Savaşın gidişatı

Evet, savaş pek beklendiği gibi ilerlemiyor. Askeri uzmanlara göre 2'nci Dünya Savaşı'ndan bu yana en geniş kapsamlı kara harekâtına ve Vietnam Savaşı sayılmazsa en yoğun hava bombardımanına tanıklık ediyoruz.

Evet, savaş pek beklendiği gibi ilerlemiyor. Askeri uzmanlara göre 2'nci Dünya Savaşı'ndan bu yana en geniş kapsamlı kara harekâtına ve Vietnam Savaşı sayılmazsa en yoğun hava bombardımanına tanıklık ediyoruz. Ancak Amerikalılar ve İngilizler dahil, özellikle de politikacılardan ziyade askerlerin söylediklerine bakılacak olursa, Irak'ın işgali tahminlerden uzun sürecek.
Çoğumuzun uzmanlık alanını aşan, toz duman yatıştıktan sonra belki kavrayabileceğimiz 'operasyonel' nedenleri de vardır elbette savaşın 'ağır çekim' ilerlemesinin. Ya da Amerikalıların saldırı gücü abartılmış, Iraklıların direniş gücü hafife alınmış olabilir. Ancak başka nedenler de olsa gerek.
Biri şu: ABD savaşın gerekçesini mevcut uluslararası hukuk düzeni içerisinde meşrulaştıramadı. Bu yüzden savaşın sonucunu şimdilik bir yana bırakalım, savaşın seyri sırasında bu gayrimeşruluğu daha da koyultacak hareketlere girişemez. Bunların başında Iraklı sivillerin can kaybının asgaride tutulması geliyor.
Üstelik sivil zayiatın artmasının tek sonucu, uluslararası kamuoyunun daha da ayağa kalkması olmaz. Saddam sonrası Irak'ın kurucu unsurlarından biri olarak görülen Sünni Arapların, gerek geçici Amerikan yönetimi sırasında gerekse iktidarın Iraklılara teslim edileceği sonraki süreç sırasında yapıcı bir rol üstlenmelerini de zora sokar.
İkinci bir neden şu: ABD savaştan sonra Irak'ı yalnızca siyasi olarak değil, ekonomik ve sosyal olarak da yeniden yapılandırmaktan söz ediyor. Hal böyle olunca başta petrol olmak üzere Irak'ın ekonomik ve sosyal altyapısına da mümkün mertebe zarar vermemek durumunda. Amerikalı araştırmacı William Arkin'e göre 1991'deki savaşın Irak üzerindeki asıl olumsuz etkileri elektrik arzı, su, kanalizasyon ve ulaşım gibi alanlarda ortaya çıkmış. Iraklıları yeni acılara, yoksunluklara sürüklemek, Iraklıların acılarına son vermek söylemini dilinden düşürmeyen ABD'nin işine pek gelmez.
Bir üçüncü neden: Unutmamak gerekir ki Bush yönetimi bu savaşı kendi kamuoyu önünde gerekçelendirmekte de zorlandı, hâlâ da zorlanıyor. Gerçi 11 Eylül, paradoksal biçimde Amerikalıların 'Vietnam sendromu'nu büyük ölçüde yenmelerini sağladı. Amerikan kamuoyu, Irak'tan gelecek 'ceset torbalarına' mümkün mertebe hazırlandı. Ancak mevcut savaş karşıtı hareket, Amerikan zayiatlarının artması durumunda 'Vietnam sendromu'nu canlandırabilir. Dolayısıyla ABD 'çabuk ama kanlı' bir zaferdense 'ağır ama nispeten acısız' bir zaferi tercih etmişe benziyor.
Tabii bu noktada yine bu savaşın baş gerekçesi kitle imha silahları akla geliyor. ABD, Irak'ın elinde kimyasal ve biyolojik silahlar bulunduğuna inanıyorsa, Saddam Hüseyin'in bunları kullanabileceğine de inanıyor olmalı. Dolayısıyla bu yönde de önlem almalı. Bu yözden temkinli ama ağır ilerlemek durumunda.
Her ne olursa olsun savaşın sonucu değişmeyecek. Öyle ya da böyle Saddam devrilecek. Peki bu son kaçınılmazsa ve kitle imha silahları varsa Saddam niye kullanmıyor? Şu anda kullanamaz. Çünkü kullandığı anda insanlık suçu işlemiş olacağı için şu ana dek toplamayı başardığı tüm uluslararası sempatiyi, hatta desteği kaybeder. Bununla da kalmaz, ABD'ye bu savaş için arayıp da bulamadığı en büyük kozu verir ve savaşı meşru kılar. Tabii göreceği her türlü misillemeyi de. Dolayısıyla 'Hani Irak'ın kitle imha silahı vardı' sorusunu sormak için henüz erken.
Savaş, Bağdat'ta düğümlenip çözüleceğe benziyor. Savaş tarihçisi İngiliz yazar Lawrence Freedman'a göre savaş tarihi, son olarak da Kosova, kuşatılıp bombardımana tutulan halkların beğenseler de beğenmeseler de rejimleri etrafında kenetlendiğini ve saldırganlara karşı bir dayanışma içine girdiğini gösteriyor. Ama aynı tarih ve aynı Kosova, baskı dayanılmaz hale geldikçe halkın öfkesinin bu belayı başına saran rejime doğru yöneldiğini de ortaya koyuyor. Daha 'iş'in başındayız...