Kim, neden evden kaçtı?

Mustafa Denizli?nin Beşiktaşlılığını kanıtlamak üzere başlattığı kampanya, hız kesmek bir yana, gittikçe yoğunluk kazanmakta. Bu hafta Denizli?nin ?Beşiktaş için evden kaçtığını?...

Mustafa Denizli’nin Beşiktaşlılığını kanıtlamak üzere başlattığı kampanya, hız kesmek bir yana, gittikçe yoğunluk kazanmakta. Bu hafta Denizli’nin ‘Beşiktaş için evden kaçtığını’ öğrendik. Allah Beşiktaş’tan kaçışını göstermesin. Bizim servisteki arkadaşlar, ‘Antrenörlüğün onda dokuzu kaçmaktır’ gibi bir manşet atabilirlerdi, mesela. Ya da, 1962 yılında kaçtığına göre, ‘yarım asır sonra gelen nikâh’ da iyi giderdi. Haber biraz süslenebilirdi. Bazı hocalardan ‘kaçış hikâyeleri’ alınırdı.
Yılmaz Vural’a, bunaldığından veya yeni bir maceranın peşine düşmek için değil; düpedüz ‘ilgi görmek’ için kaçmak yakışırdı. Eve döndüğünde daha çok sevilmek için.
Öyle de olmuştur, eminim. İlk kaçışında daha çok sevilmiştir. Yılmaz Hoca ‘daha çok sevilmek’le yetinmedi. Daha fazlasını istedi. Ancak kapasitesi sınırlıydı. Başka numarası yoktu. Yine kaçtı. Her kaçışında daha az sevildi. Bunu ona belli etmediler.
Etselerdi de anlamayacaktı.
Aragones de evden Fenerbahçe’ye kaçmış olurdu. Ama, huzurevinden. Erkek evinin babası Aziz Yıldırım, “Geldin gelmesine de, size nikâh düşmez” diyebilirdi. Hep beraber gördük; Aziz Bey, ‘cami yıkılmış ama mihrap yerinde’ muamelesi yaptı.
Ersun Hoca, kaçtığı zaman ortada bilgisayar yoktu ama o, yine de bilgisayar mühendisi olmak için kaçmıştır.
İnanmazsanız, gidin sorun.
Bülent Uygun’a sormanıza gerek yok, ben söyleyeyim. Astsubay kıdemli başçavuş olmak için kaçtı. Bütün hayali, Pazar günleri Renault 12’sini kızıyla beraber yıkamaktı. Apartmanın suyundan. Ne Renault 12 olacaktı ama. Dikiz aynasında iple sallanan yanar döner CD, arka camın iç tarafında kafası sallanan bir köpek maskotu. Şöyle peluşlusundan, tabii ki. Hayalini gerçekleştiremedi ama fazlasını yaptı. Teğmen oldu. Müebbet teğmen. Ama o bunu bilmiyor.
Skibbe ‘bizim Alamancılar’ın anavatanından kaçtı. Geldiği yerin ‘Alamancı diasporası’ olduğunu anladığında iş işten geçmişti.
Aykut Kocaman, felsefe okumak için evden kaçarken Barış Tut’a yakalandı.
Yakalanabilecek en iyi adama...
Tolunay Kafkas da okumak için kaçtı:
Kafka okumak için. Bir gün Hıncal Uluç milli takım otobüsünde onu, elinde bir Kafka kitabıyla gördü. Halbuki o, resimlerine bakıyordu. Bu yılın Ağustos ayıydı, galiba. Kafka’nın pornocu olduğunu özel arşivinden ortaya çıkardılar. Hani Nisan ayında Kalp Vakfı Tolunay Kafkas’ı ‘ayın hocası’ seçip, hoca ceza alınca ödülü geri aldılar ya. Kafka’nın pornocu olduğu öğrenildiğinde de geri alabilirdiler. Ne de olsa ‘kurumsal hassasiyet’. Hoca, ucuz yırtmış oldu.
Fatih Terim mi? Hiç kaçmadı. O, hep kovaladı. Sonra herkes gibi o da yaşlandı ve işaret etti: “6 numarayı kovalayın”. “Bazen kovalayandır, kaçan” diye bir şarkı
sözü yazılmamışsa eğer, Fatih Terim korkusundandır. Kimse başına bela almak
istemiyor.
Ben mi? Ben evde kaldım.