Şimdi Kıbrıs'ta olmak vardı

Yanlış zamanda gitmişim Kuzey Kıbrıs'a...16 Nisan'da oradaydım. Yani Papadopulos'un Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak Atina'da AB'yle katılım anlaşmasını imzaladığı gün. Hiç tadı yoktu Kuzey Kıbrıs'ın...

Yanlış zamanda gitmişim Kuzey Kıbrıs'a...16 Nisan'da oradaydım. Yani Papadopulos'un Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak Atina'da AB'yle katılım anlaşmasını imzaladığı gün. Hiç tadı yoktu Kuzey Kıbrıs'ın... Dışlanmışlık, hayal kırıklığı, yılgınlık, çaresizlik, içten içe bir öfke.. umudun ancak kırıntıları vardı.
Bir de şimdi bakıyorum. 'Hava' nasıl da değişiverdi 'duvar'ın delinmesiyle. Keyfi yerine geldi Kıbrıslı Türklerin.
Söylenecek çok şey var ancak ben bugün sözü Kıbrıslı bir gazeteci dostuma, 16 Nisan'da 'umutsuzca' muhabbet ettiğimiz ama geçenlerde telefonda bana, 'Şimdi Kıbrıs'ta olman lazımdı' diyen Cenk Mutluyakalı'ya bırakacağım. Her şeyi gayet güzel söylemiş Cenk Yeni Düzen gazetesindeki dünkü köşesinde. Yazının başlığı 'Eğer...'
"Eğer Kıbrıslı Türkler meydanlara toplanarak yüreklerini ortaya koymasaydı...
Eğer bir değil, iki değil, üç değil her seferinde 50 binleri aşıp genci, yaşlısı, çocuğu, Kıbrıs'ta doğanı, Anadolu'dan geleni, siyasi yelpazenin her köşesinden yurtseveri 'barış' çığlığına katılmasaydı...
Eğer sivil toplum örgütleri yek vücut olmasaydı...
Eğer barış güçleri bu kadar cesur davranmasaydı...
Eğer, medya ve özverili insanları gece ile gündüzü ayırmadan, korkmadan 'barış kavgası'na böylesine girmeseydi...
Eğer, Kıbrıslı Türklerin gerçek temsilcisi siyasi parti başkanları, milletvekilleri Avrupa, Türkiye ve Güney Kıbrıs arasında mekik dokumasaydı...
Eğer barış ateşleri yanmasaydı...
Eğer Annan kendi ismini taşıyan 'planı' yaratmasaydı...
Eğer Türkiye halkı Ecevit'leri, Yılmaz'ları, Bahçe'lileri, Şükrü Sina'ları siyasetin çöplüğüne göndermeseydi...
Eğer 'Mevsimi Geldi Artık'lar (Kuzey Kıbrıs'ta çözüm yanlılarının adeta marşı haline gelen şarkı - e.g.) bestelenmese, Nâzım'ın şiirleri okunmasa, 'Çav Bella'lar söylenmese, 'İki Toplumlu Koro'lar kurulmasaydı...
Eğer bu yurda kan vermiş, can vermiş, şehit vermiş, göç etmiş, göz yaşı dökmüş insanlar yine sussa, yine sinse, yine 'Beni sokmayan yılan bin yaşasın' deseydi...
Kusura bakmayın sayın Serdar Denktaş...
Siz de sayın Derviş Eroğlu!..
Baba Denktaş, komutan, büyükelçi ve ötekiler...
Kusura bakmayın ama...
Bu sınırlar 'asla ve kata' açılmazdı...
Bu sınırları 'halk' açtı...
Barışa susayan... İnsanca yaşama susayan halk açtı...
Yalnızlıktan ve sadece 'kendi çıkarlarını' gözeten yöneticilerinden usanan halk...
Uluslararası hukukun dışında, 'besleme' bir yaşama layık görülen halk...
Bir 'yönetim anlayışı'nın çöküşüdür bu...
Statükonun ilk ve en önemli çatlağıdır...
Ve 'Rumları içimize almayız', 'Bir tek Rum istemeyiz' diyenlerin 'samimiyetten uzak' Kıbrıs Türk halkına kaybettirdiği plandır, devlettir, eşitliktir...
İlk adım, ilk somut kazanımdır bu!..
Eğer 'devamı' gelmezse anlamı yoktur.
Eğer devamı gelmezse görünen odur ki, yaptıkları yanlışı '30 yıl sonra' fark edenler, yani dünyanın gerçeklerini ve 'doğru'yu 30 yılda yakalayabilenler, ancak bir 30 yıl sonra 'Şu Annan Planı'na bir bakalım' diyebilecekler...
Bir 'ayıp' ortadan kalktı...
Daha ortadan kalkacak çok 'ayıp' var...
Yoksa 'Güney'i gezdim, geldim'den öteye geçmeyecek bu işin sonu!..
Anlayacağınız, daha bir moralle şimdi, Kıbrıs'a 'barış' gelene kadar...
Kavgaya devam..."
Ekleyecek pek bir şeyim yok.