Stratejik ortaklık değil

Stratejik ortaklık niyetle lafla olmaz, çabayla icraatla olur. Aralarındaki 'stratejik' muhabbette Bush'un ne dediğinin, Erdoğan'ın ne anladığının bir önemi yok. Şu aşamada üzerinde durulması gereken ikili ilişkilerin nasıl tanımlanacağı değil, nasıl yürütüleceği.

Stratejik ortaklık niyetle lafla olmaz, çabayla icraatla olur. Aralarındaki 'stratejik' muhabbette Bush'un ne dediğinin, Erdoğan'ın ne anladığının bir önemi yok. Şu aşamada üzerinde durulması gereken ikili ilişkilerin nasıl tanımlanacağı değil, nasıl yürütüleceği.
Eğri oturup doğru konuşalım. ABD'nin bugün iki stratejik ortağı var. Britanya ve İsrail. Başka yok. Yakın ve orta vadede de olmayacak.
Peki nedir ülkeleri stratejik ortak yapan unsurlar? Öncelikle çıkar birliği. Ekonomik, siyasi, ticari... Sonra ideallerin örtüşmesi. Kültürel, toplumsal, ideolojik... Ve elbette bu çıkar ve ideallerden yola çıkılarak çizilen ve bağlı kalınan bir vizyon. Benzer fırsat ve tehdit algılamaları, aynı hedeflere bağlılık...
Bu kadar değil elbette. Stratejik ortak olmak başlı başına bir güç olmayı gerektirir. Bölgesel-küresel bir güç. Hem de tam bir güç. Yani hem askeri hem ekonomik. Tabii ABD'yle ortak olmak demek, daha baştan asimetrik bir eşitliği, daha anlaşılır bir ifadayle küçük ortak olmayı kabul etmek demektir (Britanya ve İsrail bu gerçeği Süveyş Krizi'nde idrak etmiş, bir daha da aklından çıkarmamıştır) Bunu kabul edersiniz ya da etmezsiniz...Ama küçük de olsanız kendi başınıza bir güç olmanız gerekir.
Sonra, stratejik ortaklık hiç de demokratik bir yapı sayılmaz. Halklar arasında değil, devletler arasında, bilemediniz hükümetler arasında kurulur. Kurumsaldır. Kamuoyu baskısına dayanıklıdır. Sorgulanabilir, sarsılabilir, hatta askıya alınabilir, ama kolay kolay yıkılmaz.
Nihayet, stratejik ortaklığın olgunlaşabilmesi için bir de zamanın ve koşulların sınamasından geçmesi gerekir. Tepenize bomba yağsa bile ortağınız öyle uygun gördüğü için 'kuzu kuzu' oturmak durumunda kalabilirsiniz (İsrail'in 1991'deki Körfez Savaşı'nda yaptığı gibi). Ya da halkınız, medyanız, muhalefetiniz, hatta kendi partiniz muhalefet etse bile ortağınızı yalnız bırakmamak uğruna bir savaşa atılabilirsiniz (Britanya'nın 2003'te Irak'ta yaptığı gibi). İsterseniz buna kısaca 'dayanışma' deyin.
Stratejik ortaklık budur ve bu olduğu için Britanya ve İsrail dışında ABD'nin üçüncü bir stratejik ortağı yoktur.
Dolayısıyla sırf istemekle ya da dile getirmekle stratejik ortak olunmaz. Zaten Türkiye Soğuk Savaş döneminde dahi 'ortak' olmamıştır. Türkiye ile ABD'nin ilişkisi bir ittifak ilişkisiydi.
Stratejik ittifak, stratejik ortaklıktan farklıdır. Ağırlık çıkar birliğindedir. İdeallerin örtüşmesi sadece laftadır. Ortak vizyon da.
Güç bağlamında asimetrik bir eşitlik değil, düpedüz bir eşitsizlik söz konusudur. Zamana ve koşullara göre değişebilir. Dayanışma derseniz çıkarlarla sınırlıdır.
Evet, Türkiye ile ABD'nin ilişkileri başından beri stratejik ittifaka dayanıyordu (Küba Füze Krizi'ni, Johnson Mektubu'nu, Kıbrıs Harekâtı'nı, Silah Ambargosu'nu düşünün; stratejik ortaklar arasında bu tür, bu çapta kırılmalar olmaz) Hâlâ da bir ittifak söz konusu ama yalnızca çerçeve olarak... Irak savaşına kadar içi iyi kötü doluydu bu çerçevenin, ancak 1 Mart 2003'teki tezkere kararından (ilişkilerin ortaklık değil ittifak düzeyinde seyrettiğinin bir başka kırılma noktası) sonra boş ya da yeterince dolu değil. Sorun da bu. Dolayısıyla şimdi yapılması gereken, bu çerçevenin adını koymak değil, içini doldurup doldurmamaya karar vermek.
Erdoğan'ın gerek son dönemdeki diplomasi trafiği (Afganistan, İsrail, Irak...) gerekse geçen ayki grup toplantısından tutun da önceki gün Washington'da Türk-Amerikan Konseyi'ne kadar yaptığı konuşmalar, AKP hükümetinin, söz konusu çerçeveyi yeniden doldurma, bir başka deyişle tezkerenin yol açtığı hasarı onarma niyetini ortaya koyuyor (aslında bu niyet tezkerenin reddinden beri var ama neyse). Erdoğan-Bush görüşmesi, olsa olsa, bu niyetin birinci ağızdan teyit edilmesi açısından bir önem taşıyabilir.
Eğrisi doğrusu zamanla anlaşılacak, ancak AKP niyetinde samimiyse, stratejik ortaklık gibi gerçekleşmesi kısa ve orta vadede imkânsız, uzun vadede kuşkulu bir projenin peşinden koşmayı bırakmakla işe başlasa iyi eder. Çünkü halihazırda Türkiye'nin ABD'yle stratejik ortaklığa değil, ittifak stratejisine ihtiyacı var. Kapsamlı, uzun vadeli, bütünlüklü ve tutarlı bir ittifak stratejisine...Ha çok istiyorsanız ortaklık stratejisi deyin, o da olur...