Mesele ziyaret değil, politika

Mesele, Sezer'in Suriye ziyareti değil. Mesele, Türkiye'nin Suriye politikası. Halihazırda Ankara-Şam ilişkilerinin geldiği nokta ile ABD öncülüğündeki uluslararası kamuoyunun Şam'a karşı tutumu arasında sıkışmış durumda Türkiye'nin Suriye politikası.

Mesele, Sezer'in Suriye ziyareti değil. Mesele, Türkiye'nin Suriye politikası. Halihazırda Ankara-Şam ilişkilerinin geldiği nokta ile ABD öncülüğündeki uluslararası kamuoyunun Şam'a karşı tutumu arasında sıkışmış durumda Türkiye'nin Suriye politikası.
1998'de Türkiye'nin örtülü savaş tehdidi üzerine Suriye'nin Öcalan'ı sınır dışı etmesinin ardından Ankara-Şam ilişkileri normalleşme sürecine girdi. Bu süreç karşılıklı üst düzey ziyaretlerle pekiştirildi. Siyasi mutabakatı, ekonomik ve ticari ilişkilerin canlandırılması izledi. Her iki devletin özellikle Irak merkezli Kürt özerkliğini tehdit olarak algılaması, bu ilişkilere güvenlik ekseninde stratejik bir boyut da kattı.
Şam öteden beri ABD'nin kara listesinde. Buna karşılık Türkiye'nin Suriye politikası, 11 Eylül 2001'deki insanlık suçu, Amerikan dış politikasını yeniden yapılandırana kadar, ABD'yle gerginliğe yol açmadan sürdürülebilir nitelikteydi. 11 Eylül 2001'i izleyen geçiş döneminde de bu politikaya bağlı kalınabildi.
Ne var ki giderek Türkiye'nin Suriye ile yakınlaşma süreci, ABD'nin Şam üzerindeki baskıyı yoğunlaştırma politikasıyla çakışmaya başladı. Ankara ile Şam arasında yeni anlaşmalara imza atılırken, Washington yönetimi Kongre'den Suriye'yi tecriti ağırlaştıracak bir karar çıkartıyordu. Söz konusu çakışma, Irak işgalinin ardından Washington'ın Suriye'yi kara listeden çıkarıp hedef tahtasına yerleştirmesiyle keskinleşti. Artık Ankara-Şam ilişkileri Ankara-Washington hattında bir gerginlik unsuruydu ama bu gerginlik, Türkiye'yi bir tercih yapmaya zorlayacak ölçüde değildi.
Neden sonra ABD belki de Bush yönetiminin en başarılı diplomatik hamlesini yaparak doğrudan ve tek taraflı olarak Suriye'nin üzerine gitmektense, Şam'ı zayıf yerinden, Lübnan'daki varlığından yakalamaya ve bu çabasında uluslararası topluluğu arkasına almaya karar verdi.
Şu anda ABD ve Avrupa, Suriye konusunda ortak tutum takınmış durumda. İronik olan şu ki, bu ortak tutumun mimarlarından biri Irak konusunda ABD'ye en mesafeli, hatta en muhalif tutumunu almış Fransa.
Dahası Soğuk Savaş süresince Suriye'nin hamiliğini yapmış Sovyetler'in siyasi mirasçısı Rusya bu ABD-Avrupa tutumunu destekliyor. Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün gibi bölge ülkeleri de bu uluslararası mutabakata onay vermiş durumda.
BM Güvenlik Konseyi'nin 1559 sayılı kararında ifadesini bulan bu mutabakat, Suriye'nin Lübnan'dan çekilmesini ve Hizbullah başta olmak üzere Lübnan'daki örgütlerin silahsızlandırılmasını öngörüyor.
Türkiye'nin Kurtuluş Savaşı'ndan İkinci Dünya Savaşı'na uzanan, ardından Soğuk Savaş'ı da kapsayan dönemde güçler dengesi oyununu başarıyla yürütmüş bir ülke olarak şunu iyi bilmesi gerekir: Büyük güçlerin zıt tutum takındığı konularda bölgesel güçlerin manevra alanı genişler; büyük güçlerin ortak tutum takındığı konularda ise bölgesel güçlerin manevra alanı daralır.
Türkiye Suriye konusunda, ikinci durumla karşı karşıya. Zorlanmasının nedeni de bu.
Kaldı ki en az ABD'nin, Fransa'nın ya da diğerlerinin ne dediği kadar, hatta daha önemli nokta şu: Hariri suikastının ardından, Suriye güdümlü siyasilerin ve örgütlerin etkisi dışındaki Lübnan halkının çoğunluğu da defalarca sokağa dökülüp 1559 sayılı kararın uygulanmasını istedi. Muhalefet partileri aynı istekle güç birliği oluşturdu.
Dolayısıyla 1559 yalnızca dış dinamiklerin bir dayatması değil, aynı zamanda Lübnan halkının çoğunluğunun beklentisini yansıtıyor. Uluslararası kamuoyu Lübnan halkından, Lübnan halkı da uluslararası kamuoyundan güç alıyor Suriye'ye karşı.
Bu durumda Türkiye siyasi bir tercih yapmak durumunda. Ancak bu kimilerinin ileri sürdüğü gibi, 'ya ABD ya Suriye' basitliğinde bir tercih değil. Ankara elbette egemen bir devlet olarak, Şam'la ikili ilişkilerini sürdürebilir, ancak bu ilişkilerin, Ankara'yı Lübnan konusunda ortaya çıkan hem yasal hem meşru uluslararası mutabakata katılmaktan alıkoyması gerekmiyor. Tam tersine, Türkiye, Suriye'yle ilişkilerini, Suriye'yi 1559'un gereğini yapmaya ikna etmek için pekâlâ kullanabilir.