Yenilen pehlivan güreşe doymazmış

Doğrusu başlık bana değil, İsmet Berkan'a ait. </br>Erdoğan'ın perşembe günü bir televizyon programında Kıbrıs için yeni bir çözüm girişimi başlattığını söylemesiydi Berkan'a bu lafı ettiren...

Doğrusu başlık bana değil, İsmet Berkan'a ait.
Erdoğan'ın perşembe günü bir televizyon programında Kıbrıs için yeni bir çözüm girişimi başlattığını söylemesiydi Berkan'a bu lafı ettiren...
Şöyle diyordu Başbakan: "Garantör üç ülke Türkiye, Yunanistan ve
İngiltere, bunun yanında Kuzey ve Güney Kıbrıs... Hepsi bir araya gelmek suretiyle bu işi süratle görüşmeye başlasınlar ve bu görüşmeyle bunu nasıl çözeceğimizi konuşalım dedik. Abdullah bey bunun çalışmasını başlattılar. Arzumuz, niyetimiz en ideal şekilde bunu çözelim. Bunu çözelim derken gelecek nesiller de attığımız adımı hayırla yad etsinler. 'Bunlar geldiler şöyle sattılar, böyle sattılar' demesinler."
'Çalışmayı başlatan Abdullah bey' de aynı gün şöyle konuşuyordu: "Kıbrıs sorununun çözümü yolunda kapılar tamamen kapanmadı. Çözümsüzlüğün çözüm olmadığına inanan bir hükümet olduğumuz için yoğun bir çalışma içindeyiz.
Önümüzdeki günlerde gelinecek nokta ortaya çıkabilir."
12 Aralık Kopenhag, 28 Şubat Lefkoşa ve 10 Mart Lahey...'Annan Planı' temelindeki son çözüm girişiminin yenilgiye uğratıldığı tarih ve mekânlar... Şimdi de 16 Nisan Atina'ya hazırlanılıyor anlaşılan...
Malum 16 Nisan'da AB'nin dönem başkanı Yunanistan'ın başkenti Atina'da (talihin cilvesi işte) Kıbrıs ile AB arasında katılım anlaşması imzalanacak. O güne kadar bir mucize olmazsa o imza 1960 model Kıbrıs Cumhuriyeti adına, Rum hükümetince tek yanlı olarak atılacak. Çünkü
'Annan Planı' temelinde kurulacak 2003 model 'Birleşik Kıbrıs Devleti' adına Rum-Türk ortak yönetimi adına atılma şansı elden kaçırıldı.
Daha önce de yazdım. Erdoğan'ın da Gül'ün de başından beri Kıbrıs sorununu çözmek için samimi bir niyet taşıdığına inandım. AKP ta seçim programından beri söz konusu niyetini ortaya koymuş, bu açıdan hiç olmazsa söylem düzeyinde çözümsüzlüğü de pekâlâ çözüm olarak kabul eden 'devlet politikası'nın ilerisinde konumlanmış bir partiydi. Erdoğan'ın bugüne kadar hiçbir Türk siyasetçisinin cesaret edemediğini yapıp 'devlet politikası'nın köşe taşı Denktaş'la 'düşük yoğunluklu çatışma'ya girdiğini, 'Çöz ve yaşat' diye özetlediği bir zihniyet değişiminin öncülüğüne soyunduğunu da unutmadım.
Ancak unutmadığım başka şeyler de var: Bu niyet, bu söylem, bu zihniyet değişimi bir türlü içselleştirilemedi, icraata ve siyasi iradeye yansıtılamadı; Denktaş'a ve asker-bürokratsiyasi Kıbrısçılara
'anlatılamadı.' Ve nihayet şu anda 'Annan Planı'nın gömülü bulunduğu mezardaki tabuta son çiviyi çakan da Erdoğan oldu, 10-11 Mart tarihli Lahey Zirvesi'nden tam da bir gün önce, 'Annan beni kandırdı' diyerek.
Erdoğan'ın perşembe günü 'yeni çözüm girişimi'nden söz ederken kullandığı şu ifadeler de maalesef üç aşağı beş yukarı hâlâ aynı noktada olduğuna işaret ediyor. "Kıbrıs konusunda, biz Annan Planı'nda ifade edildiği gibi 'Buyurun Kıbrıs'ı size teslim ettik' mi diyelim. Olumsuzluklarla bezenmiş, dayatılmış bir planın kabulü, daha sonra eleştirilir."
Daha ziyade hafta başında TÜSİAD Başkanlığı'nca Kıbrıs'ta gelinen noktaya ilişkin olarak ortaya konan -kanımca gayet isabetli eleştirilere yanıt niteliğinde bu sözler... Tek garabeti de eleştiri hazımsızlığı değil...
O bildik paranoyak refleksi harekete geçirmesi:
Teslim etmek... olumsuzluklar bezenmiş.. dayatılmak...
Soruna hâlâ bu köhne kavramların prizmasından bakıyor Ankara, hiç ders alınmamış en azında şu geçen üç yıldan...
Hal böyleyken sormak lazım: Hangi çözümden bahsediyorsunuz? Uluslararası konjonktür müsaitken, Türk tarafı açısından gelmiş geçmiş en iyi plan masadayken, Rum tarafının AB üyeliği uğruna çözüme evet demekten başka şansı yokken, hükümet daha ekonomik ve siyasi kredisini cömertçe harcamamış, Irak krizi silindir gibi üzerinden geçmemişken kotarılamayan çözüm şimdi nasıl kotarılacak?