PKK mı?

Geçen cuma günkü yazıyı şöyle bitirmiştim:</br>"Herhalde bu mevzulara kafa yoran herkesin geçmişin hesabını yaptıktan sonra eldeki verileri, içinde bulunduğumuz koşulları, avantaj ve dezavantajları bir yana bırakıp...

Geçen cuma günkü yazıyı şöyle bitirmiştim:
"Herhalde bu mevzulara kafa yoran herkesin geçmişin hesabını yaptıktan sonra eldeki verileri, içinde bulunduğumuz koşulları, avantaj ve dezavantajları bir yana bırakıp 'Türkiye'nin ulusal çıkarları nasıl bir Irak, nasıl bir Ortadoğu'ya uygun düşer' sorusuna yanıt arayarak işe başlaması lazım. Gerek PKK'yla mücadelede gelinen nokta, gerek içeride demokratikleşme yolunda atılan adımlar, gerekse bölgesel ve uluslararası koşullar böyle bir arayışı kaçınılmaz kılıyor. Başka çıkış yolu da görünmüyor..."
Türkiye, terörist yöntemlere de başvuran gerilla hareketinin net biçimde ordu/polis tarafından yenilgiye uğratıldığı nadir ülkelerden biri. Evet, bedeli çok ağır oldu belki ama PKK sonunda silah gücüyle etkisiz
hale getirildi (Aklıma Peru'daki Aydınlık Yol dışında böylesi bir yenilgiye uğratılan başka bir örgüt gelmiyor). Lideri Öcalan'ın yakalanmasıyla PKK, Türkiye için faal ulusal güvenlik tehdidi olmaktan çıktı.
Gelgelelim, Ankara'nın 'PKK sonrası' dönemdeki performansı pek de parlak sayılmaz. Askeri başarının devamı getirilemedi. Türkiye'nin yalnızca bir PKK sorunu değil, aynı zamanda bir Kürt sorunu bulunduğu tam olarak idrak edilemediği ya da edilmek istenmediği için işin sosyopolitik yönü güdük kaldı.
Ancak gerek askeri başarının getirdiği özgüvenin gerekse AB sürecinin etkisiyle bazı adımlar (dil ve eğitim yasağının kaldırılması, OHAL'in sona erdirilmesi, kısmi af yasası çıkarılması gibi) atılmadı değil. Türkiye özgüvenini yitirmedikçe ve AB yörüngesinde kaldıkça başka adımlar atması da kaçınılmaz olarak gündeme gelecek. Velhasıl işin sosyopolitik boyutuna ilişkin süreç ağır aksak da olsa işliyor...
Gelinen noktada garibime giden, Türkiye ile ABD arasındaki görüşmelerde PKK'nın yeniden bir askeri tehdit olarak gündeme getirilmesi. Bir anlamda
PKK'nın hortlatılması. Hem de bizzat Ankara tarafından. İşin özü bir yana günlerdir yapılan açıklamaların yarattığı algılama öyle ki Washington-Ankara hattında tek parazit PKK; her ne kadar dün itibarıyla bu pürüz giderilmiş gibi görünse de.
Evet, PKK'nın ateşkes sürecini sona erdirdiğini biliyorum. Hatta bir-iki çatışma da meydana geldi Türkiye topraklarında. PKK'nın İran-Irak sınırında 'dolaşan' 5 bin civarında mensubunun bulunduğu da herkesin malumu. Ancak söz konusu tehdidin Türkiye'nin yeni Irak'a bakış açısını daraltacak kadar bir baskı oluşturduğunu öne sürmek pek de kolay görünmüyor.
Bir de şu var: Ankara sanki ABD'yi kendisi ile PKK arasında bir tercih yapmaya zorluyor: Ya PKK ya ben. Bu ciddi bir taktik yanlış. Hem PKK'ya karşı Türk-Amerikan işbirliğinin sicili görmezden geliniyor, hem Türkiye kendisini neredeyse PKK ile bir tutup dengesiz bir eşleştirme yapıyor, hem de ABD'den kısa vadede tutup tutamayacağını bilemediği bir taahhütte bulunmasını istiyor (ABD'nin şu anda Irak'ta istediği en son şey başına yeni bir bela almak, yeni bir düşman yaratmak).
Bu durumda iki olasılık geliyor aklıma: Ya bilgi eksiğimiz var ve Ankara'nın başka hesapları söz konusu ya da tüm bunlar AKP'nin Türkiye kamuoyunu Irak'a asker göndermeye hazırlama (bir nevi psikolojik harekât) planının, acı ilacı tatlandırma işinin bir parçası. İlk olasılık için söyleyebileceğim pek bir şey yok. İkinci olasılığa gelince şu mesaj verilmek isteniyor gibi: Evet, Irak'a asker göndereceğiz, ama karşılığında da ABD, PKK'yı Irak'tan temizleyecek. Böylece ulusal güvenliğimize katkıda bulunmuş olacağız...
İkinci olasılık bana daha akla yatkın geliyor, ne dersiniz?