Sahalarda mesaj kaygısına son

UEFA?nın forma altına giyilen iç çamaşıra bir tür reklam alma yasağı, yanlış hatırlamıyorsam, Fowler?ın, işten atılan dok işçilerine attığı destekten sonra gelmişti.

UEFA’nın forma altına giyilen iç çamaşıra bir tür reklam alma yasağı, yanlış hatırlamıyorsam, Fowler’ın, işten atılan dok işçilerine attığı destekten sonra gelmişti. UEFA Kupası maçında bir Norveç takımına attığı golden sonra formasını fora etti ve altından ‘futbola siyaset karıştıran’ o muhteşem asisti geldi: “İşten atılan 500 dok işçisine destek.” Yeri gelmişken hatırlatayım, Fowler Arsenal maçında, hakemin yanlış verdiği bir penaltıyı kaleci Seaman’ın kucağına göndererek de, kalbimizdeki müstesna yerini perçinlemiştir. Bir başka golden sonra yaptığı kokain çekme hareketi mi? Teşvikten ziyade, “Ben normal değilim” gibi bir mesaj kaygısı aramak yanlısı oldum. Siz de olun.
Tabii, UEFA, açık tavır koymayı yasaklayınca, topçular da, baskı dönemlerindeki aydın ve sanatçılar gibi Ezop dilini kullanmaya başladılar. Çünkü içlerinde dayanılmaz, karşı konulmaz bir mesaj verme kaygısı vardı. Fakat bunu açıkça dile getirmeleri pahalıya patlayacaktı. İşte böylece, bir takım el, ama daha çok parmak hareketlerine, mimiklere ve jestlere yöneldiler. Şüphesiz her baskı döneminde olduğu gibi, futbolda da yaygın bir ‘parmak hareketi’ patlaması oldu. Golden sonra bütün kameraların kendisine döndüğünü bilen topçu, parmaklarıyla bir şeyler yapıyor ve halkın bunu anlamasını umuyorlardı. Kocaelisporlu Taner Gülleri, Trabzonspor maçında attığı golden sonra, dört parmağını kameralara gösterince, ben halktan biri olarak açıkça, bir anlam veremedim. Beşiktaş maçında gol attı 5 yediler. Düşündüm, “Bu kez 5 değil, 4 yiyeceğiz, herkes rahat olsun” demek istediğini ve neden buna ihtiyaç duyduğunu düşündüm.
Arda, Gençlerbirliği’ne attığı golden sonra parmaklarıyla bir işaret yaptı; gel gör ki, ekrandan anlamak mümkün değildi. Kaba saba bir harf seziliyordu ama, Çin alfabesinden mi, yoksa Kiril alfabesinden mi, soğuk savaş yıllarının casusları bile deşifre edemezdi. Üstelik o siyah eldivenle parmakları bumbar gibi olmuştu. İnce bir mesaj vermesini kim bekleyebilirdi? Sonra ortaya çıktı ki, sevgilisinin adının baş harfiymiş. Allah mesut etsin etmesine de, madem kendine bir kız yapmışsın, bağır herkes duysun. Niye bize bulmaca çözdürüyorsun?
Kuralmış nizammış filan bunlar iyi şeyler değil ama, artık bu işe bir standart getirilmesi lâzım. Maçtan önce esami listesinin bir başka versiyonu Musa Çözen’e verilsin. Topçular hangi hareketi yapacağını bununla neyi ima ettiğini belirtsin. Musa Çözen de, o listeye bakıp, banttan geçsin: “Dört büyüğe de attım”. Arda’nın attığı golden sonra, “Eda’ya hediye ettim” gibi bir altyazı geçsin. Spekülasyon olmasın.
Biz, bir Dali tablosunun önündeymişiz gibi sahipsiz, kimsesiz kalmayalım.
Mesaj kaygısı son bulsun. Her şey açık açık konuşulsun.