Rejimler halklara dar geliyor

Sovyetler yıkılırken, Akayev, Bişkek Bilimler Akademisi'nin başındaydı. Bilim adamıydı, ne bir Sovyet aparatçikiydi, ne de komünist.

Sovyetler yıkılırken, Akayev, Bişkek Bilimler Akademisi'nin başındaydı. Bilim adamıydı, ne bir Sovyet aparatçikiydi, ne de komünist. Nitekim, 1990'da, Eski Sovyet topraklarını saran antikomünist rüzgârı da arkasına alarak pek zorlanmadan devlet başkanı seçildi. Ertesi yılı komünist odaklı bir darbe girişimine maruz kaldı, ancak atlattı; ardından da Kırgızistan Sovyetler'den bağımsızlığını ilan etti.
Otoriter olmasına otoriterdi Akayev, ancak bir diktatör değildi. Orta Asyalı muadillerinin yanında demokrat kaldığı bile söylenebilir. 1995 ve 2000'de seçimle yeniden işbaşına geldi, her ne kadar seçimlerin meşruiyeti giderek azalsa da.
Bu yıl yapılacak seçimde ise aday olmayacaktı. Başta basın özgürlüğü olmak üzere bazı demokratik reformlara da imza attı. Ancak siyasi çoğulculuğu getirecek basireti ve cesareti gösteremedi.
Akayev'in ılımlılığı, devrilmesiyle sonuçlanan sürece de damgasını vurdu. İlk günden itibaren, isyancılara karşı güç kullanılmayacağını söyledi ve sonuna kadar sözüne bağlı kaldı. Zorla devrildi ama hiç olmazsa kan dökülmesine mahal vermedi.
Gelinen noktada, Akayev'in özellikle ilk yıllarda hevesle sarıldığı ekonomik liberalleşmenin Kırgızistan'a umulan refahı getirememesinin payı var. Batı'dan aldığı yardımlar Sovyet subvansiyona alışmış halkı zenginleştirmedi, daha da fakirleştirdi. Buna karşılık ekonomiye kayırmacılık düzeninin hâkim olması, özellikle de Akayev'in ailesiyle yakın çevresinin giderek palazlanması halkın, rejimden memnuniyetsizliğini körükledi. Hemen her seçime hile ve usulsüzlük karışması, Akayev'in yine tartışmalı bir referandumda kendi yetkilerini artırması ve nihayet son seçimde muhalifllerin meclis dışı kalması rejimin sonunu hazırladı.
Her ne olursa olsun Kırgızistan'da halk iradesi galip geldi. Dolayısıyla Gürcistan ve Ukrayna'dan sonra Kırgızistan da bir 'devrim'e imza attı. Bu açıdan, elbette ileri bir adım söz konusu. Ama bugünden itibaren Kırgızistan'ın, en hafif deyişle bir siyasi belirsizlik sürecine girmesi kuvvetle muhtemel. Gürcistan ya da Ukrayna'da olduğu gibi bütünlüklü bir muhalefet yok henüz Kırgızistan'da. Muhalefet bölük pörçük. Yeni bir rejim oluşturmaktan ziyade, mevcut rejimi yıkmaya odaklanmış bir muhalefet görüntüsündeler. Öncelikleri demokrasiden ziyade iktidar gibi. Kaldı ki muhalefet cephesinde siyasal İslamcı unsurlar da var (İsyanın çıkış noktası Fergana Vadisi, özellikle Özbek, Tacik ve Kırgız İslamcı grupların barınağı bugün). Dolayısıyla muhalefetin özellikle Ukrayna'da görüldüğü Kırgısiztan'ı Batılı değerler doğrultusunda bir reform ve demokratikleşme yoluna sokup sokmayacağı, niyetleri varsa bile bunu başarıp başaramayacakları meçhul. Kimi gözlemciler, muhalefet içindeki derin görüş ayrılıklarını dikkat çekerek Kırgızistan'ın bir kargaşa, hatta bölünme sürecine girebileceğini söylüyor. Özellikle ülke nüfusunun yüzde 15'ini oluşturan ve isyanın öncülüğünü yapan Özbeklerde ayrılıkçı dürtüler var.
Tabii bir de meşhur 'domino etkisi' geliyor akla. Kırgızistan'dan esen rüzgârlar, Özbekistan'a, Türkmenistan'a ve Kazakistan'a kadar ulaşabilir mi? Kazakistan, Nazarbayev'in yönetiminde dengeli bir ekonomik liberalleşme ve siyasi reform sürecinde. Akayev'in başına gelenler Nazarbayev'i söz konusu süreci daha da ilerletmeye yöneltebilir. Muhalifler de Kırgızlardan cesaret alabilir.
Bir 'Stalinist park'ı andıran ve Niyazov'un liderlik kültü üzerine kurulu Türkmenistan umutsuz vaka gibi. Kaldı ki Türkmenistan'da nasiplenilebilecek bir ekonomik rant da var. Özbekistan'da Kerimov, Niyazov'un ilerisinde belki ama Nazarbayev'in gerisinde. Ayrıca, muhalefetle, üstelik de Hizbul Tahrir gibi Fergana merkezli silahlı İslami gruplarla başı dertte. Rejimin ABD ve İsrail'le yakın ilişkileri, muhalefetin bir başka kozu. Kırgızistan'da olup bitenlerin, Özbek muhalefetine moral güç vereceğinden kuşku yok.
Akayev'in gidişi, koşulları farklı olsa da, Kazak, Türkmen ve Özbek rejimleri için sonun başlangıcı olabilir.
Ortadoğu'dan Orta Asya'ya baskıcı rejimler, halklara giderek dar geliyor...