Devlet 'devlet sanatçısı'nı unuttu!

Nimet Karatekin... Sevda Şener... Verda Erman... Üç büyük isim, üç büyük sanatçı, üç önemli insan... Ardı ardına gittiler... Yitirdik... Dönmeyecekler... Öğrencileri, sanatseverleri, yakınları; sarsıldık. Ruhları şad olsun! Gittikleri yer güzel olsun! Ne büyüktüler... Kültür Bakanlığı 'devlet sanatçısı' piyanist Verda Erman için bile taziye mesajı yayımlamadı.
Devlet 'devlet sanatçısı'nı unuttu!

Devlet sanatçısı piyanist Verda Erman

Ağır ilerleyen trafikte sinyalsiz biçimde ve sizi kollamadan önünüze geçen araç şoförüne bir elinizi kaldırıp “Ne yaptığını zannediyorsun?” diye seslendiğinizde; O da size, iki elini kaldırıp “Ne var len?” diye bağırır. Ardından olay büyür ve trafiğin ortasında, araba kaputlarının üstünde birbirinizin yakasını çekiştirir durursunuz.

“Bireyci hayat tarzı” o denli palazlandı, popüler kültürle öyle güçlendi ki; öğrenme, tecrübe, sabır, emek, fedakârlık, sağduyu ve hoşgörü unutuldu. Halı üstünde, bir sürü oyuncakla ve çizgi filmle büyüyenler genç olup “büyüklük” tanımaz hale geldiğinde; toplumda saygıyla oluşan otorite kavramı da çöpe gitti. Büyükler ise, devrin kolaycılık hastalığına kapılıp, olgunca davranmaz oldu. Kolay celâllenme, kolay kızma; moda haline geldi. Sanal alemdeki “asosyal” iletişim, insanların birbirinin gözüne, kalbine, beynine verdiği emeği yıktı geçti. Kolay harcama, gündelik oldu.

Saygıyı, hürmeti hak edenler de; ne yazık ki fark edilmemekle, bizlerde harcandı. Elbette onlar büyükler! Kaybeden, bizlerdeki onlar oldu.

Nimet Karatekin… Sevda Şener… Verda Erman… Üç büyük isim, üç büyük sanatçı, üç önemli insan… Ardı ardına gittiler… Yitirdik… Dönmeyecekler… Öğrencileri, sanatseverleri, yakınları; sarsıldık. Ruhları şad olsun! Gittikleri yer güzel olsun! Ne büyüktüler…

Yerleri dolabilir mi?

Ne kadar da anlamlı ve dopdolu, kendilerinden sonraki cümleler… İyi ile anıldılar, iyi bilindiler, iyiyi, yakışanı yaptılar. Kimler kimler gitti, onların da gittiği bilinmeze…

Ya kalanlar?

Biliyor muyuz, bilecek miyiz kıymetlerimizi?

Sessizlik bulalım bir köşede ve soralım kendimize… Birbirini tüketmekle mi geçirmeliler kalanlar, günlerini? Ya yarın kaybetsek birbirimizi? Hiç mi pişmanlık duyulmaz?

Kıymamak için, illâ kaybetmiş mi olmalı insanlar birbirini?

Sıradayız, kimbilir kaçıncıyız! Bekleyene dek sıramızı, kırmasak birbirimizin hatrını… Alkışlasak sanatlarımızı, doldursak dinleyici sandalyelerini, boş bırakmasak sahneleri… “Sen benden daha değerlisin” sözünü kalpten söylesek ve her kim olursa gözünün içine öyle baksak…

Ağır ilerleyen trafikte sinyalsiz biçimde ve sizi kollamadan önünüze geçen araç şoförüne iki elinizi yana doğru açıp “oldu mu şimdi?” diye sitem ettiğinizde; O da size, tek elini kaldırıp “afedersiniz” der, mahçup olur.

Ne önüne geçsek kimsenin, ne de gülümsemekten başkasını yüzümüze yakıştırmasak…

NOT: Yazının kaleme alındığı 22 Temmuz 2014 Salı günü akşam saatlerine dek devleti temsilen Kültür Bakanlığı adına, piyano pedagogu Prof. Nimet Karatekin, tiyatro eleştirmeni Prof. Sevda Şener ve ‘devlet sanatçısı’ piyanist Verda Erman için herhangi bir taziye yayınlanmadı. Ülkenin kültürüne-sanatına büyük emek sarf ettiler. Hatıralarına borçluyuz!