Uluslararası meşruiyet- ulusal çıkar

Türkiye'nin Irak'a karşı ABD'nin yanına konumlanmakta zorlanmasının nedenlerinden biri de uluslararası meşruiyet kaygısı. Bu siyasi düzeyde </br>yalnızca Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve muhalefet liderince değil bizzat Başbakan ve iktidar partisi liderince de dile getirildi.

Türkiye'nin Irak'a karşı ABD'nin yanına konumlanmakta zorlanmasının nedenlerinden biri de uluslararası meşruiyet kaygısı. Bu siyasi düzeyde
yalnızca Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve muhalefet liderince değil bizzat Başbakan ve iktidar partisi liderince de dile getirildi. İlk üçü açıkça, son ikisi yarım ağızla bu kaygıyı defalarca ifade etti.
Mevcut küresel düzende uluslararası meşruiyeti somutlaştırma yollarından biri, ilgili konuda BM Güvenlik Konseyi kararı çıkarmak. Dolayısıyla Ankara'daki siyasilerin asgari beklentisi, BM Güvenlik Konseyi'nin Irak'a karşı bir savaşı meşru kılacak bir karar alması olmalı.
Peki bu ne kadar gerçekçi? Ola ki böyle bir meşruiyet sağlanamadı, Türkiye ABD'ye bir kez daha 'Hayır' mı diyecek?
Aklı başında hiçbir devlet uluslararası meşruiyeti ulusal çıkarlarının üstüne koymaz. Çünkü dış politikanın doğasında bulunan realizm ve pragmatizm buna elvermez. Bunu da en iyi şu anda uluslararası meşruiyet şampiyonluğuna soyunan 'savaş karşıtı' blok bilir.
Fransa'dan başlayalım. Cezayir defterini açmak istemiyorsanız ya da Greenpeace gemisinin Fransız komandolarınca 'etkisiz hale' getirilişini hatırlamaya niyetiniz yoksa daha geçen yıl Fildişi Sahili'ne asker gönderirken uluslararası meşruiyet arayıp aramadığını sorun kendinize Fransa'nın? Ha bir de Irak'ın BM gözetiminde yürüttüğü 'gıda karşılığı petrol' programından aslan payını kimin kaptığını. Belki Fransız şirketlerinin Irak'taki yatırımlarını da merak edersiniz.
Gelelim Rusya'ya. Çünkü Moskova'nın durumu trajikomik. Acaba Saddam'ın üzerine titremesi uluslararası meşruiyet sevdasından mı? Irak'tan alacağı 8 milyar doların güme gitmesinden korkuyor olmasın sakın...Hem Rusların bu 'sonradan olma' meşruiyet kaygısı bu kadar derinse Çeçenya'da karıştırdıkları haltları nasıl açıklayacaklar? Bu konudaki hangi
BM Güvenlik Konseyi kararının, hangi AGİT bildirisinin, hangi AB çağrısının gereğini yerine getirdiler?
Çin'e ne demeli? Ya da bir şey demeye gerek var mı? Doğu Türkistan'ın, Tibet'in hali ortadayken...
Diğerlerinin yanında masum kalıyor gerçi ama Almanya'nın da sorunu var. Bilmem Mikonos davasını hatırlar mısınız? İranlı ajanlar Almanya'ya sığınmış rejim muhaliflerini öldürmüşler, soruşturma sonucunda bizzat Alman yargısı İran devletini 'terörizm'den suçlu bulmuştu. Pek uluslararası meşruiyeti yoktu terörizmin o günlerde de. Ama Almanya hiçbir yaptırımda bulunmadı birkaç göstermelik tepki dışında. Çünkü İran, Almanya'nın Ortadoğu'daki en önemli ekonomik, siyasi ve hatta stratejik yatırımıydı. Hâlâ da öyle.
Doğrusunu isterseniz Türkiye'nin de arası uluslararası meşruiyetle pek iyi sayılmaz. En başta da Irak konusunda. Yalnızca sınır ötesi harekâtlardan, bir başka ülkenin toprak bütünlüğünü sürekli ihlal halinde bulunmaktan bahsetmiyorum. BM ambargosu altındaki bir ülkeyle sınır kaçakçılığı ne kadar meşru acaba? Ya Kıbrıs'taki duruma ne demeli? KKTC'nin uluslararası meşruiyeti mi var? Ya adanın kuzeyindeki 40 bine yakın Türk askerinin? Yok tabii ki (Türk tarafının demagojiyi bırakıp 'Annan Planı'na dört elle sarılması bu yüzden de yararına. Çünkü plan, bu uluslararası meşruiyetsizliğe de son veriyor). Peki niye orada o askerler? Çünkü Türkiye bunu ulusal çıkarlarına uygun buluyor.
İdeali, ulusal çıkarlarla uluslararası meşruiyeti bağdaştırmaktır herhalde. Ama bu her zaman mümkün olmuyor. Ya da uzun sürmüyor. Mesela 1974 müdahalesi hem Türkiye'nin ulusal çıkarları gereğiydi hem de uluslararası meşruiyeti vardı. Ta ki Türk askeri varlığı, kalıcılaşana kadar.
Türkiye meşruiyet ararken çıkarlarını zedeliyor.