Türkiye öcüsü

Fransa'da yaklaşık üç hafta sonra AB Anayasası için yapılacak referanduma ilişkin tartışmalarda gündeme getirilen bir konu da Türkiye'nin AB üyeliği.

Fransa'da yaklaşık üç hafta sonra AB Anayasası için yapılacak referanduma ilişkin tartışmalarda gündeme getirilen bir konu da Türkiye'nin AB üyeliği. Aslında, Anayasaya 'Hayır' ya da 'Evet' denmesi, başlı başına, Türkiye'nin üyeliği üzerinde yöntem ve prosedür açısından belirleyici bir duruma yol açmayacak. Anyasaya 'Hayır' denmesi, Türkiye'nin önünü kapatmayacağı gibi, 'Evet' denmesi de açmayacak. Çünkü, AB'ye yeni bir üyenin katılım süreci konusunda mevcut AB mevzuatı ile anayasada öngörülen mekanizma arasında fark yok.
Yürürlükteki AB Anlaşması'nın 49'uncu maddesinin 2'nci paragrafı şöyle: 'Katılım koşulları ve birliğin temelini oluşturan anlaşmalarda söz konusu katılım gereği yapılacak değişiklikler, üye devletlerle aday devlet arasında imzalanacak bir anlaşmayla belirlenir. Bu anlaşma, ilgili anayasal gereklilikleri uyarınca tüm imzacı devletlerin onayına sunulur.'
Fransa dahil tüm üye ülkelerce onaylanması durumunda 1 Kasım 2006'da yürürlüğe girmesi beklenen Avrupa Anayasası'nda da neredeyse aynı sözcüklerle aynı gerekliliklere dikkat çekiliyor (Bölüm 1, Madde 58, Fıkra 2).
Gerekliliklerden kastedilen, katılım anlaşmasının yürürlüğe sokulması için gerek üye, gerekse aday ülkenin kendi hukukuna göre yapması gereken işlemler. Bu işlemlerden biri pekâlâ referandum olabiliyor. Ve tek bir üye ülke bile, yani bırakınız Fransızları, Maltalılar bile 'Hayır' derse yeni bir üyenin katılımı gerçekleşmiyor.
Üstelik Fransızlar bununla yetinmeyip işi sağlama almak için referandumu bir kanun haline getirdi: Fransız Anayasası'nda geçen mart ayı başında yapılan değişiklik uyarınca bundan böyle bir ülkenin AB'ye üye olup olamayacağı konusunda son sözü Fransız halkı söyleyecek. Daha önce hükümet kararı ve meclis onayı yetiyordu.
Bu durumda, anayasaya 'Hayır' demenin Türkiye'ye 'Evet' demek anlamına gelmediği, gelmeyeceği ortada. Ancak hem anayasaya hem Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan politikacıların yönlendirmesiyle Fransa'da öyle bir siyasi ortam oluşturuldu ki, AB Anayasası'na 'Evet' demek doğrudan doğruya Türkiye'nin AB üyeliğine de 'Evet' demek anlamına gelecekmiş gibi görülmeye başladı. Algılamanın, özü perdelediği bir durum söz konusu.
İşin daha da tuhafı, son dönemde, 'Evet'çilerin de Türkiye'nin AB üyeliğini tıpkı 'Hayır'cılar gibi kullanmaya başlaması. 'Evet'çiler Türkiye konusunda bölünmüş durumda. Aralarında tıpkı 'Hayır'cılar gibi Türkiye'nin AB üyeliğine kategorik olarak karşı çıkan da var, temkinli yaklaşan ya da destek çıkan da var. Ancak ilk kesimdekilerin ağırlıkta olduğu bir vakıa. Ve işte bu kesim, denklemi şöyle kuruyor: Anayasaya 'Evet' deyin ki, Türkiye'ye 'Hayır' dememiz kolaylaşsın. Bakın bu kesimin sözcülerinden 'Hayır için Evet' adlı grup üyesi 25 milletvekili geçenlerde Le Figaro'da çıkan bildirilerinde ne diyor:
"Anayasanın Türkiye'nin AB üyeliği ihtimaline karşı en iyi çıkış noktası olabileceğinin henüz tam anlaşılmamış olduğu görüşündeyiz. Anayasanın 58. maddesine göre Fransızların çoğunluğu karşı çıkarsa Türkiye Avrupa Birliği'ne, Fransızlardan başka herkes 'Evet' dese bile giremeyecek (...) Türkiye'nin AB'ye girmesini reddetmek, Türkiye'ye sırt çevirdiğimiz anlamına gelmiyor. Nitekim Avrupa Anayasası'nın 57. maddesi Avrupa'ya komşu, ancak Türkiye gibi dışarıda kalan ülkelere özel bir statü öneriyor: imtiyazlı ortaklık. (...) Dolayısıyla anayasaya hayır diyerek projeyi geri çevirmekle, Türkiye'nin AB'ye katılımına hayır demekte kullanabileceğimiz en elverişli araçları elimizden kaçırmış olacağız. Öte yandan anayasaya evet dersek, Türkiye'nin üyeliğini içermeyecek şekilde oluşturulmuş olan bir siyasi projeyi onaylamış olacağız. (...) Tam da Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıktığımız için referandumda anayasaya 'Evet' demeliyiz."
Gayet net, yorum gerektirmeyen açıklıkta sözler bunlar.
Evet, tuhaf ama gerçek. Türkiye, hem 'Evetçiler' hem 'Hayırcılar' tarafından Fransa'daki referandumun öcüsü haline getirilmiş durumda.