Kıyıdan haberler...

Ergin Çavuşoğlu'nun, adını bir Baudelaire dizesinden aldığı 'Hangi güneş seyre daldı son rüyanı?' sergisi 'kıyıda olma hali'ne vurgu yapıyor. Dünyanın en çok fotoğrafı çekilen kayalığı Perce Rock'un ölçülerine uygun şekilde küçültüldüğü maketi, Rampa Galeri'deki serginin en ihtişamlı noktasını oluşturuyor.
Kıyıdan haberler...

İlk yazıldığından beri sayısız kere alıntı yapılmasına rağmen hâlâ yorulmamış o meşhur Jane Austen cümlesine şöyle bir takla attırılsa itiraz eden çıkar mı? “Bildik anlamda sınırlara itibar etmeyen bir eserin, karşısındakini illaki allak bullak ettiği, dünya çapında herkesin kabul ettiği bir gerçektir.” Önermenin doğruluğunu sınama şansı, Ergin Çavuşoğlu’nun Rampa’da açılan ‘Hangi güneş seyre daldı son rüyanı?’ sergisinde.

Ergin Çavuşoğlu’nun, adını bir Baudelaire dizesinden aldığı sergisinde geçmiş ve gelecek, doğa ve medeniyet gibi kavramlar birbirlerinin karşıtları değil. Ne geçmiş, bizi bugüne hazırlayan
adımlardan ibaret ne de medeniyetin yolu sadece doğaya hükmetmekten geçiyor. Sergiyi besleyen ise işlerin çoğunda da yankısı bulunabilecek, kıyıda olma hali: Medeniyetin her şeyi ölçme biçme tutkusunun meyvesi altın oran, deniz kenarındaki doğal oluşumlara uygulanıyor.
Dibinde batıkların yattığı, yüzeyinde bugünün araçlarının gezdiği deniz, geçmişle gelecek arasındaki sınırların geçersiz olduğu bir bölgeye dönüşüyor. Bir uçurumun kıyısında, denizi seyredaldığımızda zamanı farklı bir boyutuyla hissettiğimiz, gündelik hayatın hayhuyundan kurtulduğumuz o sarhoşluk ânı, Çavuşoğlu’nun işlerini de biçimlendiriyor. Ve bu arada olma hali, içerik ve biçim, seyredilen ve seyreden arasındaki sınırları da belirsizleştiriyor? sanatçı kendi pratiğini de bu bilinçli belirsizlikten mahrum bırakmıyor.

Örneğin, dünyanın en çok fotoğrafı çekilen kayalığı Perce Rock’un ölçülerine uygun bir şekilde küçültüldüğü maketi galerinin orta yerinde serginin en ihtişamlı noktasını oluşturuyor. Ancak kayalığın resmedildiği, farklı dönemlerden kartpostallarla desteklenen bu maketin, Miniaturk’te veya benzeri banalliklerde gördüğümüz türden bir temsiliyete bel bağlamadığı açık. Girdisiyle çıktısıyla bir galeri ortamındaki kopyasıyla bile insanı etkileyen bu oluşum karşısındaki hislerimizin adresi belli değil. Acaba kopyanın kendisinden mi etkileniyoruz, yoksa kopyası çıkartılan doğanın görkemi mi aklımıza geliyor?

Biz de bildik sınırlar dışına çıkıp serginin hissiyatını değerlendirmek için sinemaya başvuralım... ‘Hangi güneş seyre daldı son rüyanı?’ sanki Terrence Malick’in, yaradılışın kodunu çözmeye çalışmadığı ilk dönem filmlerinden birini hatırlatıyor. Ya da biraz daha ileriye gitmek pahasına Luc Besson’un tür sinemasının şehvetine kapılmadan önce çektiği, denizaltının veya Paris yeraltının cazibesi karşısında kendini bıraktığı filmleri akla getirdiği bile söylenebilir.

Kıyıda oturup denizi seyredalarak kendini unutmanın bile boş zaman aktivitesi olarak kodlanıp sınırlara hapsedildiği bir çağda Ergin Çavuşoğlu’nun tüm bu sınırları geçersizleştirdiği sergisi, es geçilmeyecek bir deneyim sunuyor.
Ergin Çavuşoğlu’nun ‘Hangi güneş seyre daldı son rüyanı?’ başlıklı sergisi 7 Mayıs’a kadar Rampa Galeri’de.



http://www.radikal.com.tr/152919015291900

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.