O kadar da acele etmeyin

'KKTC seçimleri demokrasinin zaferi' denildikçe, "Başka seçim mi izledim" diye soruyorum. Kesin konuşmak için ciddi raporları beklemek gerek.

KKTC seçimlerine iki gün kalmış. Lefkoşa'nın dış mahallelerindeki salaş bir lokantada beş altı kişi oturuyoruz. Bir saat kadar sonra BDH'nın mitingi başlayacak. Birden masadaki KKTC Telsim abonelerinin telefonlarına bir mesaj düşüyor. Mesaj şöyle:
'BDH'nın bu akşam saat 19.00'da Lefkoşa'da yapılacak büyük mitinginde buluşalım. BDH, bir mühür daha.
Bahara Avrupa.'
Mesajda bir anormallik yok. Anormallik imzada. Çünkü imza yerinde 'AKP' yazıyor...
Yarım saat kadar sonra aynı telefonlara bir mesaj daha düşüyor. O da şöyle: 'AKP adına yapılan BDH'nın bu akşamki mitingine katılma çağrısı tamamen yalandır, sahtekârlıktır. AKP merkezi bunu teyit etmiştir.'
Bu seferki imza ilkindekinden de ilginç: 'Rauf Raif Denktaş, Cumhurbaşkanı.'
Hiç kuşku yok ki 'birileri' can havliyle işbaşında. Ve o birileri bir taşla iki kuş hesabıyla hem AKP'yi hem BDH'yı zorda bırakmaya çalışıyor. Denktaş da katkısını esirgemiyor.
Bu tek vaka çok şey anlatıyor aslında ve anlayan anlıyor...
KKTC'de seçimler sonrasında ne olacağını, ne olması gerektiğini konuşmadan önce seçimler öncesinde ne olduğunu yerli yerine oturtmak lazım. Türkiye ve iktidar yanlısı KKTC basınında, "Seçimlerle tüm dünyaya demokrasi dersi verdik" diye böbürlenenleri okudukça, "Acaba ben başka bir seçim mi izledim" demekten kendini alıkoyamıyorum.
Her seçim bir süreçtir, öncesiyle, oy kullanma günüyle ve sonrasıyla... Seçim öncesi dönem itibarıyla 14 Aralık seçimlerine 'özgür ve adil' demek hiç kolay değil. Seçim öncesi dağıtılan vatandaşlıklar, işe almalar, Cumhurbaşkanı'nın seçim yasağını ihlal etme pahasına son dakikaya kadar tarafgirliği, devlet televizyonu BRT'nin yanlı yayınları, Türkiye'nin Denktaşçı sivil ve asker kadrolarınca yapılan ziyaretler, açıklamalar, AKP dahil lojistik ve siyasi yardımlar, üç günlük turlarla KKTC'ye gelip oyunu kullandıktan sonra dönen insanlar... (Tabii bir de gayriresmi müdahaleler var: Sivil toplum kisvesi altında iktidar partileri lehine yürütülen kampanyalar, emekli komutanların ziyaretleri, bizdeki bazı 'medya büyükleri'nin de katıldığı muhalefet liderlerini karalama programları ve daha neler neler...)
Öyle ki iktidar partileri tarafından Verheugen'in ya da Weston'ın muhalefet lehine 'müdahale' olarak yorumlanan sözleri bile muhalefetin aleyhine kullanıldı. İktidarın seçim kampanyasına malzeme yapıldı. Muhalefetin, 'dış güçler'in aleti olduğu imajı parlatıldı.
Muhalefet blokunun, özellikle de CTP'nin 14 Aralık'ta aldığı sonuç tüm bunlara rağmen alındı... Bunu bir kenara not etmekte yarar var. O yüzden, seçim öncesinde ne olduğunu netleştirmeden seçimde ne olduğunu ve seçim sonrasında ne olması gerektiğini anlamak mümkün değil.
Bunlar benim gözlemlerim, kesin yargıya varmak için KKTC seçimlerine ilişkin olarak tek ciddi gözlemci çalışmasını yapmış Oslo Hukuk Fakültesi Grubu'nun raporunun açıklanmasını beklemekte yarar var. Bu alanda dünyanın en saygın kurumları arasında yer alan grup, üç kişilik ekibi ve yerel yardımcılarıyla birlikte 10 Kasım'da KKTC'ye konuşlandı. BM ve AGİT'in yöntemleriyle her gün saha çalışması yaptılar. Belgeleri inceleyip olup bitenleri gözlediler. Ve muhtemelen ocak ayında da bir rapor yayımlayacaklar. Bekleyip görelim...
KKTC'de oy kullanma günü tek bir olumsuz vaka bile elbette yaşanmamıştır. Ancak bunun nedeni, iktidarın demokrasi sevdası falan değil, uluslararası medyanın yoğun ilgisi ve daha da önemlisi muhalefetin siyasi iradesine sahip çıkmasıdır. Muhalefet partilerinin temsilcileri 14 Aralık günü tüm seçim merkezlerinde nöbetteydi. Tüm sandıklar kapanana ve oylar sayılana kadar. Uluslararası medya da çıkabilecek bir vakaya karşı tetikteydi.
Dolayısıyla KKTC seçimlerinde oy kullanma ve oy sayımı sürecinde bir olumsuzluk yaşanmaması son derece normal. Ama 'demokrasinin zaferi'ni ilan etmek için henüz erken.