Tanıma oyunu

Ankara ek protokolü imzalayıp tek taraflı bildiri yayımlayarak, AB sürecinin hukuki gerekliliklerinden biri ile Kıbrıs'la arasındaki fiili durumu dengelemeye çalıştı.

Ankara beklendiği üzere AB ile Gümrük Birliği'ni Kıbrıs'ı da içine alacak biçimde genişleten ek protokolü imzaladı. Ankara yine beklendiği +üzere, söz konusu imzanın, 'işbu protokolde atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması anlamına gelmediğini' kayda geçiren tek taraflı bir bildiri yayımladı.
İşin özüne girmeden tuhaf bir çelişkiye dikkat çekeyim: Güney Kıbrıs'ta aylardır, yıllardır Ankara'nın Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması gerektiğini söyleyip duranlar, en başta da Papadopulos yönetimi, dünden itibaren, "Ankara Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yine tanımadı. Olmaz böyle şey" demeye başladı.
Türkiye'de ise aylardır, yıllardır Ankara'nın Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaması gerektiğini söyleyip duranlar dünden itibaren, "Ankara sonunda Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıdı.
Olmaz böyle şey" demeye başladı.
Her iki görüştekiler de saçmalıyor, daha doğrusu tribünlere oynuyor. Kıbrıs'takiler AB kamuoyona, Türkiye'dekiler de seçmene...
Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bir devlet olarak 1960'ta, yani kurulduğu yıl tanıdı.
O günden bu yana da, yani 46 yıldır, Ankara aksi yönde bir bildirimde bulunmadı. Zaten, uluslararası hukukta devletlerarası tanıma işlemi geri alınabilir bir işlem değildir. Bir devlet daha önce tanıdığı bir devleti artık tanımadığını ilan ederse, bu hukuken değil, fiilen bir anlam taşır. Peki nereden çıkıyor bu tanıma-tanımama meselesi? 1963 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti'nin anayasal düzeni çöküp Kıbrıslı Türkler başta meclis ve hükümet olmak üzere devletin tüm organlarından çekilince, Ankara, ada halkının tümünü temsil etme niteliğini, bir başka deyişle anayasal meşruiyetini yitirdiği gerekçesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetiyle, devletiyle değil hükümetiyle, tüm ilişkilerini kopardı, zaman içinde de tek taraflı ambargo uygulamaya başladı. Fiili durum halen budur... Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti devletini tanımıyor değil, yalnızca hükümetini resmi ve ikili düzeyde muhatap almıyor. Mesela büyükelçilik açtırmıyor ya da karşılıklı ziyarette bulunmuyor. Ancak bu muhatap almama durumu, yalnızca resmi ve ikili düzeyde geçerli. Gayriresmi ve uluslararası düzeyde Ankara pekâlâ muhatap alıyor Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetini. Kıbrıs görüşmelerinde öyle, BM'de, AGİT'de, Avrupa Konseyi'nde öyle... Defalarca aynı platformda yer aldı, hatta aynı masayı paylaştı Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türkiye. Liderleri, bakanları el sıkıştı kim bilir kaç kez. O devletin bastığı pasaportlarla binlerce, on binlerce Rum giriş-çıkış yaptı bugüne kadar Türkiye'ye... Daha geçenlerde bir Türkiye takımı, o devletin takımıyla resmi bir maç yaptı, yarın öbür gün de rövanş maçı yapılacak.
Dolayısıyla bir oyundur gidiyor yıllardır, daha doğrusu gidiyordu. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye tam üyeliği, Türkiye'nin de adaylık statüsü, oyunun tadını kaçırdı. Fiili durum, siyasi ve hukuki koşulları taşıyamaz hale geldi. Çünkü Türkiye'nin katılmak istediği bir birliğin üyelerinden biriyle ilişkilerini normalleştirme, bir başka deyişle Kıbrıs Cumhuriyeti'yle arasındaki fiili duruma resmiyet kazandırma gerekliliği ortaya çıktı.
İşte Ankara'nın önceki gece ek protokole attığı imza, bu gerekliliğin bir sonucudur. Türkiye AB üyelik sürecini sürdürmek için
o imzayı atmak zorundaydı. AB, ek protokol imzalanmadıkça Türkiye'yle üyelik görüşmelerine başlanmayacağını defalarca açıklamıştı. Hal böyleyken, başta CHP olmak üzere muhalefetin ve malum 'Kızılelma İttifakı'nın başından beri 'Türkiye ek protokolü imzalamamalı' diye tutturmasının pratikte 'Türkiye AB'yle üyelik görüşmelerine başlamasın' demekten hiçbir farkı yoktu.
Gelelim bildiriye. Bildiri tam da yukarıda işaret ettiğim gerçekler çerçevesinde kaleme alınmış. Öncelikle ek protokolde 'atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, '1960'ta kurulan asıl ortaklık devleti' olarak görülmediği belirtiliyor. Burada 'atıfta bulunulan' ifadesi önemli. Ardından tam da bu nedenle, Rum yönetiminin yetki alanının Güney Kıbrıs'la sınırlı olduğu, Kıbrıs Türklerini temsil etmediği, Kıbrıs Cumhuriyeti'yle ilişkilerin bu sınırlar içerisinde yürütüleceği, dolayısıyla 'atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasının söz konusu olmadığı kaydediliyor. Ve nihayet KKTC'yle ilişkilerin etkilenmeyeceği vurgulanıyor.
Sonuç olarak, Ankara'nın ek protokolü imzalayıp tek taraflı bir bildiri yayımlayarak, AB üyelik sürecinin siyasi ve hukuki gerekliliği ile Kıbrıs Cumhuriyeti'yle arasındaki fiili durumu dengelemeye çalıştığı söylenebilir. Doğrusu yapacak başka bir şeyi de yok Ankara'nın şu aşamada.
Peki artık her şey güllük gülistanlık mı. Elbette değil. Yarına...