Özrü, özründen büyük olunca...

Şu yaşa geldim kamuoyu denen şeyin ne olduğunu hâlâ bilmiyorum. ?Kamuoyu araştırmaları? filan denir, ben hiç araştırılmadım.

Şu yaşa geldim kamuoyu denen şeyin ne olduğunu hâlâ bilmiyorum. ‘Kamuoyu araştırmaları’ filan denir, ben hiç araştırılmadım.
“Kamuoyu günlerdir bunu tartışıyor” dendi. Fikrimi soran oldu ama taraftarı olunacak önemli bir fikrim de olmadı. Daha çok; gülünecek, cevap vermeye tenezzül edilmeyecek, üzerinde durulmaya değmeyecek düşündüklerim oldu. Yani öyle ‘düşünce’ denemeyecek şeyler söyledim, yazdım.
Kamuoyu gündemi diye bir şeyden bahsedildi. Ben o gündeme ne oturdum ne de oturtuldum. Ben diyeyim nasip olmadı, siz deyin çapım yetmedi. O koltuk hep
doluydu. Oraya oturmak için birbirini ezenleri gördüm, yerini kaptırmamak için tuvalete bile gitmeyenleri tanıdım.
Fatih Hoca cumartesi akşamı, işte bu kamu- oyundan özür diledi. İçinde olma şansını yakalayamadığım o kamuoyundan olmadığımdan, özür beklemek diye bir şey de aklıma gelmemişti. İşin aslı, Belçika maçında olup bitenleri gördüm görmesine de; Hoca’dan her hangi bir şeyden dolayı özür dilemesine pek alışık olmadığım için, biraz şaşırdım, ne yalan söyleyeyim.
Her ne kadar ‘özür dilemek, büyüklüktür’ gibi bir düstur sahibiysek de, bizde ‘büyük adamlar’ın özür dilemesi, az rastlanır şeylerdendir. Hoca da, özür dilerken, tam bir büyük adam gibi davrandı.
Belçika milli takımının hocası Rene Van der Eycken, Belçika’nın iyi yerlerde olduğu yıllarda milli takım ve Anderlecht’in değişmez oyuncularından biriydi. Pfaff, Gerets, de Volf, Vercauteren, Ceulemans ve 86 Dünya Kupası’nda 20 yaşındaki Scifo, o yıllarda hemen aklıma gelen isimler. Avrupa futbol kamuoyu, Van der Eycken’i iyi tanıyordu. Ayrıca Belçika Milli Takımı yeni bir hoca ararken, Gerets ve Van der Eycken arasında tercih yaptı. Bilen biliyor. Gel gör ki Eycken’in hoca olarak bir başarısı yokmuş.
Yani o bakımdan Hoca’nın, ‘hiçbir başarısı olmayan bir adamın tahriklerine kapıldığı için’ kamuoyundan özür dilemesi, Hoca’nın büyüklüğünü göstermektedir. Tahriklerine kapıldığı adamın bir nebze başarısı olsaydı, başarı karşısında hürmeti esirgemeyen birisi olarak belki de tahriklere kapılmayacaktı. Ya da tahriklere kapılmasının sağlam bir nedeni olacak ve dolayısıyla özür dilemesine gerek kalmayacaktı.
Ama işte Avrupa üçüncüsü bir takımın hocası bu kadar boş, bu kadar kofti bir meslektaşının  tahriklerine kapılınca,
kendisinden beklenmeyecek bir büyüklük yaptı ve ‘en çok da kendisinden’ özür diledi.
Ben bu kadar şanslı bir kamuoyu görmedim. Hiçbir kamuoyundan böyle bir özür dilenmemiştir. Bu kamuoyu, böyle başarılı, kariyeri zengin bir hoca kendisinden özür dilediği için, ne kadar övünse azdır.