Bir düğün olsa da gerilsek!

Önceden "düğün olsa da biraz oynayıp eğlensek" diyen toplum, "düğün olsa da biraz gerilsek" der oldu. Kız tarafı ile erkek tarafı, her an birbirine saldıracakmış gerginliğinde!
Bir düğün olsa da gerilsek!

Geçtiğimiz günlerde, Osmaniye’de çıkan bir kavgada 23 kişi yaralandı. Kimi haber kaynaklarına göre asker uğurlama eğlencesi, kimi kaynaklara göre ise düğünde; istek şarkı anlaşmazlığından dolayı kavga çıktı. Ayrıntılar bir kenara, sonuç; 23 kişi ölüm tehlikesi atlattı.
Trakya’ya yayın yapan uydu TV kanallarından birinde, programcı bir beldeye gidiyor. Beldede asker uğurlaması var. Gençler ay-yıldız işlemeli, pek süslü kırmızı başörtülerini boyunlarına bağlamış, hep birlikte oynuyor. Aralarında askerliğini yapmış olanlar da var ama onlar “aretlikleri” yalnız bırakmamak için ta İstanbul’dan gelmiş. İsmi okunan asker adayı annesinin elini öpüyor. Sonra sırasıyla meydanda öpülmedik el bırakmıyorlar. Askerliğini yapmışlardan biri diyor ki: “bu köyümüzün geleneği!”

O köyün geleneğinde asker böyle uğurlanıyor. Aynı gelenekte, köydeki düğünün sonunda “köyün gençleri” olarak özel bir oyun oynanması da var. Öyle ki oyuna taşkınlık sinyali veren “delikanlı” alınmayacak, elde sigaralar, yüzde serserilik olmayacak, izleyenlere “vay be helal olsun gençlere” dedirtilmeye uğraşılacak! E tabi kızlar da pek bir beğenecek! Aynı düğünde yazılmamış kurallar içinde ise, dışarıdan gelen erkeklere “pis pis” bakılması da söz konusu! “Ne işin var bu köyde?” dercesine… (Ancak köyden bir tanıdığın referansı ile tüm gerginlik ortadan kaldırılabiliyor. Bu olağanı!)
Şimdilerde o “pis” bakışlar ve peşin hükümlü gerginlik, günlük hayattaki gibi hayli arttı! Önceden “düğün olsa da biraz oynayıp eğlensek” diyen toplum, “düğün olsa da biraz gerilsek” der oldu. Kız tarafı ile erkek tarafı, her an birbirine saldıracakmış gerginliğinde! Düğünde gençlerin hepsi 10 yıldır izledikleri karakterin birer kopyası olarak “Polat” olup çıkmış. Birbirlerine “makine var mı?” diye sorup, belde varmış pozlarına giriyorlar. “Usta bak davul-zurnayı onlar tuttu! Hep kendi havalarını çaldırıyorlar!”, “Usta bize pisti bırakmayacak bunlar” kelâmları pek sık tekrarlanır oldu. Hele hele 10 yıllık forvetini ezeli rakibe kaptırmış kulüp misali gelin tarafı, pek bir hassaslaştı. Nedense düğünün ilk dakikalarında pisti işgal edip, diğer tarafı oynatmamak bile, bir marifete dönüştü.

Hulusi Kentmenler, Adile Teyzeler, Yengeler Yok Oldu
Malum! Siyasetin gerdiği insanların maddi yetersizliklerle daraldığı toplumlarda, birlikte eğlenilen yerlerde “en çok ben eğleneceğim ve en çok beni beğenecekler” kompleksi de gelişiveriyor.
E bir de, “kızım bize yakışmaz”, “oğlum bir sakin olup dinleyelim bakalım” diyen saygı duyulan pos bıyıklı Hulusi Kentmen amcalar, güngörmüş Adile Teyzeler, her sıkıntıda koşup yetişen yengeler, kısacası herkesin feyz alacağı büyükler de azalmış. Onların olmadığı düğünlerde tek bir şey gerekiyor: insanların kendinden geçeceği veya şöyle uzaklara dalacağı bir müzik...
Habere dönecek olursak; 23 yaralıdan anlaşıldığı kadarıyla, bahsettiklerimizin de kalmadığı anlaşılıyor. Uzaktan bir tahminde bulunmak gerekirse; olan bitenin şu şekilde yaşandığını kestirmek hiç de zor değil: Belli ki Ankaralı müzisyenler, “ekstra” iş olarak Osmaniye’ye gelmiş. Büyük ihtimalle Osmaniye’nin havalarını da bilmiyorlar. Damat tarafı da Ankaralı, müzisyenler kendi yörelerinden bildikleri parçaları sıralamıştır artık! Alan araştırması yapacak halleri yok!

Elbette iletişim, -bilinçle iletişim vasıtalarını doğru kullanana- uzağı yakın eder. Bilinçsizce yaklaşanlar ve iletişimi doğru şekilde kullanmayı düşünmeyenler ise sıkça hata yapar. Yalan yanlış da olsa, pek çok bilgiye ulaşmak hayli kolaylaşmışken, TV ve internet üzerinden çoğunluğa ulaşma olanağı sayesinden, adımlar bilinçle atılmalı! Örneğin; Eğinli ailenin oğlunun nişanlandığı TV dizisinin eğlence sahnesinde, 9/8’lik Trakya havaları bir daha çalınmamalı!
Eğin veya Gaziantep’te, geçen yılın yaz düğünlerinde, en çok hangi oyun havalarının çalındığını, doğru yöntem, ölçek ve uzmanlarla araştırırsanız; gerçeğe rahatça ulaşabilirsiniz! Öyle olunca da, her yerde aynı parçalarla düğünleri standartlaştırmanın önüne geçilmesinde dahi büyük hizmet yapmış olursunuz! “Hazır paket düğün servisi” misali tekdüzeliğe teslim olan şimdikilerin, önceki müzisyenler gibi, dünür ailelerin memleketlerini öğrendiğinde, büyük ustalıkla Rize’den Aydın havalarına geçişini yeniden yaşarız.
Ekaterinburg’da Avrupa Şampiyonu olan Galatasaray Odeabank Kadın Basketbol Takımı’nın yarıl final maçı devre araları ile molalardaki özel gösterilerinde, dansöz olmayı “Türk takımı” ile örtüştüren “ponpon kızlarının”, ülkemiz müzik kültürü tanımlamasıyla; Ankara’dan Osmaniye’ye giden müzisyenlerin bakış açısı neredeyse aynılaşıyor. Sözel ve melodik açıdan hayli zayıflayan müzik, o kadar “eğlence” zannediliyor ki; hem hafife alınıyor, hem de “kültür” olarak kazandığı tüm değerleri pul pul döküyor. En azından artık, eskisi gibi ve o denli özenle karşılanmıyor. Hazır tekdüze altyapılar ve kötü hoparlörlerle iyice üstünkörü bir yaklaşıma mahkum ediliyor.

Dizilere Müzikbilimci Lâzım!
Futbol maçları malum! Onlar, küfür etme zamanları olarak ayrıldı. Stada gitmek için otobüs parası ve bilet parası olmayanlar, kahvehanede “tek çay dahil 10 TL” uygulaması için ayıracak bir bütçeye dahi sahip değil! Minibüs kiralanması sayesinde, külfetsizce memlekete gitmenin, düğün ve muhabbet bolluğunda rahatlamanın hevesi ise; haliyle büyüyerek varlığını sürdürüyor. Ancak kavuşulan düğün ortamında duyulan müzikler, insanımızın ihtiyacını karşılamıyor.
Müzik, etkileşimle gelişir. Yaşadığı zorlukları, sevinçleri, acıları paylaştıkça insan maharetleri ve “ortak değer sembolleri” ile donanır.
Günümüzün en etkili iletişim vasıtaları başında TV ve internet geliyor. Yerli TV dizileri ise, yadsınamaz bir etkide! Böyle bir durumda, her dizi yapımcısı kadrosuna bir etnomüzikolog, folklor araştırmacısı veya halkbilimci alsa ve yöresel zenginlikleri güncel şekilde tespit ettirip senaryosunda bu verileri keyifle, usulünde ve kıvamında işlese; taşınarak varlığını sürdüren müzik kültürü, “iyi insan olma vasfı” söylencesini rahatça sürdürebilir. Hatta bu sayede diziler, iç dinamiği hayli gelişeceğinden, yurtdışında yalnız Arap ve Balkan ülkelerine değil, Avrupa, Amerika ve hatta Uzakdoğu’ya dahi yayılabilir. (Bu araştırmacıları, tüm resmi sanat kurumları için Kültür ve Turizm Bakanlığı da istihdam ettiği takdirde, hedeflenen tüm dinamizm, kurumlarımıza rahatça kazandırılmış olur.)