Obama için Kenya?yla maç

ABD seçimlerinde dağ taş "Obama geliyor" derken, bilen biliyor ben eşe dosta, pek mizacım olmasa da, itidal tavsiye ettim. "Bizdeki üç puanlı sistemde bile kapanmayacak...

ABD seçimlerinde dağ taş “Obama geliyor” derken, bilen biliyor ben eşe dosta, pek mizacım olmasa da, itidal tavsiye ettim. “Bizdeki üç puanlı sistemde bile kapanmayacak fark yoktur, orda Cumhuriyetçiler gelir son düzlükte kapatır, burun farkıyla yine alabilirler” dedim.
Ama netice itibarıyla Obama’nın ABD’nin yeni başkanı olmasına, ‘zenginin malı züğürdün çenesini yorar’ benzeri bir kayıtsızlıkla yaklaşmadım. Bu durumun, dünyada ve Türkiye’de, olumlu gelişmeleri katkısı olmasını murat ederiz. Bu da bir kenara kaydedilsin.
Doğrusunu isterseniz, bizim beklentimiz, Amerika’da Obama’yla birlikte futbolda da yeni bir devrin başlamasıdır. Dünya Kupası’na hemen her dönem geliyor olmaları, futbolun o ülkede üvey evlat olduğu gerçeğini değiştirmiyor. “Sana mı düşmüş” soruna gelince, evet, futbolun olması gereken yerde olmadığı her ülke, bizim sorumluluk alanımızdadır. Bu kadar basit, ama bir o kadar da net!
Neyse. Obama’nın başkanlığı vesilesiyle futbol camiası aslında geçtiğimiz haftaki maçlara, Obama’yı kutlayan pankartlarla çıkabilir, sembolik mahiyette, bir maçlığına bile olsa siyah bir oyuncuya kaptanlık verebilirdi.
Fenerbahçe ve Trabzon, Alex ve Song’la bu sorunu aşmıştı, zaten. Ama Beşiktaş mesela Nobre’nin, Galatasaray (başlama vuruşunu yaptıktan sonra oyundan alsa bile) Nonda’nın, Kayseri Saidou’nun ve diğer takımlar da sahaya siyah bir oyuncunun arkasında çıkabilirlerdi. Taraftar da girebilirdi bu topa. Bir tribün “Can you do?” diye bağırır, karşı tribün “Yes we can” diye cevap verirdi. Eski bir şarkı vardı, “Do you love me” diye. Bir tribün şarkıya böyle başlar, bitirir bitirmez öbürü “Yes I do, yes I do” diye karşılardı. İngilizce pratik yaparlardı. Bir ‘tens’den öbür ‘tens’e sular seller gibi geçilirdi. Ardından gelsin aktifler, gitsin pasifler. İşi iyi bilenler bizim neslin kahır kitabı olan Gatenby’den ezbere ‘Guliver’s Travels’ı bile okuyabilirdi. Maksat eğlence olsun.
Milli takım mesela, Obama’nın atalarının ülkesi Kenya’yla özel maç düşünebilirdi. Hâlâ da düşünebilir. Üç büyükler bahar kreasyonu için Hawai gömlek pazarlayabilirler, şampiyonluk primi olarak Honolulu seyahati verebilirler.
Basketbolda yerlilerle yabancılar maç yapıyorlar. Baskette bir-iki Balkanlının dışında yabancıların neredeyse hepsi siyah.  Aynısı futbolda yapılır. Siyahlar bir takım, bizim yerliler bir takım. Geliri Obama’ya gönderilir. Az veren candan, çok veren maldan. Garibim, kampanyada çok para harcadı.
Obama dediğin her gün gelmiyor ki. 100 yılda bir!