Polonya 600. yılı kutluyor, peki Türkiye!

Polonya-Türkiye ilişkilerinin 600. yılı vesilesiyle Polonya, İKSV ve İKSEV gibi kurumlarla işbirliği içinde Türkiye'de birçok önemli etkinliğe imza atıyor. Peki Türkiye Polonya'da neler yapıyor.
Polonya 600. yılı kutluyor, peki Türkiye!

1414 yılında Polonya Kralı Wladislaw Jagiello’nun Bursa’ya, Sultan I. Mehmet’e iki elçi göndermesi ile başlayan Türkiye-Polonya ilişkileri; bu yıl 600. yıldönüme ulaştı. Dışişleri Bakanları tarafından imzalanan ‘Niyet Beyanı’ ile birlikte, iki ülkede çeşitli etkinliklerin düzenleneceği bildirildi. Anlaşmanın ürünü olarak Sinfonia Varsovia, 42.İstanbul Müzik Festivali’nin yerleşik konuk orkestrası oldu. Orkestra; 13 Haziran’da Aya İrini’de Leh Besteci Alexander Raskatov’un, ertesi akşam gittiği Efes’te 28. İzmir Müzik Festivali’nde Krzysztof Penderecki’nin eserlerini seslendirdi.
600 yıl sonra aynı şey oldu. Polonyalılar; Osmanlı ile ilişkileri başlattığı gibi, nitelikli yıldönüm etkinliklerini ve kutlamalarını başlattı. Fırsatı iyi değerlendirerek ülkemizde, Polonya’yı tanıtacak nitelikli etkinliklere girişti.
42. İstanbul Müzik Festivali’nin yerleşik konuk orkestrası Sinfonia Varsovia, 13 Haziran’da şef Andres Mustonen idaresinde Leh besteci Alexander Raskatov’un üç eserini seslendirdi. Konser program değişikliği sonucu; “Path” başlıklı Viyola ve Orkestra için Konçerto ile başladı ve ünlü sanatçı Yuri Bashmet solist olarak eseri icra etti. Ezgiye dayalı form anlayışından veya renk arayışından uzak ve etüt benzeri solo partili eseri Bashmet, oturarak çaldı. İkinci bölümdeki “The Seasons Digest” adlı Raskatov eserinde şef Mustonen, kemanı eline aldı ve orkestrayı arşe ile idare etti.
Ardından sahne kalabalıklaştı ve solistler, karma koro ve büyük orkestra için yazılmış olan “Yabanda Çığlık” adlı, Suriyeli Efrem’in metinleri üzerine kurgulanan ve dört bölümlü olan İKSV siparişi eser çalındı. Solist partileri arasında anlam verilemeyen “parti geçmeleri”nin (yani bir ses partisinin tiz ses partisinin üstünde tizliğe çıkması) varlığı şaşırttı ve solist aryalarından kimilerinin gereksizliği dikkat çekti. “Büyük ve debdebeli” bir eser yaratma niyeti yansıdıysa da, eserin bütünlüğü anlamında ciddi sıkıntılar ortaya çıktı. Diğer yandan şef Mustonen’in eserin icrasına dair çabaları, rahatlıkla anlaşıldı. Türk sanatçıların takviye olarak yer aldığı Orkestra, konser bitiminde alkış için şef tarafından ayağa kaldırıldığında, piyanist Müge Hendekli ayrı bir değer gördü. Mustonen, onu ısrarla takdim etti ve gururlandırdı.

LEHLER ERTESİ AKŞAM İZMİR’DE
Sinfonia Varsovia, ertesi sabah erkenden İzmir’e doğru yola çıktı. Zira Orkestra, 14 Haziran akşamı yaşayan en önemli bestecilerden biri olan Krzysztof Penderecki idaresinde Efes Antik Tiyatro’da, 28. İzmir Müzik Festivali’nin açılış konserini verecekti.
Basın toplantısında Polonya Kültür ve Milli Miras Bakan Yardımcısı Monika Smolen, 600. yıl etkinlikleri çerçevesinde Polonya’da neler yapıldığı sorusuna Adam Mickiewicz Enstitüsü bünyesinde kurulan Yunus Emre Araştırma Enstitüsü ile bir sokak festivalindeki etkinlikleri işaret etti. Gelin görün ki İKSV’nin festivali için eser siparişi ve önemli konserleri organize etmesi veya İKSEV’in festival açılış konseri başta olmak üzere nitelikli etkinlikler planlamasına benzer bir tablodan bahsetmedi. Yani hislerimizin karşılıksız olduğu ortaya çıktı.
Varşova Büyükelçiliği’nin birkaç sergi, tasavvuf müziği ve makamsal musiki konserleri düzenlediğinden anlaşıldığı kadarıyla; etkinlikler iki ülke arasında değil, bir ülkenin diğeriyle olan ilişkilerinin kutlanması çerçevesinde işliyor. Bu haliyle Türkiye etkinlikleri, Polonya’da gereğince yer almıyor. Varşova Büyükelçisi olan sürpriz isim, eski YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın, herhangi bir caz, klasik, etnik, vb. müzik etkinliği için ön ayak olmadığı da anlaşılıyor. Eh ne diyelim? Kutlu olsun Polonyalılar!

Ölümsüz Ritimler, Zamansız Ustalar…
Büyük besteci Penderecki’ye de basın toplantısında çeşitli sorular soruldu. Türk bestecilerden herhangi birini tanıyıp tanımadığı, Türk eserlerini dinleyip dinlemediği gibi… Büyük besteci, büyük fiyaskoya imza attı ve Türkiye’den hiçbir besteciyi tanımadığını söyledi. Yanında oturan piyanist Hüseyin Sermet, Olivier Messiaen’ın öğrencisiyken Penderecki’nin eserlerini analiz ettiğini anlattı. Satırların yazarı da ünlü besteciyi, 20 yıl önce konservatuarda Türk besteci İlhan Usmanbaş’ın derslerinde tanıdı. Usmanbaş, neredeyse tüm dünyada, hangi ülkede hangi bestecinin hangi eseri olduğunu bilecek ve analiz edecek kadar yüklü bir donanımdaydı. Daha önce de geldiği Türkiye’de hiçbir besteciyi tanımayan bir sanatçıda; sadece bizlerin kendimizi O’na gereğince tanıtamamamızdan ziyade, kendisinin de besteciliğin gereği olan araştırarak öğrenme ihtiyacını göz ardı etmesi yatar.

Zamansız plaketler
Konser için Efes Antik Tiyatro’nun “topukluya göre yapılmamış basamakları” hayli zorluk çıkardı. Saat 21.30’da açılış konuşmaları ve plaket sunumu gerçekleşti. Konserin ana destekçisi Çimento Endüstrisi İşverenleri Sendikası (ÇEİS), doğru bir tercihle, tevazu çerçevesinde kalmayı uygun buldu ve öne çıkmadı. 50. yılını kutlayan ÇEİS’in açıksözlü ve esprili başkanı Tufan Ünal, çalışma koşullarına gösterdikleri özen yanında, “Bize Bir Şey Olmaz Abi” adlı tiyatro oyunuyla hem işçileri sahneyle buluşturduklarını, hem de iş güvenliği konusuna her alanda gösterdikleri itinalı yaklaşım biçimini anlattı. 50. yıllarını kutlamak için en doğru seçim olarak, açılış konserine destek olduklarını söyledi. Tercihleri doğruydu.
“Ölümsüz Ritimler, Zamansız Ustalar” temalı 28. İzmir Festivali’nin açılış konuşmasında İzmir Kültür, Sanat ve Eğitim Vakfı (İKSEV) Başkanı Filiz Eczacıbaşı Sarper ise, daha önce bir yazımızda belirttiğimiz üzere, tam bir “konuşma virtüözitesi” sergiledi. “ı”lamayan, tökezlemeyen, sürçmeyen bir dil becerisi sergilemesinin yanında, sağlam bir kurgusal metni, adeta bir manzumeyi ezberden okur gibi sundu. Güç koşullarla yapılan festivalin destekçilerine plaket sunumu ise, hayli uzadı. Konser çok geç başladı. Hayatımızda ilk defa bir konser, ertesi gün bitti. Alandan ayrılırken saatler 00.20’yi gösteriyordu.

Ölümsüz Usta, Zamansız Ritimler…
Besteci Penderecki, şef olarak orkestra karşısına geçtiğinde ilk olarak Beethoven’ın Prometheus Uvertürü’nü çaldırdı. Ardından da Piyanist Hüseyin Sermet’in solist olarak katılımıyla Beethoven 5. Piyano Konçertosu’nu “idare etti”. Yorulan kollarını dinlendirme çözümü olarak tek kolla “idare eden” Penderecki, ritimleri çok aksattı. Sağolsun Konzermayster(başkemancı) Jakub Haufa, kafasıyla timpaniste dahi ritim verdi. Kadansın sonunu bekleyemeyen şefi, orkestra topyekün “idare etti”. Esere başladıktan sonra yarım yamalak bir ışık temin edilen Sermet, ezber ustalığını sergileyerek nota kaçırmadı. Türk bestecisi eseri bilmediğinden dolayı programa almayan Penderecki açığı, Türk soliste yer vererek kapatmak istedi. Hüseyin Sermet’in varlığı, yerinde bir tercih olarak dikkat çekti. İkinci bölümde Penderecki’nin 2.Senfonisi yer aldı. Beş ayrı tempo başlığında ve bölümler arasında ara olmayan yapısıyla eser, tonaldi. Güzel kontrpuan (yatay yazı) kurgusu ve ilerleyip gelişen tematik gelişim biçimiyle beğeni topladı.

Besteci olarak çağımızın en büyük isimlerinden biri olan Penderecki, şef olarak vasat bir haldeydi. Malum! Besteciyseniz, eserinizin seslendirilmesinden alacağınız telif, şef olarak yöneteceğiniz konserden alacağınız kaşeden çok düşüktür. Bildik bestecinin iki eseri yanında kendi eserini seslendirerek durumu kotarmak stratejisi; “taş yerinde ağırdır” söylemine ters düştü. İzmir’de birkaç saat daha kalarak, en azından bir besteci uzmanlık çalışması gerçekleştirmek, bu sayede genç dimağlara unutulmaz katkı sağlamak varken, sahnede şef olarak yanlış bir grafiğin içinde olmak; ne denli doğruydu?

Kadın Eli Değmiş Festival
İzmir Müzik Festivali bu yıl Yo Yo Ma da dahil olmak üzere değerli sanatçıları ağırlıyor ve pek çok değerli etkinliği kapsıyor. İçinde eğitim faaliyetleri ile birlikte, İKSEV’in burslularından oluşturulan ve yalnızca gelecek festivallerde buluşacak olan İKSEV Oda Orkestrası gibi sürprizlerin olduğu festivalde, Sarper’in, İKSEV yönetiminin, “festivalin kaptanı” Sirel Ekşi’nin ve ekibinin büyük emeği var. İlmek ilmek dokudukları festival, İzmir’in kültür-sanat hayatına önemli katkı sağlıyor. (Festivale dair bilgiler; www.iksev.org adresinden edinilebilir.)
Geçtiğimiz yıl Türkiye’deki diğer üye festival komitelerinin desteği sayesinde İzmir Müzik Festivali adına Filiz Eczacıbaşı Sarper, Avrupa Festivaller Birliği (EFA) Yönetim Kurulu Üyeliği görevine seçildi. EFA’daki bu önemli konumun gereği olarak özellikle ülkemizde nitelikli festivaller düzenlenmesi anlamında sorumluluk alan Sarper’i kutluyor, destek ve başarı diliyoruz. Sarper ve İKSEV’in ülkemizdeki müzik festivallerinden bir seçkiyle, 600. yıldönüm içinde Polonya’da nitelikli bir Türk Müzik Festivali düzenlemesini, yürekli destekçileri “biz varız” diyerek öne atılmasını temenni ediyoruz.

ERSİN ANTEP
ersin@muzikoloji.org