Zor olan barış

Fransız devlet adamı Clemenceau söylemiş zamanında, 'Savaşmak barışmaktan kolay' diye...

Fransız devlet adamı Clemenceau söylemiş zamanında, 'Savaşmak barışmaktan kolay' diye...
ABD Irak'a saldırırsa söylenebilecek tek kesin sonuç, savaşı ABD'nin kazanacağı. Nasıl olur, ne kadar sürer, kaça patlar... kestirmek askerlerin işi ama sonuç itibarıyla görünen köy kılavuz istemez. Asıl mesele, asıl zorluk 'ertesi gün'den itibaren başlayacak süreç.
Daha önce de yazdım, ben şuna inanıyorum: ABD 11 Eylül'den sonra stratejik hedefini 'Büyük Ortadoğu'nun jeopolitik haritasını yeniden çizmek olarak belirledi. İşe Afganistan'dan başladı. Şimdi sıra Irak'ta.
Dolayısıyla ABD Irak'ta izleyeceği taktiği Büyük Ortadoğu stratejisinin çerçevesine oturtmak durumunda. Muhtemelen tıpkı Afganistan'da yaptığı gibi Irak'ta da rejim değişikliğini sağladıktan sonra ülkeyi küresel terörizme karşı 'sterilize' etmeye girişecek.
Askeri hareketlilik kadar, siyasal, sosyal ve ekonomik düzenlemeler de gerekecek hiç kuşkusuz. Irak bu açıdan Afganistan'dan avantajlı. Petrol gelirleri bu dönüşümü hem finanse etmesini hem de halk cazip hale getirmesini kolaylaştırabilir. Afganistan'da bu süreç hayli ağır ve sancılı ilerliyor. Kuvvetle muhtemel ki yeni Irak ama idari ama etnik kökene dayansın bir federasyon olarak yapılandırılacak.
Ancak ABD'nin hem Irak taktiğinin tutması, hem de 'Büyük Ortadoğu' stratejisinin yürütülebilmesi iki temel etkene bağlı. Bunlardan ilki siyasi taahhüt. Bakın daha şimdiden özellikle hem yerel (Kürtler, Şiiler vs.) hem de bölgesel güçler ABD'den bu kez işi yarıda bırakmayacağına ilişkin güvence istiyor. Yerel güçler Körfez Savaşı'ndan sonra amiyane tabirle ABD'nin dolduruşuna gelip kendilerini Saddam'la karşı karşıya bulmuştu. Bedelini de ağır ödemişlerdi. Tarihin tekerrür etmesini istemiyorlar. Dahası yeni Irak'ta söz sahibi olmak istiyorlar. Mesela federe devletler olarak.
Bölgesel güçlerin derdi ise savaşın yol açabileceği istikrarsızlık ve bu istikrarsızlığın yol açabileceği kargaşa. Kendi rejimlerinin de sallantıya gelebileceğinden kaygılanıyorlar.
Dolayısıyla ABD kendi stratejisi açısından Irak'a girecekse kalmalı. Hem askeri hem siyasi olarak. Süreci elbette iç dinamiklerin etkileşimi belirleyecek ama kısa vadede istikrar, orta ve uzun vadede demokratikleşme için Amerikan varlığı şart.
İkinci etken Filistin-İsrail barışının sağlanması.
ABD ağzıyla kuş tutsa bile Filistinlilere yaşayabilir bir devlet sunmayan bir barış anlaşmasını yerleştirmedikçe stratejisine uluşamaz. Şaron zihniyetinin etkisindeki İsrail tankları Gazze Şeridi'nde, Batı Şeria'da masum Filistinlileri öldürmeye son vermedikçe ABD ne Arap ve uluslararası kamuoyunun haklı tepkisini yatıştırabilir ne de köktendinci
İslamcıların öfkesinin önüne geçebilir.
Evet mevcut Amerikan yönetimi belki de bugüne kadar gelmiş geçmiş en İsrail yanlısı yönetim. Ancak tarih ABD'nin ulusal çıkarları gerektiğinde İsrail'in bileğini bükmekten de geri kalmadığını gösterir (mesela Süveyş krizinde İsrail'i kınaması, mesela İsrail'in Çin'e erken uyarı uçağı satışını engellemesi). Kaldı ki şunu da unutmamak gerekir: Nihai tahlilde İsrail'in güvenliği de Filistinlilerle barış yapmasından geçiyor.
Bu iki etken göz önünde bulundurulduğunda ABD'nin Irak'a girişeceği saldırı yalnızca nedenleri açısından değil, sonuçları da göz önünde bulundurularak değerlendirilmeli.