Yeni Kıbrıs'a yeni hükümet

Kuzey Kıbrıs'ta hükümet kurma süreci yarından itibaren resmen başlıyor.

Kuzey Kıbrıs'ta hükümet kurma süreci yarından itibaren resmen başlıyor. Türkiye'de Kıbrıs'ta 'çözüm isteyen', daha doğrusu 'stratejik hedef' ya da 'milli hedef' olarak önüne koyduğu AB üyeliği için 'çözüme muhtaç' bir hükümet var. 14 Aralık'ta Kuzey Kıbrıs'ta yapılan seçimleri de çözüm ve AB üyeliğinin sözcülüğünü yapan iki parti hem sayı hem de oran olarak rakiplerinin önünde bitirdi. Dahası, bizzat Denktaş'ın da kabul ettiği gibi, Kuzey Kıbrıslı seçmenlerin yüzde 100'ü izlenecek yol konusunda farklı düşünmekle birlikte çözüm ve AB üyeliğinden yana oy kullandı.
Dolayısıyla gelinen noktada önemli sayılması gereken nokta, hükümeti kimin, kiminle, nasıl kuracağı değil, hükümetin ne amaçla kurulacağı; bakanlıkların dağılımı değil, programın içeriği. Bu açıdan bakıldığında seçmenin talebi ve Türkiye'deki hükümetin ihtiyacı aynı kapıya çıkıyor. Tabii AB, BM ve ABD'nin, kısacası uluslararası toplumun beklentisi de: Annan Planı temelinde bir anlaşmaya varılması ve Kıbrıs'ın yeniden birleşmiş olarak AB'ye girmesi.
Hep etrafından dolaştığımız, bir türlü yüzleşmek istemediğimiz soru aslında şu: Kuzey Kıbrıs'ta ve Türkiye'de yaşayan insanların geleceği açısından Annan Planı'nda öngörülen türden bir anlaşma mı daha hayırlıdır yoksa Kıbrıs'ta statükonun devamı mı? Asıl mesele bu, gerisi diplomasi.
Aynı soru Rumlar için de Yunanistan için de geçerli...
Bu soru kritik ve yanıtı üzerinde şimdiden düşünmeye başlamanın yararı var (Aslında geç bile kalındı). Çünkü Kıbrıs'ın ve Türkiye ile Yunanistan'ın geleceğini eninde sonunda bu soruya verilecek yanıt belirleyebilir.
Annan 1 Nisan 2003 tarihli raporunda bu durumu şöyle ifade etmişti: "Nihai tercih benim ortaya koyduğum plan çerçevesinde bir anlaşmayla başka bir plan arasında değil, benim ortaya koyduğum plan çerçevesinde bir anlaşmayla çözümsüzlük arasında yapılacak."
Öyle ya da böyle önümüzdeki yıl yeniden başlaması kesinleşen görüşmeler sonucunda işin gelip dayanacağı nokta bu tercih olabilir. Çünkü her iki tarafın da değişiklik talepleri söz konusu. Aslında yeri gelmişken şunu da belirtmekte yarar var: Annan Planı bir temelden ziyade bir çerçeve. Yani üzerine değil, içerisine bir anlaşma oturtmak zorundasanız, manevra alanı sınırlı.
Bu durumda tarafların taleplerinin karşılıklı olarak ya da BM tarafından kabul edilip tatmin edici biçimde yerine getirileceğinin hiçbir güvencesi yok. Dahası bir yanda Annan Planı'nı, "1974 işgalinin oldubittilerinin kabulü" olarak gören Papadopulos zihniyeti, öte yandan aynı planı "Kıbrıs Türkünün ve Türkiye'nin intiharı" olarak yorumlayan Denktaş zihniyeti var. Ve bir de çözüme istekli ve muhtaç durumuna karşın Türkiye-Kıbrıs-AB denklemini kuramamış bir AKP hükümeti.
Denklemin doğrusu şu: Kıbrıs sorununun bu yıl içinde çözülmesi Türkiye'nin Aralık 2004'te AB'den üyelik görüşmelerine başlama tarihi almasını garantilemeyecek (Bu Türkiye'nin Kopenhag Siyasi Kriteri bağlamında göstereceği performansa ve Ege anlaşmazlıklarında Yunanistan'la gelinecek noktaya da bağlı). Ama Kıbrıs sorununun bu yıl içinde çözülmemesi Türkiye'nin Aralık 2004'te AB'den üyelik görüşmelerine başlama tarihi almamasını garantileyecek. Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan'ın tavrından bağımsız olarak AB'nin de çözümsüzlük durumunda Türkiye'ye yeşil ışık yakabilecek bir siyasi pozisyonda olması mümkün görünmüyor.
Hâlâ daha AB'ye kızanlar, 'Kıbrıs'ı üye yaparken sınır anlaşmazlığını sorun etmiyorsunuz da bizi alırken niye ediyorsunuz' diye. Artık anlayalım: AB Kıbrıs'a baktığında iki değil tek ülke görüyor, güneydeki yapıyı meşru hükümet olarak, kuzeydeki yapıyı ise Türkiye'nin denetiminde bir işgal bölgesi olarak görüyor. Dolayısıyla bir sınır anlaşmazlığı değil, zorla bölünmüş bir ülke görüyor AB Kıbrıs'ta.