Kriter ötesi Kıbrıs

Neden şimdi? Kıbrıs sorununa çözüm bulunamamasının Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecini tıkayabileceği daha önceki strateji belgelerinde...

Neden şimdi? Kıbrıs sorununa çözüm bulunamamasının Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecini tıkayabileceği daha önceki strateji belgelerinde belirtilmemişti de neden bu yılkinde belirtildi? Avrupa Komisyonu
neden onca yıl sonra Verheugen'in deyişiyle ilk kez Türkiye'nin AB üyeliği ile Kıbrıs'ta çözüm süreci arasında bir ilintiyi-resmen ve yazılı olarak kurma, Ankara'ya siyasi bir mesaj verme gereği duydu?
Aslında bu sorulara verilebilecek en kestirme yanıt şu: AB Kıbrıs'ta çözümün yolunun Ankara'dan geçtiği hesabıyla son kozlarından birini oynuyor.
Brüksel başından beri Kıbrıs'ın birlik için bir sorun durumuna gelmesini önlemek istedi. Çıkış noktası itibarıyla AB'nin 'ideal' Kıbrıs denklemi 'Önce çözüm, sonra üyelik' olarak kuruldu. Bu denklemle AB topu BM'ye atarak hem sorunla arasına bir mesafe koyuyordu. Ayrıca bir uzlaşma ve güvenlik projesi olması itibarıyla AB'nin ilkeleri ve ruhuyla en uyumlu denklem buydu.
Resmi olarak 1999'a kadar geçerliliğini korudu söz konusu denklem. Ancak bir türlü sonuca ulaşılamadığı da ortadaydı. Ne çözüme, ne üyeliğe yarıyordu AB'nin denklemi. Üstelik genişleme sürecine gölge düşebilirdi. Kırılma noktasına Aralık 1999 tarihinde gelindi. Helsinki zirvesinde AB 'reel' denklemini kurdu. Çözüm, üyeliğin koşulu olmaktan çıkarıldı. Brüksel, Kıbrıs sorunuyla arasındaki mesafeyi kaldırdı, çözüm sürecini yine BM'ye havale etmekle birlikte sorunu içselleştirdi. İlk başta kurulan 'ideal' denklem artık 'opsiyonel' duruma gelmişti.
Aradan geçen üç yılda alınan ara kararlarda AB, çözüm sürecine ilişkin olarak mümkün mertebe alçak bir profil tutturup Helsinki'de kurduğu yeni denklemi korudu.
Aynı süre zarfında Kıbrıs'ta çözüm süreci BM'nin yeni inisiyatifine odaklanmıştı. Ne var ki Aralık 1999'dan Aralık 2002'ye kadar süren, ardından da Mart 2003'e kadar uzatılan görüşmelerden hiçbir sonuç alınamadı. Ve en önemlisi, BM bu başarısızlığın sorumluluğunu Türk tarafına yükledi; çözüm için temel eksiği Türk tarafının siyasi iradesi olarak saptadı. AB de haliyle bunu not etti.
Yine aynı süre zarfında Kıbrıs üyelik yükümlülüklerini bir bir yerine getirdi. Nihayet 1 Mayıs 2004'te AB'ye fiilen girmeyi güvenceye aldı. AB'nin bu haliyle Kıbrıs'ın üyeliğini durdurmaya ne niyeti ne de gücü vardı artık.
İşte bu noktada yeni bir hamle gerekiyordu. AB de bunu Kıbrıs'ta çözümle Türkiye'nin üyelik süreci arasında resmen bağlantı kurarak yaptı. Evet bu bağlantı her zaman vardı. Ama ilk kez somut bir fikir haline getirildi; muhtemelen Aralık 2003'teki Roma zirvesinde liderlerce de onaylanıp bağlayıcılık kazanacak.
Deniyor ki Kıbrıs'ta çözüm Kopenhag siyasi kriterine dahil değil. Evet doğru. Ama sandığınız gibi değil.
Çünkü Kıbrıs çok daha fazlası. Kriter ötesi. Hem hukuki hem siyasi açıdan. Hukuki açıdan bakıldığında, 1 Mayıs 2004'e kadar bir çözüm bulunamaması durumunda AB'ye aday bir ülke, AB üyesi bir ülkenin topraklarından BM kararlarına aykırı olarak işgal gücü bulunduruyor konumuna gelecek (Yaşar Yakış'a selam). Bırakınız anlaşmaları, sözleşmeleri, kararları, bildirileri
bir yana, Amerikalı düşünür Robert Kagan'ın ifadesiyle 'stratejik kültürünün temel nitelikleri arasında güç kullanımının uluslararası hukuka tabiliği de bulunan, en azından Avrupa sınırları içinde askeri gücü ve güç kullanımını uluslararası ilişkilerin bir aracı olarak görmeyi reddeden, güce karşı çıkmayı yeni misyonu olarak seçen' AB söz konusu konumu hangi hukuka sığdırarak hiçbir şey olmamış gibi Türkiye'yle üyelik sürecini sürdürebilir?
İşin siyasi yanı daha da basit. Çözüm olmaması durumunda Kıbrıs Cumhuriyeti 1 Mayıs 2004'ten itibaren 'kuzeysiz' olarak AB'ye girecek. Yunanistan zaten orada... Fazla söze ne hacet?