Şimdilik her şey yolunda

Zirveydi, yemekti derken Kıbrıs'ta önceki günden itibaren 'yeni' bir süreç başladı. Ümitvar olduğu kadar zorlu bir süreç bu.

Zirveydi, yemekti derken Kıbrıs'ta önceki günden itibaren 'yeni' bir süreç başladı. Ümitvar olduğu kadar zorlu bir süreç bu. Kıbrıs'ta masada kalmak, masaya oturmaktan daha kolay olmadı hiçbir zaman.
Taraflar arasında öze ilişkin hemen her konuda derin görüş ayrılıkları bulunduğu sır değil. Dolayısıyla bundan öncekiler gibi bu görüşmeler de egemenlik, toprak paylaşımı, güvenlik, tazminat ve mülteciler gibi başlıklar altında çetin pazarlıklara gebe.
Ancak biliyoruz ki bu kez iki liderce benimsenen yöntem doğrultusunda tüm konular ele alınmadan görüşmeler sona ermeyecek. Bir başka deyişle inceldiği yerden kopmayacak süreç. Dolayısıyla taraflar birbirlerinin her başlıkta nereye kadar gidebileceğini daha açık biçimde görebilecek. Böylelikle bir al-ver anlayışı karşılıklı olarak esneklik sağlanabilecek.
Aslında Kıbrıs'ta ne anlaşmazlıklar yeni, ne de bulunacak çözüm yolları. Yeni sayılabilecek etken, ama dış dinamiklerin zorlaması ama iç dinamiklerin etkisiyle belirmiş bulunan çözüm iradesi...
Ergün Olgun, Denktaş'ın başdanışmanı. Kıbrıs sorununu en iyi bilen isimler arasında. Yeni sürecin de başından beri içinde. Önceki günkü görüşmeye Denktaş dışında Türk tarafından katılan tek isimdi.
Olgun her iki tarafta da sürece 'ciddi bir şans verme' anlayışı gözlemlediğini belirtiyor. Farklılıklar mevcut, zorluklar da çıkacak ama Olgun'a göre söz konusu anlayış korunabilirse giderilemeyecek farklılık, aşılamayacak zorluk yok ortada.
Başka koşullar da var tabii. Tarafların tek yanlı değil ortak çıkarlar üzerinde durabilmesi, bunlardan biri. Bir diğeri, üstünlük saplantısından kurtulunması. Olgun bunu Rumları kastederek söylüyor kuşkusuz.
Kıbrıs sorunu siyasi olarak iki eşit ortak arasında bir sorun. Çözümün de aynı doğrultuda aranması gerek. Ama herhalde Türk tarafı da bu siyasi eşitliği, ayrılıkçı bir egemenliğin temeli olarak görmemeli.
Çözüm için bir koşul daha var Olgun'a göre. Tarafların arayışları sırasında Kıbrıs'ın ötesini görebilmeleri...
Kıbrıs yalnızca adadaki iki halk arasında, hatta bu halkların anavatanları arasında bir sorun değil. Uluslararası bir sorun Kıbrıs. Çözüm de öncelikle adadaki iki halkın beklentilerini karşılamaya yönelik olmakla birlikte bölgesel, hatta küresel bir çerçeveye oturtulmak zorunda. Ve bugün gerek AB'nin geleceği gerek ABD'nin çıkarları gerekse özellikle 11 Eylül'ün ardından küresel Batı-Doğu ikilemi açısından Kıbrıs'ta çözüm her zamankinden daha zaruri. Olgun'un bahsettiği de liderlerin kendi sorunlarını tartışırken bu zarureti de göz önüne alması.
Peki ya BM'nin rolü? Denktaş BM olsun AB olsun üçüncü tarafları mümkün mertebe işin dışında tutmaya çalışıyor. Her fırsatta Klerides'le baş başa kalma istediğini dile getiriyor. Çarşamba günkü görüşme öncesinde de bu tavrını ortaya koydu. Anlaşılan BM mesajı almış...
Olgun bugüne kadar 'mal sahibi' gibi davranan BM'nin tavrında da bir farklılık bulunduğunu söylüyor artık. Özellikle Türk tarafının beklentisi BM'nin 'ihtiyaç hasıl olduğunda ve iyi niyet görevi çerçevesinde' sürece müdahil olması.
Ama herhalde De Soto'nun ilelebet kendi ifadesiyle 'a fly on the wall' (duvardaki sinek) olarak kalması beklenemez. Görüşmeler adı üstünde BM gözetiminde' yürütülüyor. Bulunacak çözüm BM Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda olacak. Dolayısıyla daha işin başında BM'yle zıtlaşmanın pek de akıl kârı olmayacağı ortada.
Tabii keşke tek sorun bu olsa. 'İcim cicim günleri' bitip sadede gelindiğinde iki taraf arasında çok daha şiddetli tartışmalar yaşanması işten bile değil.
Şimdilik her şey yolunda...