Önce heykeller yıkılır sonra sanatçılar...

Afganistan'da çoksesli müzik okulu yöneticiliği ve orkestra kurma görevi için personel seçilecekti. Aday oldu, layık bulundu. Gitti, kurdu geldi. Peki ama Halit Recep Arman ile Taliban'ın ne ilişkisi vardır?
Önce heykeller yıkılır sonra sanatçılar...

Bahriye’de kadrosu kalmadığı için, sınava girmek durumundaydı. Girdi. Eski hocalarının karşısına çıktı ve kazandı. Ancak yeni elbisesini ve hayatını pek yadırgadı. O sıralarda bir duyurudan haberdar oldu. Afganistan’da çoksesli müzik okulu yöneticiliği ve orkestra kurma görevi için personel seçilecekti. Aday oldu, layık bulundu. Gitti, kurdu geldi. Tekrar talep ettiler, yine gitti. Tırnaklarıyla kurduğu kurum 50 yıl yaşadı. Ardından terör, önce okul ve orkestranın binalarını yerle bir etti, sonra da öğrencilerini kurşuna dizdi. Ondan ve Afganistan’a kazandırdığı kültürel birikimden, hiçbir şey kalmadı. Aynı örnek şimdilerde, Irak’ta yaşanıyor.
Türkçe “talebe”, yani “öğrenci” kelimesinin Arapça karşılığı; “talip”tir. Çoğulu ise; “talibun”dur. Afganistan’daki Taliban’ın kelime anlamı bu kökten gelen “öğrenciler” kelimesi ile karşılanır. Peki ama Halit Recep Arman ile Taliban’ın ne ilişkisi vardır?

Halit Recep Arman, fırıncı babası iş dönüşünde Üsküdar-Beşiktaş motorundan düşüp öldüğünde, çok küçüktü. Şehir Muzikası’nda şair Orhan Veli’nin klarnet sanatçısı babası Mehmed Veli Kanık ile İstiklal Marşı’nın bestecisi Osman Zeki Üngör’ün öğrencisi oldu. ailenin tek erkeği olarak, küçük yaşta, maaşını bir an önce eline alma ihtiyacına ve olgunluğuna erişti. (Bahriye Muzika Mektebi’ne kabul edildi. Öğrenciyken yaşadıklarını ve başardıklarını başka bir yazıya bırakalım.) Yetenekli, bilgili ve çalışkan kişiliğiyle, kendi yolunu açtı. Besteci olarak, henüz ülkeye danışman olarak kimse gelmemişken dahi, başarılı eserler besteledi.
Mezun olduktan kısa bir süre sonra, Bahriye’de kadro kalmadığından, Kara Kuvvetleri emrine geçti. Konya’daki görevinin ikinci yılında, Afganistan’da çoksesli askeri müzik orkestrasını ve okulunu kurmak üzere bir “müzik başöğretmeni” arandığını öğrendi. Sınava başvurdu. Komisyonda, eski hocaları Veli Kanık ve Zeki Üngör’ün de bulunduğu bir jürinin karşısına çıktı, alnının akıyla kazandı. 1933 yılında Afganistan’a gitti. Giuseppe Donizetti’nin bize çoksesli müziği öğrettiği gibi, o da kendi metotlarıyla Afganlar’a öğretmen oldu. Hatta ilk milli marşlarını yazdı. Çok sevildi. 1937 yılında görevi tamamlandı ve yurda döndü. Israrlı davet üzerine, Atatürk’ün ölümünden bir gün sonra, Afganistan’da göreve başladı. Öğrenciler yetiştirdi, marşlar, küçük biçimli orkestra eserleri yazdı. Ayrılması zor oldu ama ardında; iyi bir askeri orkestra, iyi bir okul ve pırıl pırıl müzisyenler bıraktı.
1952’ye dek, yeniden Bahriye’ye dönmek için büyük özlem duydu ve çabalamaya başladı. O zamana kadar, İzmir’de Havacı bile oldu. Erzurum’da Denizciler Uvertürü yazdı. Uğraşları sonuç verdi ve ocağına, Kasımpaşa Kışlası’na döndü. Ardından da Beylerbeyi’ndeki Bahriye Okulu’nun Müzik Şubesi’ne Başöğretmen oldu. Kısa süre sonra, 1957’de emekli oldu ama yıllarca sivil uzman ve başöğretmen olarak pek çok öğrenci yetiştirmeyi sürdürdü.

Şimdi size durup dururken neden Halit Recep Arman’ı anlattım? O kötü bir şey yapmadı veya bir kötü duruma şahit olmadı. Zira 6 Ekim 1981 tarihinde İstanbul’da vefat etti. Onun vefatından 8 yıl sonra Taliban, Ruslar’ın geri çekilmesinden sonra Afganistan’ı kontrolü altına aldı. Çok geçmeden ülkenin tüm kültürel varlıklarının talanı, yıkımı, bombalanması haberleri dünyaya yayılmaya başladı. Taliban’ın ilk hedeflerinden biri olarak Arman’ın kurduğu okul ve kurum, bombalandı, yerle bir edildi. Öğrencileri ise tek tek bulunarak katledildi. Arman’dan, ülkenin kültürel ve sanatsal birikimine armağan ettiği eserlerden ve sanatçılardan hiçbir iz kalmadı.
Bir ülkede kültürün yok edilmesi hedefleniyorsa; önce heykeller yıkılır, sonra öğretmenler, bilim insanları ve sanatçılar/ozanlar katledilir. Çünkü onlar kültürü taşır, geliştirir. Afganistan’dan 25 yıl sonra, sınırımızın çok yakınında aynı manzaralara şahit olunuyor. Cumhuriyet’ten Celal Üster’in haberine göre, Mutezile felsefesinin ürünü şiirlere sahip olan Ebu Temmam’ım doğduğu kent olan Şam yakınlarındaki Casim’deki heykeli IŞİD tarafından yıkılıyor. Tercüme edelim: Medeniyetin doğduğu Mezopotamya topraklarında, 8.-10. yüzyıllara dayanan kültürel varlıkların unutturulması için heykeller yıkılıyor. Hatta gelen haberlere göre, bölgedeki bir askeri müzik kurumu da teslim alınıyor. Türkmen şehirleri, onlarca soydaş, türkü zarar görüyor, oradaki Türkmen kültürü de ayrıca tahrip ediliyor.
Rahmetli babanıza verdiğiniz sözü unutmamak için evin bir yerindeki resmini görmek ve böylelikle sorumluluğunuzu unutmamak istersiniz. Heykeller de öyledir. Topluma, geçmişteki büyüklerini, kültürel atalarını unutturmaz. Kimse de gidip, “put” olarak onlara tapmaz. Karşısına geçip düşünür yalnızca. Asıl sorun da budur: düşündürmesi… Düşünen insan, doğru için çabalar. Düşünmeyen ise, yanlışın esiridir… Sanat, kültürü besler, düşüneni güçlendirir. Ortadoğu’ya barış, sükûnet ve sanat temennisiyle…

NOT:
1. Radikal matbu olarak kapandı. Ancak dijitalde sürüyor. Bir gün tekrar matbu çıkması için, dijitalde devam eden bizlerin omuzlarına yüklenmiş farklı bir sorumluluk var. Yazıların; gazetenin matbu olarak da çıkmasını gerektirecek kadar, daha da, daha da güçlenmesi gerek! Umalım ki Radikal’e kısa zaman sonra yeniden dokunalım…
2. Geçen hafta 19 Haziran tarihi; Adnan Saygun’un Özsoy Operası’nın temsilinin 80. yıldönümüydü. O konudaki yazıyı gelecek haftalara bırakıyorum.
3. Genç Besteci, Keman Sanatçısı ve Orkestra Şefi Hasan Niyazi Tura; 10-11 Temmuz’da Almanya’nın Dresden civarındaki Freiberg şehrinde Mittelsächsisce Philharmonie’yi yönetecek ve solist olarak da sahnede yer alacak. Bu konserleri Almanya’daki yurttaşlara öneriyorum. Zira programda, geçen yıl Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda Tura’nın ilk çalınışını gerçekleştirdiği Cemal Reşid Rey’in “Güneşli Manzaralar” başlıklı süiti ile babası Yalçın Tura’nın “Oyun Havaları” yer alacak. Konserin programında bir de Çaykovski Yaylı Serenad yer alacak.