Ortadoğu barışı yine yollarda

Filistin-İsrail şiddetinin, kayıtsızlığı daha fazla kaldıramayacak...

Filistin-İsrail şiddetinin, kayıtsızlığı daha fazla kaldıramayacak boyutlara ulaştığı 2002 yazında ABD lideri Bush, Oval Ofis'te Ürdün lideri Abdullah'la görüşmektedir. Abdullah, "Bize ne lazım biliyor musunuz? Bize bir yol haritası lazım" der. Bush hemen odadaki ilgili dışişleri diplomatına döner ve şu soruyu sorar: "Bir yol haritası istiyor, ona bir yol haritası verebilir miyiz?" Hayır demek mümkün değildir elbette...
Evet, son dilimi geçtiğimiz 31 ayı kapsayan şiddet döngüsünün (760
İsrailli, 2 bin 300 Filistinli öldü) rehin aldığı Ortadoğu'da dünden itibaren barış için yeni bir yol haritası var. Parametreleri, öncüllerinden
farklı değil. Filistinlilere toprak ve egemenlik vaat ediliyor,
İsraillilere de güvenlik...
Özetle: Filistinliler derhal ve koşulsuz ateşkes ilan edecek; terörist örgütleri dağıtacak; ruhsatsız silahlara el koyacak. Buna karşılık İsrail, sivilleri hedef almayı durduracak, ev yıkımlarına son verecek, yerleşim inşaatlarını durduracak ve Eylül 2000'den itibaren yeniden işgal ettiği topraklardan çekilmeye başlayacak. Ayrıca 2003 sonuna kadar 'geçici sınırları ve egemenlik kullanımları' bulunan bir Filistin devleti kurulacak; 2004 sonuna kadar da bu yapı, 'egemen, bağımsız, demokratik ve kalıcı' bir devlete dönüşecek.
Plan bir dörtlü yapımı (ABD, AB, BM ve Rusya) gibi görünse de arkasındaki tek gerçek 'güç' ABD. Filistin-İsrail sorunu Ortadoğu'da ucu ikiz kulelere kadar uzanan 'bütün kötülüklerin anası.' ABD başka 11 Eylül'ler yaşamak istemiyorsa İsrail-Filistin sorununu çözmek zorunda. Dolayısıyla önümüzdeki yol haritası, bu zorunluluğun uzantısı.
ABD yol haritasını sunmak için önce bu haritayı okuyup gereğini yapabilecek
bir Filistin liderliği oluşturdu. Arafat dışlandı; Filistin yönetimi reforma zorlandı; terörizm karşıtı tutumuyla bilinen Mahmud Abbas, Arafat'a rağmen Filistin Başabakanlığı'na seçildi. Bir anlamda Filistin yönetimi kıvama getirildi. Bu açıdan bakıldığında ABD'nin 'Büyük Ortadoğu'nun jeopolitik haritasını yeniden çizmek için giriştiği seferberlikte Afganistan ve Irak'tan sonra üçüncü durak ne Suriye ne İran, Filistin. Filistin'de kendi çapında bir rejim değişikliği gerçekleştirildi bile, Arafat rejim dışı değilse bile devre dışı.
Ne var ki iş Arafat'ı devre dışı bırakmakla çözülmüyor. 'Yol'da başka ciddi engeller var. İlk akla gelenler:
Filistinli köktenci örgütler ile İsrailli sağ partiler yol haritasına karşı. Plana ilk tepki intihar bombasıyla verildi bile. Sağ partiler de yerleşimleri durdurması halinde Şaron'a verdikleri hükümet desteğini çekmekten söz ediyor.
Planın taraflarının performansı da merak konusu. Abbas'ın sözünü ve gücünü ne derece geçirebileceği bilinmiyor; tabanı zayıf; üstelik daha şimdiden kimilerince ABD'nin kuklası olarak görülüyor. Şaron'a ilişkin soru işaretlerini sıralamaya gerek bile yok.
Plana ilişkin taraflar arasında görüş ayrılığı var. Filistinliler planı nihai kabul ediyor ve eşzamanlı uygulama istiyor. İsrailliler planı tartışmaya açma peşinde ve önce Filistinlilerin adım atmasını istiyor. İşin garibi, bu konularda dört hami arasında da görüş birliği yok.
Bush'un planın arkasında ne kadar duracağı, Şaron'a ne kadar baskı uygulayacağı meçhul. ABD liderinin siyaseten İsrail'in yanında yer aldığına kuşku yok. Ekibi ve destekçilerinin çoğunun da. Ayrıca hiçbir başkan seçime giderken Yahudi lobisini karşısına almaya cesaret edemez.
Ya komşular? Saddam rejiminin ortadan kaldırılmasıyla barış düşmanları bir eksildi ama Suriye, İran, Suudi Arabistan gibi ülkeler henüz barış cephesine geçmiş değil.
Plan bir çerçeve ortaya koyuyor ama 'esaslı' konulara girmiyor. Mesela Kudüs'ün paylaşımı, Filistinli mültecilerin akıbeti ve nihai sınırlar gibi konular taraflara bırakılıyor. İyi ama kıyamet de bu konular yüzünden kopmuyor mu zaten?
Velhasıl, Ortadoğu'da barış yine zor, ama söylesenize, ne zaman kolay oldu ki?