Kuzuların sessizliği

Meclis de sivil toplum da gerek gizli yönetmelik konusunda gerekse YÖK vakasında sivilleşme sınavından kötü not aldı.

Üç-dört hafta önce bu gazetede devletin topluma 'karşı' zihniyetini, örgütlenmesini ve çalışma yöntemlerini gözler önüne seren bir yönetmeliğe ilişkin bir dizi haber yayımlandı. Burada uzun uzun anlatmayacağım, hepiniz okumuşsunuzdur. Özetleyecek olursak, adına devlet denen organın, adına resmi ideoloji denen belli bir doktrin etrafında, adına toplum denen kitleyi yönlendirmeye, biçimlendirmeye ve konumlandırmaya yönelik stratejisinin 'gizli' damgalı eylem planlarından biriydi yönetmelik.
Daha da ilginci, yönetmelik 12 Eylül 1980 darbesinin hemen ardından devletin asker kanadının elinden çıkmıştı çıkmasına ama bir zihin jimnastiği olarak kalmamış ya da miadını doldurup rafa kaldırılmamıştı. Aksine nice hükümet tarafından bal gibi onaylanmış, hatta bazı bakanlıklar eylem planı çerçevesinde icracı tayin edilmişti. O kadar da değil. Yönetmelikle MGK Genel Sekreterliği yalnızca senaryoyu yazmıyor, yalnızca
rol dağıtımı yapmıyor, aynı zamanda başrolü de kendisine uygun görüyordu.
Ve AB'ye üye olma iddiasındaki 2003 Türkiye'sinde yönetmelik hâlâ yürürlükteydi.
Bir hafta kadar önce bu kez hemen hemen tüm gazetelerde YÖK Başkanı ile kimi rektörlerin Kara Kuvetleri Komutanı'nı ziyaretine ilişkin haberler vardı. Haberlere göre başkan ve rektörler, komutana Milli Eğitim Bakanlığı'nca hazırlanan yeni YÖK taslağına ilişkin rahatsızlıklarını iletmişti. Komutan da bu rahatsızlıkları paylaştığını söylemekle kalmamış, hem rektörleri taslak aleyhinde çalışmalarını sürdürmeye teşvik etmiş, hem de bizzat kendisinin bu rahatsızlıkları MGK toplantısına taşıyacağını belirtmişti.
Bu iki haber ve bu iki haberin gerek özü gerekse genel olarak algılanışı, Türkiye'nin sivilleşmede daha epey yol kat etmesi gerektiğinin somut kanıtları. Sivilleşme, demokratikleşmenin olmazsa olmaz koşuludur. Ne kadar sivilleşirsek o kadar demokratikleşeceğiz.
Demokratik ülkelerde sivil hayatı ilgilendiren sorunların çözüm yeri yine sivil platformlardır, komutanlıklar değil. Bilim üretiminin, özgürlüğün, çoğulculuğun kalesi olması gereken üniversitelerin rektörleri ve o üniversitelerin bağlı bulunduğu 'özerk' kurumun başkanı bir komutandan medet umacak duruma geldiyse bu her şeyden önce, bir meslektaşlarının deyişiyle, onur kırıcıdır. Ondan sonra da sivilleşme adına koca bir ayıptır.
Demokratik ülkelerde toplum devleti yönlendirir, biçimlendirir ve konumlandırır, devlet toplumu değil.
Her devletin ülkenin ulusal çıkarları doğrultusunda 'gizli' faaliyeti söz konusu olabilir. Ama koşullu olarak, İlk önce gizliliğin toplum yararına makul bir gerekçesi olması gerekir. Yönetmeliği okuyunca anlıyoruz ki gerekçe toplumun yararı değil, toplumun güdümü.
Öyle bir devlet ki gerektiğinde toplumuna karşı psikolojik harekât başlatmak için adeta tetikte bekliyor (Zaten yönetmeliğin gizliliği bu yüzden). Sonra, demokrasilerde gizlilik demek denetimsizlik demek değildir. O denetim görevi önce Meclis'e aittir. Sonra da sivil topluma.
Türkiye'de Meclis de sivil toplum da (istisnalar kaideyi bozmaz) gerek gizli yönetmelik konusunda gerekse YÖK vakasında sivilleşme sınavından kötü not aldı. Koca Meclis, yönetmelik konusunda bırakınız bir soruşturmayı bir araştırma komisyonu kurmaya bile gerek duymadı. Hem sosyal hem demokrat geçinen CHP, rektörlerin komutanla görüşmesini 'gayet normal' karşıladı.
Halen süregelen antidemokratik uygulamalarla, sivillikle uzaktan yakından alakası olmayan anlayışlarla nasıl sivilleşip demokratikleşeceğiz?
Kuzuların sessizliği ne zaman sona erecek?