Üç ayaklı pazarlık

Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine başlayacağı 3 Ekim tarihine yaklaşık iki ay kala Ankara-Londra-Brüksel-Lefkoşa hattında bir pazarlıktır sürüyor.

Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine başlayacağı 3 Ekim tarihine yaklaşık iki ay kala Ankara-Londra-Brüksel-Lefkoşa hattında bir pazarlıktır sürüyor.
Bu pazarlığın üç ayağı var:
1- Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği'ni Kıbrıs dahil 10 yeni üyeyi de kapsayacak biçimde genişletmesini öngören ek protokol 2- Türkiye ile AB arasında yürütülecek görüşmelerin yol haritası sayılan müzakere çerçevesi 3- AB'nin Kıbrıslı Türklere mali yardım yapılmasını ve Kıbrıslı Türklere doğrudan ticaret imkânı tanınmasını öngören tüzükler.
Aslında protokol metnine ilişkin bir anlaşmazlık yok. Ankara ile Avrupa Komisyonu arasında yürütülen görüşmeler sonucunda metin üzerinde mutabakat sağlandı. Ankara'nın metne atacağı imzanın, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması anlamına gelmeyeceği de gerek Avrupa Komisyonu gerekse AB Konseyi tarafından defalarca dile getirildi; son olarak Erdoğan'la
görüşmesinden sonra Blair tarafından da vurgulandı. Dolayısıyla protokolde sorun yok, iş imzaya kalmış durumda.
Bu bağlamda asıl pazarlık konusu yapılan iki konu var: İlki protokolün uygulanmasına ilişkin. AB, Gümrük Birliği gereği, Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Kıbrıs dahil yeni üyelere açması gerektiği görüşünde. Ankara ise aksini savunuyor. Ancak bu şu anın pazarlığı değil. Çünkü öyle görünüyor ki bu anlaşmazlık, Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerde ilgili başlık ele alınacağı zaman gündeme gelecek.
Şu anının pazarlığı, Ankara'nın protokole atacağı imzanın Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma anlamına gelmeyeceğini tek taraflı da olsa kayda geçirmek amacıyla yayımlamak istediği bildiriye ilişkin. Hükümet 'her ihtimale karşı' bu kaydı düşmekte ısrarlı. Bu ısrarın arkasında, protokole atılacak imzanın başta Kıbrıs olmak üzere bazı AB üyesi ülkelerce istismar
edilebileceği kaygısı kadar, aynı istismarın Türkiye'de iç politikada prim yapma niyetiyle yapılabileceği kaygısı da var.
Gelgelim AB, Ankara'nın tek taraflı beyanını, bir ek güvence arayışı ya da iç politika gereği olarak görme eğiliminde değil. Özellikle Kıbrıs ve Yunanistan, beyanın, protokolün içini boşaltmasından, işlevsiz hale getirmesinden çekiniyor ve aylardır böyle bir sonuçla karşı karşıya kalmamak için Brüksel nezdinde uğraş veriyor. Doğrusu AB de mümkün merte-
be ılımlı ve yapıcı bir beyanda bulunulmasını istiyor. AB'nin bu beklentisi, Blair-Erdoğan görüşmesinden sonraki açıklamalarda bir kez daha suyüzüne çıktı.
Tam da bu noktada pazarlığın ikinci ayağına, müzakere çerçevesine geliyoruz. Çerçeve, Komisyon tarafından onaylandı. Ancak işlerlik kazanabilmesi için Konsey'in de oybirliğiyle onayını alması gerekiyor. Ancak Kıbrıs, Türkiye ek protokolü imzalayıp kabul edilebilir içeriği ve biçimiyle protokülü sulandırmayacak bir beyanda bulunmadıkça, müzakere çerçevesini bırakın onaylamaya, ele almaya bile yanaşmıyor. Bu yüzden de belgenin yürürlüğe girmesi geciktikçe gecikiyor.
Ve son ayak, tüzükler. Burada da benzer bir durum var. Avrupa Komisyonu, Kıbrıslı Türklere Annan Planı sürecindeki çözüme dönük tutumlarından dolayı, 259 milyon avroluk bir yardımda bulunulmasını, ayrıca üçüncü ülkelerle doğrudan ticaret imkânı tanınmasını öngören iki tüzük hazırladı. Mali yardımda sorun yok. Rumlar itiraz etmiyor. Ancak KKTC yönetimi, makul ekonomik gerekçelerle iki tüzüğü bir bütün olarak görüyor ve birbirinden ayrılmasına (decouple) karşı çıkıyor.
Ne de olsa uzun vadede ekonomik açıdan verimli sayılan, mali yardımdan ziyade doğrudan ticaret imkânı. Ayrıca KKTC yönetimi, mali yardımı kabul etmesi durumunda doğrudan ticaretin rafa kaldırılacağından kaygılı. Gelgelelim Kıbrıs burada işi yokuşa sürüyor ve egemenliğinin
ihlal edileceği gerekçesiyle KKTC'ye bu imkânın tanınmasını yokuşa sürüyor.
Lüksemburg boyunu aşan bu pazarlığa bulaşmak istemeyince ihale Britanya'ya kaldı. Londra, şu an için hayli faal ve tüm bu sorunlara 'paket' bir çözüm bulmak için uğraşıyor. Ancak görünen o ki pazarlık daha sürecek. Kim bilir
belki de 3 Ekim sabahına kadar...