Futbol, devletten daha demokrat

Bizim büyük tartışmalara girecek bilgi veya ne diyeyim, entelektüel kapasitemiz, kabul ede- rim, biraz sınırlıdır. Tevazudan söylemiyorum. Az bildiğimi söyleyip, hatalarımı da böylece...

Bizim büyük tartışmalara girecek bilgi veya ne diyeyim, entelektüel kapasitemiz, kabul ede-
rim, biraz sınırlıdır. Tevazudan söylemiyorum. Az bildiğimi söyleyip, hatalarımı da böylece mazur göstermek gibi bir niteyim de olamaz.
Frankfurt Kitap Fuarı’nda yabancı kökenli oyuncuların milli takıma çağrılmasıyla ilgili tartışmayı gazetelerden okuyunca, epeydir yazmak istediğim mevzuu üzerine bir iki çift laf etmek sitedim.
Hatırlarsanız, Allah rahmet eylesin Kazım Kanat, Hollanda Milli Takımı’nı seçen Uğur Yıldırım hakkında ‘vatan haini’ anlamına gelecek bir yığın laf etmiş, ben de ‘sert’ futbolu severim, Kazım Ağbimizi şöyle bir havalandırmıştım. Ayağa değil, topa sert yapmıştım.
Mesele şudur: Futbol, evliliğin aşkı öldürdüğü gibi, hatta kadar olmasa da milliyetçiliği öldürmeye başladı, Erkan Goloğlu da buna hiç üzülmedi. Biliyorum futbolu çocukken annelerinin sırtına koyduğu havluyla oynayan ve top kendisinin olduğu için mahalle takımına girebilen bazı sosyologlar, büyüyünce Marksist oldular ve hâlâ futbolun milliyetçilik ürettiğini yazıyorlar. Kimse kusura bakmasın, biz, Marksizm’in bu yorumuna iltifat etmeyiz.
Bizim tribünler mesela... Colin Kazım Kıbrıslı bir Türk anneyle Antigualı bir babanın İngiltere’deki mahsulüydü. Versek bir arkeolo-ğun eline, kazar kazır, bir Sünni Türk kökü bulabilirdi. Ama tribün, Aurelio’nun milli takı-mımızda oynamasına da, hiçbir zaman takma-
dı. Hatta görüyorsunuz işte, bağrına bile bastı.
Futbol, ne derseniz deyin, devletten daha olgun, tabii ki daha demokrat, daha eşitlikçi. Yurttaşlık mevzubahis olunca, ayırım yapmıyor. Diyeceksiniz ki, futbol ticarileştikçe, paranın gücü, kendi kuralını dayatıyor. Doğrudur. Hatta bizde bu tutum, giderek yararcı bir bakışı bile dibine kadar zorluyor. Sakarlaşmak, yüzüne gözüne bulaştırmak pahasına... Baksanıza, Kayserispor’lu Turgay’ı, Avusturya Ümit Milli Takımı’ında oynadığı için bizde oynayamayacağını bilmeden Milli Takım’a çağırdılar.
Kimin ağrına gidecek bilemem ama, milli futbol takımında oynamanın, oynayan açısından ‘milli gurur’ vesilesi yapılacak yanı, giderek daha önemsizleşiyor. Çünkü milli takımda oynadığı için topçu, fiyatını ikiye üçe katlıyor. Bilenler söylüyor, Brezilya’da mene-
cerler milli takım hocalarına fena sayılmayacak ‘yardım’larda bulunuyorlar, “Benim topçumu bir maç bile olsa oynat”, diye. Topçu da meseleye bu yarar açısından bakıyor.
O bakımdan, bizim Almancıların babaları ve menajerlerinin her iki milli takımı pazarlık yapmasını iyi bulmuyorsam da, ‘ahlaksızlık örneği’ de bulmuyorum. Fatih Terim
diyor ya, “elimde dosyalar var, oyuncuları korumak istediğim için açıklayamam.” Bunda hafif yollu bir tehdit de var.
Sonuçta Frankfurt’ta Ümit Özat’ın müşteki olduğu şey, futbolun gittiği yönü gösteriyor. “Milli takım maçlarının kulüp maçlarından bir farkı kalma(yacak).”
Ne dersiniz, kötü mü olacak?