Yalnızca Saddam

Belli ki Türkiye-ABD pazarlığı kritik noktada. Kimse kendini kandırmasın. Saddam'ın çekilmesi dışında savaşı hiçbir şey durduramaz. Ne Alman-Fransız bloku, ne bölge ülkeleri, ne de BM.

Başından beri yanlış algılandığını düşündüğüm bir durum var: Sanılıyor ki ABD kendisiyle birlikte Türkiye'nin de Irak'a girmesini istiyor. Oysa durum tam tersi. Aslında Amerikalıların tercihi, Türk askerlerinin
kendi topraklarında kalması, sınırı geçmemesi. Bir Amerikalı yetkilinin ifadesiyle, 'pozitif enerjisini kullanması değil, negatif enerjisini kullanmaması.'
Peki neden? İki nedeni var bunun. İlki, Kürtlerin Kuzey Irak'ta Türk askeri istememesi. İstemiyorlar, çünkü kurdukları düzeni, bugüne kadar elde ettikleri kazanımları yitirmekten korkuyorlar. Böylece hayalini kurdukları bağımsız devlet bir yana, özerkliklerinin bile güme gitmesinden kaygı duyuyorlar. Peki bu ABD'yi niye ilgilendirsin? ABD, Kürtlerin kaygılarını hesaba katmak zorunda. Çünkü Kürtler, Washington için yalnızca Saddam rejimini devirmede doğal bir müttefik değil; aynı zamanda Saddam sonrası Irak'ta istediği düzeni kurabilmede önemli bir oyuncu (Baksanıza daha şimdiden İsrail istihbaratı aracılığıyla Talabani'ye, Barzani'ye makamlar biçilmeye başlandı bile. İsrail'in de tıpkı ABD gibi Kürtleri Araplara karşı bir denge unsuru olarak gördüğüne kuşku yok).
Gelelim ikinci nedene. Amerikalılar, Türklerin Musul-Kerkük'ü bir kez ele geçirdi mi kolay kolay bırakmak istemeyeceğinden çekiniyor. Bu yalnızca Kürtleri rahatsız etmez, ister Şii ister Sünni olsun Arapları da rahatsız eder. Dolayısıyla Irak'ın yeniden yapılandırılmasında 'Türk varlığı' daha ilk günden bir sorun olarak belirebilir. Arapların kendi içinde, Kürtlerin kendi içinde ve Kürtlerle Araplar arasında hararetli tartışmalara gebe olacağı aşikâr bir süreç iyice zora girebilir.
Görüntü ne olursa olsun Türkiye ile ABD arasında yürütülen pazarlığın asıl 'püf noktası' bu. Hangi üslerin, limanların kullanılacağı, kaç askerin konuşlandırılacağı falan değil.
Murat Yetkin'in bugünkü köşesinde Amerikalı yetkililere dayanarak anlattıkları pazarlıkta kritik bir aşamaya gelindiğini gösteriyor... Ancak yukarıda bahsettiğim soruların yanıtları hâlâ ortada yok. Herhalde Iraklı Kürtler bugün Radikal'de okuyacaklarından pek memmun olmayacak.
Yetkin'in köşesinde yazılanlardan rahatsız olacak başkaları da var: Dün İstanbul'da toplanan Arap dışişleri bakanları.
Siz akşam Türkiyeli meslektaşınızla 'Savaşı nasıl önleriz, Irak'ın toprak bütünlüğünü, egemenliğini nasıl koruruz' diye kafa patlatın, ertesi gün Türk ordusuyla Amerikan ordusunun savaş pazarlığında nerelere geldiğini okuyun...
Gerçi onlar da biliyor dün akşam yapılan toplantının ya da önümüzdeki günlerde yapalacak zirvenin göstermelikten öte bir işlev taşımayacağını. Bu faaliyetler ne Saddam'ı kurtarmaya yönelik, ne de Bush'u durdurmaya. Katılımcı hükümetlerin derdi kendi kamuoyları. O gün gelip Irak'a bombalar yağmaya başladığında dönüp halklarına, 'Biz elimizden geleni yapmıştık' diyebilmek için bütün bunlar.
Aslında Irak savaşı gündeme geldiğinden bu yana uluslararası bir oyun oynanıyor. Oyunun çeşitli sahneleri var.
Birisi Irak. BM müfettişleri harıl harıl 'mahkemede aleyhinde olarak kulllanılmak üzere' delil arıyor. Sanki delil bulunamazsa 'hüküm' değişecek. Ne bekliyorlar acaba? Şöyle mi olacak: Müfettişler Saddam için temiz raporu verecek. BM 'Irak vurulamaz' diyecek. Bush da kalkıp önce Saddam'dan sonra uluslararası kamuoyundan özür dileyecek, Körfez'deki yığanağı geri çekip askerlerini de eve gönderecek...
Bir başka sahne Avrupa. Fransa ile Almanya insanlık adına, uluslararası hukuk adına ABD'nin Irak'a saldırmasına karşı çıkıyor. Aynı Almanya, Mikonos davasında bizzat kendi yargısınca 'terörist' ilan edilen İran'la
'eleştirel diyalog' kisvesi altında yıllardır sıkı fıkı. Aynı Fransa, Fildişi Sahili'nde sömürgeciliğin daniskasını yapıyor.
Ama herhalde en acıklı sahne Ortadoğu'da oynanıyor.
Acz ve Şark kurnazlığı bir arada...
Kimse kendini kandırmasın. Bu savaşı Saddam'ın çekilmesi dışında hiçbir şey durduramaz. Ne BM kararı, Ne Alman-Fransız bloku, ne Ortadoğu zirveleri...