Niye olmasın?

Bu köşeyi dönüşümlü olarak paylaştığımız Gündüz Aktan dünkü 'Hem öyle hem böyle, yok öyle' başlıklı yazısında şöyle diyordu...

Bu köşeyi dönüşümlü olarak paylaştığımız Gündüz Aktan dünkü 'Hem öyle hem böyle, yok öyle' başlıklı yazısında şöyle diyordu:
"Halkın taleplerine göre dış politika yapılacaksa, KKTC, Rumlarla birlikte hemen AB üyesi olabilir. AB dışında kalmanın yarattığı şartlarda Türkiye'nin Yunanistan ve AB ile ilişkileri de bozulabilir. Öte yandan, Sn. Erdoğan'ın bir vesileyle sözünü ettiği referandum yapılmış olsa, Türk halkının Irak harekâtı için ABD'ye değil kuvvet yığınağı yapma izni, üsleri ve limanları kullanma, hatta hava sahamızdan geçme izni dahi verilmesine karşı çıkacağına kuşku yok. O zaman da son 50 yılın dost ve müttefiki ABD ile ilişkilerimiz, belki de, düzelmesi mümkün olmayacak biçimde bozulabilir. Böylece muğlak bir halk talepleri kavramı birkaç ay içinde Türk dış politikasını altüst edebilir.
Ama ne görüyoruz, Kıbrıs'ta halkın talepleriyle dış politika yapmayı savunanlar, Irak'ta Amerika'nın yanında yer alınmasını istiyorlar."
Üzerinde durulması gereken bir saptama bu...
Dış politika oluşumunda belirleyici etken, ulusal çıkarlardır. Ulusal çıkarları savunma, koruma, pekiştirme, bir başka deyişle dış politikayı yürütme etkinliği ise ülkenin gücüyle doğru orantılıdır. Gücü yalnızca askeri anlamda almamak, ekonomik, siyasi ve toplumsal boyutu da (istikrar)
göz önünde bulundurmak gerekir.
Ülkeler, çıkar/güç hesaplamaları doğrultusunda kısa ya da orta vadeli taktikler ve uzun vadeli stratejiler geliştirir.
Real politik açıdan bakıldığında dış politika oluşturulması ve yürütülmesinde ulusal çıkarlar dışındaki tüm etkenlerin ikincil rol
oynadığı görülür. Mesela etik kaygılar, mesela kültürel (din, ırk vb.) unsurlar, mesela eknonomik bedel, mesela uluslararası hukuk... devletlerarası ilişkilerde ikinci planda yer alırlar. Bu bağlamda Aktan'ın
'halkın talep-leri' dediği unsuru da içine alan kamuoyu görüşü de (public opinion) dış politika karar alma sürecinde ikincil etkenlerden biridir.
Bu ikincil etkenler zaman zaman, yer yer birincil etkenle örtüşebilir de çelişebilir de. Ancak nihai tahlilde öncelik her zaman birincil etkendedir. Bu noktada ikincil etkenlerden biri birincil etkenle örtüşüyorsa bu diplomatik avantajdır, ülkenin elini güçlendirir. Çelişiyorsa diplomatik dezavantajdır, ülkenin elini zayıflatır.
İşin pratik yanına gelirsek elimizdeki veriler şunlar:
1- AB'ye tam üyelik Türkiye'nin hedeflerinin başında geliyor. 2- Kıbrıs sorununu çözmeden Türkiye'nin AB'ye alınma olasılığı yok.
Dolayısıyla Türkiye'nin AB stratejisinin gerektirdiği taktiklerden biri Kıbrıs'ta çözüm. Bir başka deyişle Kıbrıs'ta anlaşma Türkiye'nin ulusal çıkarları gereği.
Bu noktada ikincil etkenlerden biri ya da birkaçı, birincil etkeni destekliyorsa bunu dezavantaj değil, avantaj olarak görmek gerekir.
Irak'a gelince... Ankara'nın Washington'la ilişkileri, içinde bulunduğu ekonomik durum ve bölgesel konumu göz önüne alınarak yapılması gereken çıkar/güç hesaplaması, Türkiye'nin Irak'a karşı ABD'nin yanında yer almasını gerektiriyor.
Öte yandan demokratik bir iç politikası, rasyonel bir dış politikası bulunan hiçbir ülkede halk meşru müdafaa dışında savaşa gönüllü olmaz. İşin ahlaki, vicdani yanından başka halk tam da Aktan'ın dediği gibi 'kısa vadeli ve özel çıkarlarına göre hareket etme eğiliminde'dir.
Türkiye bağlamında da Irak'la savaştan da önümüzdeki birkaç yıllık dönem içinde halkın belki de tamamının olumsuz etkileneceği kesin.
Dolayısıyla dış politika karar alma sürecinde bir dezavantaj söz konusu.
Bu noktada devlete, daha doğrusu devletin dış politikasını uygulamakla görevlendirilmiş hükümete düşen, bu dezavantajı ortadan kaldırmaktır. Bu ülke temsili demokrasiyle yönetildiğine göre adres Meclis, yöntem de şeffaflıktır. Meclis'e, hükümetin önünde bulunan seçenekler artısıyla eksisiyle anlatılır.
Ve nihayet bir karar verilir. Kararın sorumluluğunu da hükümet üstlenir.
Bir noktayı unutmamak gerekir: devletlerin, dolayısıyla da devletlerin dış politikasını yürüten hükümetlerin 'kısa vadeli ve özel çıkar' temelinde düşünüp hareket etme serbestisi yoktur.
Kıbrıs'ta, dolayısıyla AB'yle ilişkilerimizde ve Irak'ta, dolayısıyla ABD'yle ilişkilerimizde unutmamamız gereken bir nokta daha var:
Dış politika pratiğinde idealizme de yer vardır, oportünizme de. Ama aslolan realizm ve pragmatizmdir. Çünkü diplomasi mümkün olanın sanatıdır.