Ortadoğu nereye, Türkiye nereye?

Filistinliler, şiddeti siyasi mücadele aracı olarak görmeyen birini başkan yapıyor. Irak'ta serbest seçim düzenleniyor. Hıristiyanı, Müslümanı, Dürzüsüyle Lübnanlılar sokağa dökülüp Suriye'den ülkedeki siyasi ve askeri </br>varlığını sona erdirmesini istiyor...

Filistinliler, şiddeti siyasi mücadele aracı olarak görmeyen birini başkan yapıyor. Irak'ta serbest seçim düzenleniyor. Hıristiyanı, Müslümanı, Dürzüsüyle Lübnanlılar sokağa dökülüp Suriye'den ülkedeki siyasi ve askeri
varlığını sona erdirmesini istiyor... Kulağa klişe gelse de gerçek o ki değişim rüzgârları esiyor Ortadoğu'da...
11 Eylül'ün ardından yalnızca uygarlıklar arasında değil uygarlıklar içinde de 'dünyanın gidişatı'na ilişkin olarak hedef ve yöntemler üzerine (amaçlar ve araçlar da denebilir) çok yönlü bir tartışma söz konusu.
Batı, genel hatlarıyla ABD ve AB olarak bir ayrışma sürecinde. Bu ayrışma, son olarak NATO zirvesinde bir kez daha su yüzüne çıktı. Tartışma, dolayısıyla da ayrışma hedeften ziyade yöntemlere odaklanmış durumda. ABD için olduğu kadar AB için de hedef, tüm kurumları ve değerleriyle liberal demokrasi. Tabii ki idealize edilmiş bir hedeften söz ediyorum.
Her halükârda ABD söz konusu hedef için müdahaleci yöntemlere de başvurulabileceği görüşünde. Nitekim bu görüşünü, son olarak Irak'ta uygulamaya da geçirdi. Savaş ve işgalle.
Buna karşılık AB, diyalog yöntemini savunuyor.
Bu görüşün halihazırdaki uygulama alanı ise İran.
AB, İran'ı diyalog ve ödüllendirme yoluyla nükleer silah üretmekten vazgeçirmeye uğraşıyor.
Nihai tahlilde çıkarlar ve idealler ortaklığı üzerine inşa edildiği için Batı, bir uygarlık olarak bütünlük içindeyken aynı saptamayı bugün Doğu için yapmak imkânsız.
Doğu uygarlık bağlamında hem Batı'dan çok daha çeşitli (Çin, Hint, Rus, İslam...) hem de bir çıkar ideal ortaklığıyla 'bağlı' değil. Dolayısıyla, Doğu'daki ayrışma yalnızca yöntemle sınırlı değil, hedefi de kapsıyor.
11 Eylül 2001'in tetiklediği, daha doğrusu ivme kazandırdığı dinamiklerden biri de İslam uygarlığı içindeki reformcumuhafazakâr tartışması. Özellikle İslam uygarlığının kalbi sayılan Ortadoğu'da İslam'ın ne olduğu, ne öngördüğü gibi dini, halkların kendi kaderini tayin hakkı gibi siyasi, olası kalkınma modelleri gibi ekonomik boyutları bulunan geniş ölçekli bir tartışma yürütülüyor İslam âleminde. Bir yanıyla, belki de hiçbir zaman bitmeyecek bir tartışma bu...
Şu dönemde tartışmanın özellikle siyasi boyutu açısından önemli olan ise, varılacak hedef her ne olursa olsun, halk iradesinin, bir yöntem olarak öne çıkmaya başlaması. İster dış dinamiğin, ister iç dinamiğin, isterse iki dinamiğin etkileşimiyle olsun. Seçimler, sokak gösterileri, sivil toplum girişimleri, hatta internet yoluyla halk iradesi Ortadoğu'da kendini giderek daha fazla hissettiriyor. Değişim rüzgârının arkasındaki itici güç de bu halk iradesi zaten.
Türkiye'de tüm bu tartışmalarda gözden kaçan ya da üzerinde yeterince durulmayan bir nokta var: Ortadoğu'da halk iradesinin ve halk iradesinin ideal modeli demokrasinin sözcülüğünü ve savunuculuğuna yapan reformcu hareketin, ilham kaynaklarından birinin, bizzat Türkiye, daha doğrusu AKP olduğu. İslami kökenli bir siyasi hareket olarak AKP'nin iktidara gelişi, İslam âleminin, Türkiye'ye bakışını ve Türkiye'yi algılayışını değiştirdiği gibi, söz konusu tartışmada da bir örnek, bir referans partisi, bir başarı öyküsü biçiminde sunularak reformcuların elini güçlendirdi.
Böyle bakıldığında, AKP'nin, İslam âlemindeki doğal müttefiklerinin, reformcular olması gerekir gibi geliyor. Statükoyu değil, değişimi, tepeden inmeciliği değil halk iradesini savunan reformcular. Acaba öyle mi?
Irak'ta öyle mi mesela? Iraklılara 50 yıl sonra kimlerce ve nasıl yönetilmek istediklerine ilişkin söz hakkı verildi. Milyonlarca Iraklı sandığa gidip oy kullandı. Türkiye'den akılda kalan tek 'tepki' Erdoğan'ın, seçimlerin meşruiyetini sorgulayan demeciydi...
AKP, Ortadoğu'nun Türkiye'ye yaklaşımını değiştirdi, bakalım Türkiye'nin Ortadoğu'ya yaklaşımını değiştirebilecek mi?