Seçim, düğüm, çözüm

Kıbrıs'ta 'sorun' artık kuzeyden değil güneyden kaynaklanıyor. En azından, Annan Planı için yapılan referandumda, Kıbrıslı Türklerin çözüm yükümlülüğünü yerine getirmesinden beri siyasi bir gerçeklik bu.

Kıbrıs'ta 'sorun' artık kuzeyden değil güneyden kaynaklanıyor. En azından, Annan Planı için yapılan referandumda, Kıbrıslı Türklerin çözüm yükümlülüğünü yerine getirmesinden beri siyasi bir gerçeklik bu.
Kuzey Kıbrıs'ta geçen pazar günü yapılan genel seçimin sonucu, söz konusu gerçekliği pekiştirdi. Gelgelelim, bu gerçeklik, Kıbrıs sorunu denilen düğümün çözümü için, koşullardan yalnızca biri. Çözüm ortamının olgunlaşabilmesi, bir başka deyişle yeter koşulların oluşabilmesi, Güney Kıbrıs'ta da kuzeydekine benzer bir siyasi zihniyet değişiminin gerçekleştirilip, çözüm yükümlülüğünün üstlenilmesine bağlı. İşin kötüsü o ki Güney Kıbrıs'ta bu yönde hiçbir belirti görülmüyor. Öyleyse?
Bir kere Kıbrıslı Türklerin referandumdan bu yana doğru yerde durduğundan, doğru yolda yürüdüğünden kimsenin kuşkusu yok. Bu, son olarak pazar günkü seçimin sonucuna ilişkin olarak Brüksel ve Washington'dan yapılan açıklamalarda da ortaya konuldu. Gerek ABD gerekse AB, seçim sonucunu, Kıbrıslı Türklerin çözüme bağlılıklarının vurgulanması olarak değerlendirdi ve tam da bu nedenle memnuniyetle karşıladığını bildirdi.
Dolayısıyla Kıbrıslı Türklerin, referandumdan bu yana uluslararası alanda elde ettiği siyasi, ekonomik, diplomatik kazanımları (her ne kadar güdük de olsalar) koruyup artırabilmesi, yine referandumla sağladığı moral üstünlüğü perçinleyebilmesi, kalıcı ve adil bir anlaşma çerçevesinde Kıbrıs'ı yeniden birleştirmeye yönelik tutum ve politikalarını sürdürmesine bağlı. Gerek toplumsal gerekse siyasi liderlik düzleminde. Gözden kaçırmamak gerekir ki söz konusu kazanımlar ve üstünlük, Kıbrıslı Türklerin iki düzlemde de tamamen olmasa bile belirleyici ölçüde bütünleştirici bir tercih yapmış bulunmasının getirisi.
Nitekim, Annan da son raporunda, BM Güvenlik Konseyi'ne, referandumdaki tercihlerinden dolayı Kıbrıslı Türkler üzerindeki baskı ve tecridi sona erdirme çağrısı yaptıktan hemen sonra şunu ekler: "Tanıma sağlama ya da ayrılıkçılığı güçlendirme amacıyla değil, yeniden birleşme hedefine katkı koyma amacıyla."
Dolayısıyla gelinen noktayı, kimilerinin alttan alta önerdiği gibi, KKTC'nin tanınması girişiminin ya da ayrılıkçı bir yönelimin sıçrama tahtası olarak kullanmaya kalkışmak, eşyanın tabiatı gereği Kıbrıslı Türklerin halihazırdaki kazanımlarını ve üstünlüğünü sıfırla çarpabilir. Bir başka deyişle, şu konjonktürde çözüm çerçevesi olarak iki eşit ortak temelinde Kıbrıs'ın bütünlüğünü değil, iki ayrı devlet yönünde KKTC'nin bağımsızlığını hedef almanın Kıbrıslı Türkleri geri götürme olasılığı, ileri götürme olasılığında çok daha yüksek görünüyor.
Değişen koşulların ne getirip ne götürüceği şimdiden öngörülemez, ancak şimdilik durum böyle.
Kıbrıslı Türklerin son seçimde, referandumdan sonra uğradıkları tüm hayal kırıklığına rağmen yürüyüşlerini, CTP'nin öncülüğünde sürdürme yönündeki kararlarını ortaya koyması, yukarıdaki gerçekleri kavramış bulunduğunun bir göstergesi. Şimdi CTP'den beklenen, bir yandan Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesine yönelik çözüm politikasını sürdürmesi, bir yandan da demokratik, sosyal ve en önemlisi ekonomik açıdan Kıbrıslı Türkleri çözüme en iyi biçimde hazırlaması, çözümün Kuzey Kıbrıs'taki altyapısını sağlamlaştırması. Her iki mücadelede de, Kuzey Kıbrıs üzerindeki, Annan'ın deyişiyle, 'gereksiz' kısıtlamaların kaldırılması CTP'nin elini güçlendirecek. Her iki mücadelede de hem Türkiye'nin, hem başta AB olmak üzere uluslararası toplumun desteğine gereksinim duyacak CTP.
Öncelik ve ağırlık tabii ki çözüme verilmeli ve verilecektir de. Ancak karşısında Papadopulos bulunduğu ve uluslararası toplum, Papadopulos'u çözüme ikna etmenin en etkili yolunun, kendisine çözümsüzlüğün bedelinin gösterilmesi olduğunu anlayıp gereğini yapmadığı sürece, CTP'nin tüm yumurtalarını çözüm sepetine koyması da zaman ve enerji kaybı olabilir.