Şakacı başbakan

Erdoğan uçakta olunca, karşısında da gazetecileri görünce şaka yapası geliyor herhalde.</br>İlk şakayı ABD yolunda yaptı Erdoğan.

Erdoğan uçakta olunca, karşısında da gazetecileri görünce şaka yapası geliyor herhalde.
İlk şakayı ABD yolunda yaptı Erdoğan. BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'la ilgili son raporu BM Güvenlik Konseyi'nde hâlâ onaylanmadı ya, bir gazeteci, durumu anımsatıp, "Sorumlusu Rusya olabilir mi" diyor sorunca, "Öyleyse Putin'le görüşürüm" dedi Erdoğan. Tabii ki şaka yapıyordu. Yoksa Kıbrıs'a ister taraf ister bitaraf hemen her siyasetçinin bildiği bir vakıayı, bir numaralı taraf ülkenin başbakanının bilmemesine imkân yoktu. Kaldı ki bizzat Rusya da sorumlunun kendisi olduğunu alayı vala ile ilan etmemişti belki ama hiçbir zaman saklamamıştı, çünkü saklanabilir yanı yoktu.
Moskova önce Annan Planı için yapılacak referandumlara günler kala, planın peşinen uluslararası güvenceye kavuşturulması anlamına gelecek Güvenlik Konseyi oylamasını engelledi. Derken plan, Rumlarca reddedildi. BM Genel Sekreteri de oturup sonuçtan Rum yönetimini sorumlu tutan, daha da önemlisi Kuzey Kıbrıs'a yönelik kısıtlamaları kaldırma çağrısı yapan bir rapor yazdı. Normalde raporun çok geçmeden Güvenlik Konseyi'ne sunulup onaylanması bekleniyordu. Ancak Rusya yine engelledi.
Moskova ilki gibi ikinci engellemeyi de, daimi üye olarak elinde tuttuğu veto kartını öne sürerek gerçekleştirdi.
Durum bugün de aynı. Rusya veto tehdidini geri çekmediği için Annan'ın raporu Güvenlik Konseyi'ne getirilemiyor. Britanya, ABD ve BM Genel Sekreterliği de, raporun veto edilip çöpe atılmasındansa rafta kalmasını tercih ediyor... Doğrusu da bu.
Moskova'nın gerekçelerine gelince. Öncelikli neden, Rusya'nın Rum yönetimiyle askeriden tutun da turizme kadar mükemmel sayılabilecek ilişkilerine gölge düşürmek istememesi. Bir başka neden, Rusya'nın Kıbrıs'ta çözüm sürecine bir biçimde dahil olmaya çalışması; Moskova işin başından beri süreçten dışlanmaktan rahatsız.
Dediğim gibi bunlar sır değil...
Dolayısıyla Erdoğan tabii ki şaka yapıyordu... Hatta Annan'la görüştükten sonra bir kez daha yaptı... Neyse ki altı üstü bir şaka...
Derken ikinci şakası geldi Erdoğan'ın. Bu kez Lübnan'a ucuyordu. Şöyle dedi: Suriye'nin Lübnan'dan çekilmesinde Türkiye'nin telkinleri etkili oldu...
Esad, Şam'da Sezer'e bizzat söylemiş...
Demek şakayı önce Esad, Sezer'e yapmış. O da Erdoğan'a. Beğenmiş olacak ki Erdoğan da gazetecilerle paylaşmış.
Tabii ki yine şaka. Yoksa Suriye'nin Lübnan'dan Türkiye'nin telkini üzerine değil, Amerikan-Fransız baskısı, Lübnanlıların öfkesi üzerine çekildiğini bilmeyen mi var? Olabilir mi? Elbette olamaz. Ortada Amerikan-Fransız işbirliğiyle, üstelik Rusya ve Çin'in de onayıyla çıkarılmış bir Güvenlik Konseyi kararı var... Dahası, Hariri suikastının ardından sokaklara dökülen yüz binlerce Lübnanlının, 'Suriye defol' diye özetlenebilecek haykırışları hâlâ hafızalarda. Nihayet, Lübnan'daki varlığını başından beri desteklemiş Mısır ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin bile Suriye'ye sırt çevirdiği görülmüşken...
Erdoğan, muhtemelen şakayla karışık olarak, Washington nezdinde de savunulduğu belirtilen bir argümanını güçlendirmek istedi: Suriye'de 'rejim değişikliği'ne gerek yok, çünkü rejim kendini değiştirebilir; Esad'ın niyeti bu yönde, iradesi de var...
Kulağa hoş gelmekle birlikte hayli iddialı bir argüman bu. Evet, Suriye rejimi, politika değiştirebiliyor. Bunu da PKK'dan başlayarak en iyi Türkiye bilir. Lübnan'da bunu bir kez daha gördük... Ancak unutmamak gerekir ki her iki durumda da Suriye rejimi, telkin üzerine hareket etmedi, baskı, tehdit ve caydırıcı güç üzerine geri adım attı. İkisinde de rejim, bekasına yönelik bir tehdit algıladı ve riske girmekten kaçındı.
Dolayısıyla Suriye rejimi, zorda kalınca bekası gereği politikalarını değiştirebilir, ancak kendini değiştirir mi? Hele hele telkin üzerine? Orası meçhul...
Neyse ki bu da şaka...