Papadopulos niye geldi, Denktaş niye gidiyor?

Liderlerin, özellikle de halk oyuyla seçilen cumhurbaşkanlarının temsil gücü, dolayısıyla da demokratik meşruiyeti, toplumla, en azından toplumun çoğunluğuyla aralarındaki uzlaşmaya dayanır.

Liderlerin, özellikle de halk oyuyla seçilen cumhurbaşkanlarının temsil gücü, dolayısıyla da demokratik meşruiyeti, toplumla, en azından toplumun çoğunluğuyla aralarındaki uzlaşmaya dayanır. Bu uzlaşma, liderin, toplumun ihtiyaçlarına, isteklerine, beklentilerine karşılık vermesi üzerine kurgulanır. Bu kurgu bozulup uzlaşma ortadan kalktığında toplum değiştirilemeyeceğine göre, liderin değiştirilmesi gerekir.
Bu pazar günü Kuzey Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerle Denktaş'ın cumhurbaşkanlığı, daha da önemlisi toplum liderliği 'resmen' sona eriyor. Resmeni özellikle vurguluyorum; ne de olsa fiilen Denktaş'ın Aralık 2003 milletvekili seçimlerinde sarsılan toplum liderliği Kuzey Kıbrıs'ta Annan Planı için referandum yapıldığı gün, yani 24 Nisan 2004'te sona erdi. Çünkü, Denktaş'ın var gücüyle 'Hayır' kampanyası yürütmesine karşın, o gün toplumun yüzde 65'i referandumda 'Evet' oyu kullandı. Denktaş, çözümsüzlük ve KKTC derken, toplumun çoğunluğu çözüm ve AB dedi. Dolayısıyla Kuzey Kıbrıs'ta lider ile toplumun çoğunluğu arasında, yukarıda sözünü ettiğim kurgu bozulmuş, uzlaşı ortadan kalkmıştı. Fiili durum bugün resmileşiyor ve Denktaş gidiyor.
Gelgelelim, Kuzey Kıbrıs'ta toplum-lider ilişkisi yeniden kurgulanırken, Güney Kıbrıs'ta toplum, liderini değiştirdi. Annan Planı temelinde federalizm ve yeniden birleşme diyen Kleridis, toplumunun çoğunluğuyla ters düştü. Çünkü toplumun çoğunluğu, Annan Planı'nın, ihtiyaç, istek ve beklentilerini karşılamadığına kanaat getirmişti ve ünitarizm ve entegrasyon diyen Papadopulos'u lider seçti.
Denktaş, toplumuna 'Hayır' çağrısı yapıp 'Evet'le karşılaşırken, Papadopulos 'Hayır' çağrısı yapıp umduğundan da güçlü bir 'Hayır' elde etti. Bu bağlamda Denktaş'ın aksine Papadopulos'un toplum liderliği bugün itibarıyla sorgulanabilecek durumda değil. Yakın gelecekte de sorgulanabilecek gibi görünmüyor.
Kısaca ve kabaca anlattığım Kıbrıs'ın her iki tarafındaki toplum-lider dinamiği, gerek bugün bulunduğumuz noktayı kavrayabilmek, gerekse bu noktadan nereye gidilebileceğini öngörebilmenin kılavuzlarından biri.
Kıbrıslı akademisyen Niyazi Kızılyürek'in İletişim Yayınları'ndan çıkan 'Doğmamış Bir Devletin Tarihi: Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti' adlı kitabı, tam da bu dinamiği işliyor.
Yapacağım iki alıntı, bu yazının başlığındaki soruya yanıt ve çok daha fazlasına ipucu niteliğinde:
"Kıbrıs Rum toplumunda... realistler ile ret cephesi şeklinde devam eden farklılık, Papadopulos'un AKEL'in desteğiyle iktidara gelmesiyle ve Annan Planı'nın 'birlik ve beraberlik' içinde reddedilmesiyle son buldu. (...) Böylece Kıbrıs Rum toplumunda siyasi güçler arasında 1960 yılında başlayan bölünme, 2004'te 'Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı oluşturulan 'kutsal ittifak'la son buldu. (...) Burada söz konusu olan, neomilliyetçi bir akımın toplumun en geniş kesimlerini kucaklamasıdır. (...)
İçinde bulunduğumuz dönemde 'baş çelişki' Kıbrıs Cumhuriyeti ile Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti arasındadır. Bu durum, siyasi ittifakların yeniden gözden geçirilmesini gerektirmektedir. Eskiden Türk ayrılıkçılığına karşı Kıbrıs'ta siyasi birlik oluşturmak isteyenler, bugün eğer siyasi birlik sağlamak istiyorlarsa, bunu Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni savunmakla yapabilirler."
"Denktaş ve onun temsil ettiği Türk milliyetçiliği 1974 yılından beri Kuzey Kıbrıs'ta 'iktidar' olmasına karşın hegemonya oluşturmada başarılı olamadı. (...) Kıbrıs Türk solu (...) toplumun geniş kesimlerine yayılan bir kimlik, demokrasi ve barış duyarlılığının yerleşmesine öncülük etti. Kıbrıslı Türkleri, Avrupa Birliği dışında bırakan Denktaş'ı, 'halksız lider' durumuna düşüren de bu duyarlılık oldu. Bu duyarlılık ayrıca Denktaş'ın neden kendi halkına sırt çevirerek 'Anadolu halkına' sığındığını izah etmektedir. Halk aslında bir dönemin liderini, sürgüne göndermeye hazırlanıyordu. Çünkü halkın 'biz' dediği olgunun içinde artık Denktaş yoktu."