenlerde ortaya çıktı: Bir Rum Kıbrıs pasaportuyla Türkiye'ye girebiliyor ama aynı pasaportu taşıyan bir Türk giremiyor. Ankara düpedüz ayrımcılık yapıyor. Oysa o pasaport 1960 anlaşması gereği en az Kıbrıslı Rumlar kadar Türklerin de hakkı.
AKP Kuzey Kıbrıslılara, Türkiye'ye ve Kıbrıs'ta çözüme hizmet etmek istiyorsa boş anlaşmalar peşinde koşacağına bu ayrımcı uygulamaya derhal son verse çok daha makbule geçer.