Papadopulos'la Denktaş bir gün...

Ankara istemeden Kıbrıs'ta siyaset değişmez. Ankara'nın da değiştiği yok.

P: Ankara istemeden Kıbrıs'ta siyaset değişmez. Ankara'nın da değiştiği yok.
Aksine, gittikçe daha fazla sizinle özdeşleşmekte. Benim izlenimim o ki
sizinle çözüm mümkün değil.
D: Öyle takdim edildim, ABD, İngilizler, siz, Yunanistan, hatta bizim muhalefet tarafından. Erdoğan da başbakan olmadan önce bizden ziyade bunu diyenlerle temastaydı.
P: Kesinlikle, sizinle çözüm mümkün değil. Ne şimdi, ne gelecekte. Çünkü siz Türkiye üzerinde nüfuz sahibisiniz. Türkiye'de politika belirleyecek derecede değil ama Türkiye'nin, görüşlerinizle özdeş olmayan politikalarını bozacak kadar.
D: Şimdi Türkiye'nin bir AB vizyonu var, Başbakan bunu çok güzel ortaya koydu. Dedi ki: "Türkiye'nin AB vizyonuna Kıbrıs Türkleri de dahildir." Bunun anlamı şu: AB'ye ancak Kıbrıs Türkleriyle birlikte gireriz. Rumların girmesini meşru kabul etmeyiz.
P: Erdoğan'ın işgal bölgelerinde yaptığı konuşmayı okudum.
İki halktan, toprak düzenlemelerinden bahsediyor, 'devletin' idamesini destekliyor...
D: Türkiye'nin milli davasının temeli budur.
P: 'Evet, Türkiye'de politika değişikliği var' diyebilmemiz için bize pencere açmıyorlar.
D: Eğer ben Lahey'de imzayı atsaydım siz de atacak mıydınız?
P: Kim demiş? Nereden çıkıyor bu? Annan Planı'nı olduğu gibi kabul etmediğimizi ne ben ne de Ulusal Konsey gizledi. Bunu, 28 Şubat tarihli yazılı muhtıramda Annan'a ilettim. Benim dediğim şey, siz de aynısını yaparsanız, muhtıramda yazdıklarım haricinde, öze ilişkin noktaları gündeme getirme niyetinde olmadığımdı.
D: Yani imzalamayacak mıydınız?
P: Elbette imzalamayacaktım. Ortaya koyduğum noktaların planın iyileşmesi için gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü plana imza atmamızla, Kıbrıs Cumhuriyeti lağvolurdu, o andan itibaren de uluslararası faaliyet olmazdı.
D: Bizim muhalefet kazanır da planı olduğu şekliyle imzalıyorum derse ne diyeceksiniz?
P: "Planı müzakerelere temel kabul ediyoruz ve Genel Sekreter bizi çağırdığında müzakere etmeye hazırız" diyeceğim.
D: Annan Planı kabul edilip AB'ye girsek bile Kıbrıs Türklerini yaşatmazsınız. Bütün Kıbrıs'ı istiyorsunuz, bir Yunan adası
olarak görüyorsunuz. Silahla yapamadığınızı (Enosis-e.g.)
AB yoluyla halledeceksiniz.
P: Kıbrıs için en kötü gelişmelerden biri taksim olur. Bunca
yıldır harcadığımız çaba, gerek fiili gerekse hukuki yoldan
taksimi engellemek içindi.
D: Annan Planı kabul edilirse 10 yıl sonra Kıbrıs Rumların
eline geçer.
P: Annan Planı, olduğu şekliyle, oldubittileri teyit ediyor.
Yerleşiklerin kalması ve diğer başka şeyler gibi...
D: Plana karşı çıkıyorsunuz, çünkü Türklere bazı haklar veriyor ve garantörlüğü devam eder gibi görünüyor. Oysa çözümsüzlük lehinize, Kıbrıs'ı alıp kaçacaksınız. Bütün mesele bu.
P: Annan Planı size fazla fazla hak veriyor...
D: Yok efendim, tek devlet bize ancak bazı haklar verir,
egemen değiliz.
P: Ben de oldubittilere maruz kalmaktan endişeleniyorum.
Ancak, Avrupa yoluyla taksimden endişeleniyor olmam, gidip kendi elimle taksime imza atmam anlamına gelmez. Mesela güvenlik konusunda ne olacak ? Halkın soracağı ilk şey Türk askerleri olacak. Bu yalnız korku değil, herkesin kâbusu olmalı.
D: Türk askerinin adada bulunuşu kendi ulusal çıkarlarını ve Kıbrıs Türk halkını korumak için. Bu ihtiyaç devam ettiği sürece meşrudur. 1960 anlaşmasıyla Türkiye adadadır. AB'nin şudur, budur demesiyle hiçbir şey olmaz. Bu fiili durumu değiştirmek
için savaş lazımdır. Türkiye'yi Kıbrıs'ta yenmek lazımdır.
P: Durum bizim açımızdan şimdi çok daha kolay. Artık Kıbrıs'ın AB üyeliğinin kesintiye uğraması çok zor.
D: Simitis'in, Karamanlis'in beyanları var, 'Kıbrıs'ın AB üyeliği Elenizm için yeni bir sayfa açacak' diye.
P: Simitis olmasaydı neler olurdu bilmiyorum.
(Papadopulos'un 23 Kasım'da Politis'te, Denktaş'ın 24 Kasım'da Milliyet'te çıkan söyleşilerinden alıntılarKurgunun gerektirdikleri dışında hiçbir değişiklik yapmadım. Ne dersiniz bu iki liderle çözüm mümkün mü? Bana hiç de öyle gelmiyor...)