Olumlu rapor olumlu tepki

Avrupa Komisyonu'nun 2003 Türkiye İlerleme Raporu, öncekileriyle kıyaslanamayacak ölçüde olumlu çıktı. Bu gayet normal.

Avrupa Komisyonu'nun 2003 Türkiye İlerleme Raporu, öncekileriyle kıyaslanamayacak ölçüde olumlu çıktı. Bu gayet normal. Çünkü söz konusu dönemde AKP hükümeti Kopenhag Siyasi Kriteri'ni (demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlık haklarına saygıyı güvenceye alan kurumların istikrarı) yerine getirme yolunda, önceki hükümetlerle kıyaslanamayacak ölçüde yol aldı. Daha da önemlisi, bu yolda gerek söylem gerekse icraat olarak bariz bir siyasi irade gösterdi.
Rapor, Türkiye'de son bir yıl içinde siyasi ve hukuki sisteme yönelik olarak yapılan değişikliklerin hakkını verdikten sonra iki noktaya dikkat çekiyor: İlki daha yapılacak başka değişiklikler bulunduğu; ikincisi de
yasal değişikliklerin uygulanması gerektiği.
Aslında iki örnek raporun lafzını ve ruhunu yansıtmaya yetebilir.
Önce 'Milli Güvenlik Kurulu' altında asker-sivil ilişkisi üzerine yazılanlara göz atalım:
"Sivil ve askeri otoriteler arasındaki ilişkileri AB üyesi ülkelerdeki çizgiye getirmek için MGK'nın yasal çerçevesinde birtakım temel değişiklikler yapıldı... Ancak RTÜK ve YÖK gibi sivil kurumlarda hâlâ MGK temsilcileri var. MGK'dan ayrı olarak Türkiye'de ordu bazı gayriresmi mekanizmalar aracılığıyla nüfuzunu kullanıyor. MGK'nın asker üyeleri zaman zaman konuşma yaparak, medyaya beyanat vererek ve bildiri yayımlayarak siyasi, sosyal ve dış politikaya ilişkin konularda görüş belirtiyor. Sonuç olarak, söz konusu yasal düzenlemeler MGK'nın işleyişini belirgin biçimde değiştirebilir. Askerin sivil denetiminin AB üyesi ülkelerdeki çizgiye getirilebilmesi için bu reformların etkin biçimde uygulanması, sivil kurumlardan askeri temsilcilerin çekilmesi ve savunma harcamalarının Meclis'in tam denetimine girmesi önem taşıyor."
İkinci örneği de 'Yurttaşlık ve Siyasal Haklar' başlığı altında değerlendirilen anadilde yayın konusundan vereyim:
"Yayın alanında Türkçe dışındaki dillerde radyo ve televizyon yayını yapılmasına izin veren reformlar henüz hiçbir somut sonuç vermedi..." (Aynı saptama Türkçe dışındaki dilllerde eğitim konusunda da yapılıyor)
Raporun yaklaşımını genel olarak bu iki örnekten yola çıkarak anlamak mümkün. Bir yandan bugüne kadar yapılan reformlar kayıt altına alınıp hükümetin performansı övülüyor. Öte yandan hem daha yapılması gereken reformlar bulunduğu hem de yapılan reformların hayata geçirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Raporun özü bu. Aralık 2004'teki 'karar günü' göz önüne alındığından rapordan çıkarılacak tek sonuç Türkiye'nin epey yol kat etmiş bulunmasına karşın daha gitmesi gereken epey yolunun bulunduğu, buna karşılık zamanının az olduğu. Bu açıdan rapor cesaret verici olduğu kadar
ister istemez bir baskı da oluşturacak Türkiye üzerinde.
Gelelim raporun, AKP hükümeti tarafından algılanmasına. AKP Aralık 2002'deki Kopenhag zirvesinden bu yana AB'nin Türkiye'ye yaklaşımını doğru okumayı sürdürüyor. Önce Gül'ün sonra da hükü7metin tepkisi 2003 İlerleme Raporu'nun özüyle uyumluydu. Raporun objektif bulunması, önümüzdeki süreç için bir itici güç olarak değerlendirilmesi son derece isabetli.
Bu değerlendirmenin bir sonraki yazıda değerlendireceğim tahrike açık Strateji Belgesi'ndeki 'Kıbrıs faslı'na gereğinden fazla takılmadan yapılmış olması da takdire şayan (daha ilk iki günde hem siyasetten hem medya dahil sivil toplumdan tahrikçilerin sayısı hiç de az değildi doğrusu). AKP bu tür tahriklere kapılmadan AB yolunda yürümeyi sürdürmeli.
Türkiye'nin yapacak işi çok, boşa harcayacak vakti yok.