"Opera bize göre değil" diyen olursa Verdi çarpar!

Türkiye'deki devlet operaların sezon içindeki görkemli temsillerini sergiledikleri İstanbul Opera Festivali'nin açılışı Ankara Operası'nın 'Atilla'sıyla yapıldı. Peki 'Atilla' sırtından hançerlenince eğlenilir mi?
"Opera bize göre değil" diyen olursa Verdi çarpar!

Devlet Opera Balesi (DOB) Genel Müdürlüğü’nün DenizBank’ın katkılarıyla beşinci kez düzenlediği İsanbul Opera Festivali, 3 Haziran akşamı Zorlu Center’da Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin Verdi operası ‘Attila’ temsiliyle başladı. Festival, iki hafta sürecek ve 17 Haziran’daki Dmitri Hvorostovsky Gala Konseri’yle sona erecek.
Türkiye’deki devlet operalarının sezon içindeki en görkemli eserlerini sergileme olanağı bulduğu festivalin bu yılki yabancı konuğu Salzburg Devlet Operası olacak ve Gluck’un ‘Beklenmedik Karşılaşma’ eserini sahneleyecek.
Festivalin açılış temsili ‘Atilla’; Ankara’dandı. Bol ödüllü bir rejisör olan Andrejs Zagars tarafından sahneye konulan eserde orkestrayı Lorenzo Castriota yönetti. Eser temsilinden önce DOB Genel Müdürü Prof. Rengim Gökmen sahneye çıkarak salonu boş koltuk kalmayacak şekilde dolduran izleyicilere teşekkür etti. Ardından da DenizBank adına Hakan Ateş’e anı objesi verdi. Ateş, Sunay Akın’a gönderme yaparak; “yalnızca hisse senetlerine değil, hissi senetlere de değer verdiklerini” ve vermeyi sürdüreceklerini bildirerek Gökmen’e ve tüm sanatçılarla ekibi tebrik etti.

Opera ya, eğlenecek miyiz?
Temsil için Zorlu’ya taksiyle gelen birini düşünsenize... “İyi eğlenceler” dilenebilir mi? “Ayol o Attila ne o öyle? Bir oyun havaları söyledi ki, kendimizden geçtik. Ayaklarım şişti oynamaktan” gibi bir sonuç çıkabilir mi? Ya da aynı temsil sonunda müşteri alan bir taksici, oynamaktan terlemiş, kahkahalar atan müşteriler mi alır? Pop star Attila’nın İstanbul turnesi konseri değil! (Onun da kalitelisinden yanayız elbette!) Bu sözümüz; opera, tiyatro, senfoni konseri gibi etkinlikleri eğlence zannedenlere gelsin! İçeride, dünya tarihine mâl olmuş olan Attila’dan yola çıkılarak Avrupalılar’ın gözüyle bir hikaye anlatılıyor. Öyle ki; anlatmak için 500’e yakın insan, canla başla çalışıyor.
Konu; Avrupa’nın demografik yapısının belirlenmesine yol açan Kavimler Göçü’nü başlatan Avrupa Hun İmparatoru Attila üzerine kurulu. Ünlü İtalyan opera bestecisi Giuseppe Verdi’nin ilk operalarından biri ve 1800’lü yılların başında yazılmış. Eserin metni Antonio Piazza ve Temistocle Solera tarafından kaleme alınmış. Görmedikleri, Avrupa’da anlatılandan akılda kalan Attila’yı hayal edip yazmışlar. Muhtemelen, o günkü Osmanlı’yı düşünmüşler.

Attila rolündeki Tuncay Kurdoğlu ile Odabella rolündeki Feryal Türkoğlu muhteşemdi. Onlar uluslararası çaptaydı ve sahnede devleştiler. Tek ton olsun, kaçırmadılar. Şefe bariz biçimde baktıkları veya icra arasında teatral olarak yüzlerinin düşmesi; söz konusu olmadı. Şef, koro ve solistleri iyi idare etti. Şefin koroya dair gösterdiği idare özeni, doğru seçimdi. Orkestra da göz doldurdu. Ton kaçırma veya son perdede Attila’yı bastırdıkları istisnasının dışında nüans dengesizliğine uğramadı. Kostüm ve dekor uyumlu olsa da, sahne değişim algısına direnecek şekilde tasarlanmıştı. İlk perdenin sonunda Attila’nın sarındığı şeyin, bir battaniye olması, en azından kürk benzeri bir malzemeden olması beklenirken; günümüzün –bildiğiniz- otel yatak örtülerine benzer şekilde tasarlanması da içeriğe uymadı. Attila’ya yapılan makyaj başarılıydı. “İtalyan” başrollere ise nedense saç ve makyaj yapılmamıştı. Halbuki bizzat Ezio için gerekliydi. Sahne arkasında kullanılan sinema perdesi kimi zaman derinlik kattı. Ancak ışık da, mekan değiştirme algısına uymadı.
Prologun en başındaki bölümde koronun öndeki üyeleri ile arkadaki üyeleri arasında kontrast oluştu. Attila’nın solosundan sonraki ilk silabik (her heceye bir nota) ve düşük nüanslı notalarında da çok cılız kaldı. Kurdoğlu ile Türkoğlu’nun ilk düeti gayet uyumluydu. Çıkıcı ve bağlı dizilerle silabik pes tonlarda, Feryal Türkoğlu virtüözdü adeta! Ardından Ezio rolünde Cem Beran Sertkaya da iyi bir grafik ortaya koydu. Sonraki sahnede Foresto rolündeki Luciano Ganci’nin opera şanı dışında kalan özgün tonları, pek cılız kaldı. Bu role daha dramatik veya mümkünse lirik bir tenor gerekliydi. Sesini önde kullanamasa da; titreşim tekniği olan pasajlarda Ganci’ye diyecek sözümüzün olmadığının da altını çizelim. Ancak arkasının dönük olduğu anda orkestra şefine dönüp ritmi algılamaya çalışması da, pek hoş olmadı. Partneri Türkoğlu ile elele tutuştuğu bir düette ritmi, pek alâ ondan alabilirdi.
Verdi’nin ilk operalarından olmasına karşın, hiç reçitatif benzeri konuşmaların olmadığı ve sürekli ezgiler üretir bir anlayışla yazılan partiler; tam bir usta işi! Çok hoş ezgilere ve melodilere sahip!
Attila’nın birinci perdesinin sonunda Attila’nın rüyası ve sonra karşılaştığı ak sakallı yaşlı adam olması gereken, asasıyla görünen genç İsa idi. Rejisörün bu tercihini, izleyicinin takdirine bırakalım.
Opera içinde gerçekten çok hoş aryalar, akılcı ve akıcı düetler vardı. İlginç olan, Ezio’nun ikinci perdedeki ikinci aryasının, daha sonra yazacağı Aida’nın armonik kalıpları içinde tasarlanmış olmasıydı.
Eserde, Attila barbar olarak tasvir edilirken, İtalyanlar da gayet entrikacı olarak çizilmişti. Son sahnede Odabella’nın Attila’yı sırtından hançerlemesi ise; Avrupa Hun İmparatoru’nun kesin bilinmeyen ölümüne dair bir ortak yorum oluşturmuştu.
Ankara Devlet Operası’nın Attila temsili, her açıdan çok başarılıydı ve açılış için de doğru seçimdi. Tüm emeği geçenler, gayet içten alkışlandı. Bu beğeniden midir bilinmez! Her aryanın sonunda seyirci kendini tutamadı. Öyle ki, Uldino rolündeki Metin Turan ve Tuncay Kurdoğlu, orkestra auftagh’ını (erken giriş) gelen alkıştan dolayı almakta güçlük çektiler. Ama tecrübeleri sayesinde işi toparlayıverdiler.
“Opera bize göre değil” diyen olursa, Verdi çarpar! Bu tüm sanatların birleştiği sanata, ertesi sabah kalkınca unutulacak bir eğlence muamelesi çekmek ise; büyük haksızlık olur.

Festival ‘Fatih’ ile sürecek
6 Mayıs Cuma akşamı Zorlu Center PSM’de Yekta Kara’nın sahneye koyduğu Rossini’nin ‘II. Mehmet’, nam-ı diğer ‘Fatih Sultan Mehmet Operası’ olacak. Eser, salonu ve uygun sahnesi olmadığından dolayı büyük prodüksiyon çıkarma olanağı bulunmayan İstanbul Devlet Operası’nın geçmiş sezon repertuarında yer almış ve Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde de temsil edilmişti. Bakalım Kara, Fatih rolündeki Istvan Kovacs’ı çöktürecek mi? Son sahnede, Anna karakteri intihar eder. Festivalin 2011 yılı içindeki temsilinde Anna rolündeki Perihan Nayır intihar ettiğinde, Paolo Pecchioli’nin oynadığı Fatih Sultan Mehmet’i ayakta tutmuştu. Halbuki Osmanlı’nın savaştığına bile gösterdiği merhameti yansıtacak şekilde çöktürmesi, O’na saygısını ortaya koyması gerekirdi. İstanbul’u fethettiğinde halka hitap eden Fatih ile Rossini’nin operasındaki Mehmet’in, özellikle bu topraklarda aynı kişi olarak, en azından son sahnede yansıtılması gerekmez mi? Bakalım Anna rolündeki Otilla İpek intihar ettiğinde, Kovacs ayakta dik mi duracak?
ERSİN ANTEP: ersin@muzikoloji.org