İnanılmaz bir azim öyküsü: Cam çocuk Niyazi

Konserin yıldızı cam çocuk Niyazi... Ona dokunamıyoruz... Dokunmak istesek, kırılacak çünkü! Osteogenesis Imperfecta... Yani 'cam kemik hastalığı'... Ona dokunmanın bir yolu olmalı! Sevildiğini görsün, anlasın... Hani şöyle sımsıkı sarılsak...
İnanılmaz bir azim öyküsü: Cam çocuk Niyazi

1 Ağustos akşamı saat 19.00’da 10. D-Marin Turgutreis Uluslararası Klasik Müzik Festivali kapsamında, Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası (DÇSO) Psikolojik Danışmanı Dr. Erdal Atabek ile; çocukların gelişiminde müziğin etkisi, DÇSO içinde işlerin nasıl yürüdüğünü konuştuk. Sohbet tatlı geldi, ancak çabuk bitti. Sanat Yönetmeni Yücel Canyaran bizzat takdim etti çiçeklerimizi ve anı objelerimizi… Çiçeğimi, en çok hak ettiğini düşündüğüm DÇSO Şefi Rengim Gökmen’e armağan ettim. Atabek ise, aynı düşünceyle Doğuş Grubu Kurumsal İletişim Bölüm Müdürü Deniz Bayel’e takdim etti.
Sahneden indiğimizde, atmosfer iyice değişti. Bizden daha yakışıklılar ve güzeller, etkinliği devraldı.
Sahneye çıkıp herkes oturacağı yeri buldu. Aman efendim o erkeklerinin beyaz gömlek üzeri mavi fularları, kızların aynı tonda elbiseleri… Ne şıktılar…
Onlar sahneye çıkarken, yufkadan yürekleri, koyu çiçekli yemenileriyle anneleri; arkada heyecandan ölecekti.
Görkem, Osman, Kansu, Teyfik, Sevda, Samet düşünmeden; Gülümser, Furkan, Uğurcan, Banu destek almadığı taktirde hareket edemeden; Rıfatcan ise hiç duymadan gelmişti bu yaşlara… Bodrum Sağlık Vakfı’nda bir araya gelmişlerdi. Konserin yıldızı Niyazi’yi de orada tanışmışlardı…

Ona dokunamıyoruz…
Dokunmak istesek, kırılacak çünkü!
Osteogenesis Imperfecta…
Yani “cam kemik hastalığı”…
Ona dokunmanın bir yolu olmalı! Sevildiğini görsün, anlasın… Hani şöyle sımsıkı sarılsak...

Önce serbest ritim gösterisi başladı. Bir çocuk özel arabasında sırtüstü yatmış ve bize doğru hafifçe dönmüştü. Elinde iki küçük baget tutmuştu. En ciddileri; oydu. Ritmi hiç şaşmadı. Harutyun Sinanyan’ın Turgut Reis Marşı üzerine tasarlanan ritim gösterisinde pek bir keyiflendi. Zira heyecanı biraz geçmişti.
O Niyazi’ydi, Cam Çocuk Niyazi Gök…
Ellerindeki bagetler bile destekçilerin hediyesiydi…
Olur, olabilir… Şaştı bir ara ritimleri!
Kardeşim! O Niyazi’de dimdik sektirmedi, seken arkadaşlarına gerçek ritmi verdi, Niyazi’ye yaslanıp atlattılar.
Aslında hayatını dimdik yaşayan biz değil, Niyazi... Kemikleri kırılabileceğinden sadece sırtüstü yatarak yaşayabiliyor. Yani hiç eğilip bükülmüyor. O’nun dünyasında aslında bizler eğri büğrü kalıyoruz, hayata oluşturduğumuz bahanelerle… Ve hayatta olmanın, kimseye muhtaç olmamanın rahatlığına dalıp; engeli olanlara özürlü bakıyoruz. Başkasına beklentisiz faydamız olacağı yerde, daha fazlasını istemeye aldanıyoruz.

Doğuş Grubu, festivalin tüm gelirini, kendi ifadeleriyle “kuruşuna dokunmadan, ama çaktırmadan ekleyerek” Bodrum Sağlık Vakfı ve Tohum Otizm Vakfı’na bağışlıyor. Darüşşafaka’ya yıl boyu destek oluyor. Öyle çıkabiliyor Niyazi’ler karşımızda verecekleri konserlere… Kimbilir başka hangi Niyazi’ler var…

Geçmiş ve Bugün
Belki Doğuş Grubu da farkında değildir. Ancak öyle bir şeye vesile oldular ki, geçmiş adeta bugünde buluştu. Geçmişte unutulmuş hikayelerin boşta kalan uçlarını birbirine düğümleyerek tarih köprüleri kurması misali; Sunay Akın’ın izni ve hoşgörüsüyle aktaralım…
Osmanlı’da savaş, savaşlarda yitirilen çok asker, yitirilen o canlar içinde çok baba, o babaların ardında bıraktığı çok yetim vardı. Hepsinin de, sevilerek korunmaya ihtiyacı...
Dar’üş Şafaka işte bu nedenle kuruldu. Babasız çocuklara iyi eğitimin yanında, sanatsal beceriyle sağlam bir kültürel birikim de aşılanması; öncü bir modeldi. Müziğe ayrılan önem ise; bugünden çok ilerideydi.

Günümüzün Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, şefi Osman Zeki Üngör ile birlikte olmak üzere; o günlerin birçok orkestrası, Dar’üş Şafaka ve Dar’ül Aceze için yardım konserleri verirdi. Hatta ilk Türk Opera Rejisörü Zati Arca, klarnet öğrencisi de olan Veli Kanık’ı(Orhan Veli’nin babası) yanına alıp Dar’ül Aceze’de bu çocuklardan orkestra kurmuştu. Kimler yetişmedi ki… Mazhar Alanson’un trompet sanatçısı olacak olan babası Ferruh Alanson örneğin, Orhan Veli’nin babasının öğrencisiydi Dar’ül Aceze’de… CSO’nun emektar başkemancılarından Sedat Ediz ve geleceğin birçok değerli sanatçısıyla birlikte… Arca ve Kanık ise; hem CSO’yu yeşerten, hem de Cumhuriyet’e taşıyanlardandı.

Anlayacağınız Dar’üş Şafaka’da, Dar’ül Aceze’de hem CSO’nun öncüleri, hem de CSO’nun Cumhuriyet dönemindeki ilk sanatçıları; öğretmen ve öğrenci olarak buluşmuştu.
Doğuş Grubu günümüzde CSO’ya ana destekçi, basketbol takımıyla ağlatan Darüşşafaka Takımı’nın hamisi… Ve bir de kendi projesi ve kendi adını taşıyan Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası var. Aynı ağacın kökü, farklı dallara özsuyu, cansuyu veriyor. Doğuş, hatrını kırmayacak CSO’yu bir konserde Darüşşafaka ile birleştirse, Anadolu’nun çeşitli köşelerindeki genç müzik öğrencilerine sessiz sedasız çalgı yardımında bulunduğu gibi, Darüşşafaka’ya geçmişteki gibi bir orkestra kurulmasına vesile olsa… Darüşşafaka orkestrası bir konser verse ve o konseri Bodrum Sağlık Vakfı’nın çocuklarıyla eğitimcileriyle izlesek… Yanımızda Sunay Akın da olsa… Hepimiz Niyazi’yi izlerken taktığımız ve gururlu gözyaşlarımızı saklayan gözlüklerimizin arkasına sığınsak…

10. yıl sürprizleri içinde en değerli anlardan, o 10 dakikalık süreyi ömür boyu unutmak, kafasını sağa çevirip tek elindeki bagetiyle ritim çalgısını sekmeden çalan Niyazi’yi hatırlamamak mümkün değil! Hafızalarımızda öyle anlara daha çok yer var…

NOT: 10. D-Marin Turgutreis Klasik Müzik Festivali’nden notları, bir sonraki yazıya bırakıyorum.