Mesele asker değil

Son iki yazıda 1 Mart mantığıyla bakıldığında Irak'ta hukuki ve fiili durumun Türkiye'nin bu ülkeye asker göndermesine elvermediğini anlatmaya çalıştım.

Son iki yazıda 1 Mart mantığıyla bakıldığında Irak'ta hukuki ve fiili durumun Türkiye'nin bu ülkeye asker göndermesine elvermediğini anlatmaya çalıştım. Çünkü söz konusu mantık doğrultusunda her iki durumda da 1 Mart öncesine kıyasla Ankara'ya bu yönde bir karar aldırabilecek bir değişiklik meydana gelmiş değil. Ankara aksi yönde bir karar alacak olursa kendisiyle çelişecek. Dahası 1 Mart'taki 'Hayır' kararının götürdüğü muhtemel taktik ve stratejik kazanımları geri alamayacağı gibi, belki de 'Hayır' kararının getirdiği tek kazanım sayılabilecek ulusal ve uluslararası alandaki itibarını da yitirecek Ankara. Irak'taki kargaşa ortamı göz önünde bulundurulduğunda Türk askerlerinin karşı karşıya kalabileceği 'hayati' tehlikeler de cabası. Dolayısıyla 1 Mart'ta savaşa 'Hayır' demiş AKP'li ya da CHP'li milletvekillerinden hiçbirinin mevcut konjonktürde işgale 'Evet' demesi, hadi imkânsız demeyeyim ama, hayli zor. Zaten halihazırdaki 'hava' da bu minvalde.
Gelgelelim, dış politika statik değil, dinamik bir süreçtir. Taktik bir hatanın esiri olup strateji feda edilmez. Zaten işin püf noktası da burası... Ankara gelinen noktada 1 Mart kararını hâlâ taktik bir hata olarak görmüyor, bu bir. Ankara'nın hâlâ daha bir Irak stratejisi yok, bu da iki.
Öncelikle içedönük bir özeleştiri lazım Türkiye'ye. Bir kere demokratik
biçimde alındı diye her karar doğru değildir. Sonra, aynı anda hem 1 Mart kararını hem de şimdi aksi yönde bir kararı savunamazsınız, hele hele 1 Mart kararının gerekçelerinden hiçbiri değişmemiş, hatta bazıları daha da kötüleşmişken.
İçedönük özeleştiriye koşut olarak dışadönük bir açılım da lazım Türkiye'nin içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulabilmesi için. Bu da her şeyden önce Ankara'nın bölgeye yönelik misyonunu ve vizyonunu yeniden tanımlayıp yeni strateji oluşturmasıyla mümkün. Irak'tan söz ettiğimize göre, önümüzdeki beş, bilemediniz 10 yılda nasıl bir Irak görmek istediğine karar vermeli Ankara. ABD için ikinci bir Vietnam, Ortadoğu için ikinci bir Lübnan mı? Yoksa Ortadoğululuğun (İsrail hariç) zorluk ve yoksunluklarına karşın, 2'nci Dünya Savaşı sonrasının Almanyası'nı ya da Japonyası'nı mı? Hangisidir Türkiye'nin çıkarına olan? Kendisi tam da aksi yöndeki argümanın modeli olan bir ülke, 'Ortadoğu'da demokrasi tutmaz' ya da 'Demokrasi dışarıdan dayatılmaz' benzeri argümanların efsununa kapılma lüksüne sahip midir? Yoksa misyonu, kendi modelini benimsetmek, yaygınlaştırmak ve bu amaçla yola çıkmış bir müttefikine el uzatmak mı?
ABD, Irak'a ne Saddam'ın silahları yüzünden, ne terörizm bağlantısından saldırdı. Bunlar ikincil etkenler. Asıl neden Ortadoğu'yu 11 Eylülcülere karşı sterilize etmek ve bu strateji en azından 10-12 yıllık bir karar sürecinin sonunda oluşturuldu. ABD bu stratejiyi ulusal güvenliğinin olmazsa olmaz unsurlarından biri yapmış durumda. İşe Afganistan'dan başladılar. Sıra Irak'ta. Devamı da gelecek. Ancak şu anki hedef Irak'ı önce istikrara, sonra refaha, nihayet demokrasiye kavuşturmak.
Evet bu, Bush yönetiminin yürürlüğe koyduğu bir plan. Ama Bush yönetimi gittikten sonra yürürlükten kalkacağını sananlar yanılır. Bugün Bush yönetimini içeriden eleştirenlerin hiçbiri planın amacını eleştirmiyor, araçlarını, yöntemini eleştiriyor.
Bu açıdan bakıldığında ABD'nin -ve Britanya'nın Ortadoğu'da Irak'ı
'kendine benzetmek' için girdiği taahhüt, 2'nci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da Almanya'yı, Uzakdoğu'da Japonya'yı 'kendine benzetmek' için girdiği taahhütten farklı değil. Bu yüzden Blair ABD Kongresi'nde kendinden son derece emin biçimde, "Tarih bizi affedecek" diyebiliyor.
Ankara bu gerçekleri ıskalayarak ne Irak stratejisi oluşturabilir ne de Ortadoğu'ya yönelik misyon ve vizyonunu tanımlayabilir. Ankara ancak o zaman içe ve dışadönük dönüşümünü gerçekleştirip isabetli kararlar alabilir. Ve Ankara ancak o zaman, Irak'a asker gönderip göndermeme kararını, ABD'yle ilişkilerini ve bölgedeki konumunu rehin alan bir karar olmaktan çıkarıp misyon ve vizyonunun gerekliliklerinden biri olarak görebilir.
Sonuç olarak Ankara önümüzdeki dönemde 1 Mart öncesinde düştüğü hataya düşmemeli. Mesele ne o zaman Irak'a cephe açmaktı, ne de şimdi Irak'a asker göndermek. Mesele yepyeni bir Ortadoğu'nun şekillendiğini görüp görememek. Bunu görmedikten sonra asker gönderseniz ne olur, göndermeseniz
ne olur...