Özkök, Kıbrıs, jeopolitik

Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Radikal'de geçen pazar günü yayımlanan söyleşisinde Kıbrıs sorununa uluslararası jeopolitik açıdan nasıl baktığını şöyle dile getiriyordu:

Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Radikal'de geçen pazar günü yayımlanan söyleşisinde Kıbrıs sorununa uluslararası jeopolitik açıdan nasıl baktığını şöyle dile getiriyordu:
"Stratejik bir hat üzerinde. İngiltere'den başlar. Cebelitarık, Malta, Kıbrıs, Süveyş Kanalı, Hindistan, Singapur. İngiltere bunun için Kıbrıs'taki üslerini Avrupa Birliği müktesebatına da sokmuyor. Egemen üsler olarak tutmak istiyor.
Ada bu çok önemli zincir üzerinde bir yer..."
Bu analizde başlıca iki zaaf var. Birincisi, anakronik, bir başka deyişle 'statüko ante'ye ait bir temele oturtulması. Bu analiz ancak Britanya'nın gerçek anlamda bir imparatorluk olduğu sömürgecilik dönemi için geçerli olabilir.
Britanya'nın 1800'lerin sonunda Kıbrıs'a göz dikmesinin nedeni, imparatorluğun baş tacı Hindistan'a giden yolu tutmaktı. 1878'de Kıbrıs'ın yönetimini Osmanlılardan bu hesapla devraldılar. Ancak dört yıl sonra Süveyş'i işgal etmeleriyle Kıbrıs'ın stratejik işlevi Britanya için azaldı. O tarihten Soğuk Savaş'a kadar amaç, Kıbrıs'ın düşman bir imparatorluk ya da ülkenin eline geçmesini önlemekti yalnızca. (Ne ironiktir ki Türkiye 1923'te Lozan'da Kıbrıs'ın egemenliğini de Britanya'ya bıraktıktan sonra ta 1950'lerin sonuna kadar resmi politikasını Kıbrıs'ın Britanya'da kalması üzerine kurdu. Hem de inatla. Hatta Denktaş bile hatıratında o dönem "Körü körüne İngiliz yandaşlığı güttük" der.)
Dönemin Britanya Başbakanı Eden "Kıbrıs yoksa petrol de yoktur. Petrol yoksa Britanya'da işsizlik ve açlık olur. Bu kadar basit" dediğinde yıl 1956'ydı. Aynı yıl Britanya Kıbrıs'tan sıçrayıp Fransız ve İsraillilerle birlikte Süveyş'te görünürde Mısır, ama aslında ABD karşısında hezimete uğradı. Kıbrıs, Britanya'nın Ortadoğu'daki son tutunma noktası haline gelmişti. Artık kuralları ABD koyuyordu.
O yıllardan bugüne dünya neresinden baksanız en az üç kez yeniden kuruldu: Soğuk Savaş dönemi, Soğuk Savaş sonrası dönem ve 11 Eylül 2001 sonrası dönem.
Bu üç dönemin yalnızca ilkinde Kıbrıs uluslararası jeopolitik açıdan stratejik bir işlevsellik taşıyordu. Bunun bir yönü, Eden'in ifade ettiği işlevsellikti. Ancak o dönemde bile Kıbrıs Britanya'dan fazla, ABD ve Sovyetler için bir işlevsellik taşıyordu. ABD'nin derdi Kıbrıs'ın 'Akdeniz'in Kübası'na dönüşmesini önleyip Batı bloku (NATO
denetimi) içinde kalmasını sağlamak ve NATO'yu zayıflatacak bir Türk-Yunan savaşına mahal vermemekti. Sovyetler ise sıcak denizlerde bir köprübaşı elde etmenin ve/veya Kıbrıs üzerinden bir Türk-Yunan savaşıyla
NATO'yu zayıflatmanın hesabını yapıyordu. Klasik Soğuk Savaş mücadelesine girişilmişti kısacası.
Bu dönemin kırılma noktası Türkiye'nin 1974 Kıbrıs müdahalesiydi. Sonuçta öyle ya da böyle Kıbrıs içten ve dıştan epey hırpalandıysa da Batı bloku içinde kaldı ve o defter kapandı.
Sonraki birbiriyle geçişimli iki dönemde ise gerek uluslararası jeopolitik dengenin, dolayısıyla da hesapların altüst olması gerek savaş teknolojisinde gelinen nokta nedeniyle Kıbrıs jeopolitik açıdan stratejik işlevselliğini kaybetti.
1991'den beri Ortadoğu'da ya da Kuzey Afrika'da başgösteren krizlerde Kıbrıs'ın askeri olarak bırakın stratejik, taktik bir rol üstlendiği bile görülmedi. Hatta Britanya, Annan Planı'na 'mütevazı' bir katkı amacıyla söz konusu üs topraklarının yarısına yakın kısmını yeni kurulacak Kıbrıs devletine bırakmayı önerdi.
Bugün Hong Kong artık Çin'in. Singapur bir şehir devleti. Süveyş, Mısır'ın. Hindistan bağımsız. Bölgedeki bir avuç Britanyalının inadı tutmasa Cebelitarık çoktan İspanyollara iade edilmişti,
edilmesi hâlâ gündemde. Malta'nın bu babda esamisi okunmaz.
Dolayısıyla Özkök'ün bahsettiği o hat, o zincir kırılalı, Kıbrıs
halkası kopalı çok oluyor.
Tabii ki bu, Britanya için Kıbrıs'taki üslerinin büsbütün işlevsizleştiği anlamına gelmez. Ancak söz konusu üsler bugün göreceli bir işlevsellik taşıyor. Britanya'nın hâlâ Kıbrıs'ta egemen üsler bulundurmasının bir nedeni varsa o da Batı'nın Ortadoğu'daki siyasi ve ekonomik çıkarlarını kollamak amacıyla ABD ya da NATO'nun girişebileceği bir müdahalede hareket kabiliyeti sağlamak. Yani küresel değil, bölgesel bir işlevselliği var
adadaki Britanya üslerinin.
Kaldı ki bahsettiğim her üç dönemde de Kıbrıs'taki Britanya askeri varlığı, ancak ve ancak Britanya ABD'nin dünyadaki iki stratejik ortağından biri (diğeri İsrail) olarak kaldıkça bir işlevsellik taşır. Daha ötesinde değil.
Özkök'ün Kıbrıs'a Türkiye açısından bakışını anlattığı cümleleri bir başka yazıda değerlendirmek gerekecek...