50 yaşıma bastığımda...

Yarın Cumhuriyetimizin 91'inci kuruluş yıldönümünü kutlayacağız. Bende ulusumuzu cumhuriyete taşıyan bağımsızlık mücadelemizin tüm dünyaya örnek olmasını temenni ediyorum.. Bundan 9 yıl sonra Allah kısmet eder de görürsek, ben yarım asrı geride bırakıp 50 yaşıma bastığımda Türkiye Cumhuriyeti tam 100 yaşında olacak. Yani tam 1 asrı geride bırakmış olacak devletimiz.

İşte bugünlerde gündemi belirleyen o gençler, 1990'ların başında doğdular. Babaları ve anneleri ise 50'lerde ya da 60'larda doğmuşlardı. Yani o meşhur 68 kuşağının evlatları onlar.

Babaları ve anneleri 27 Mayıs'ı belki de çocuk, 12 Mart'ı da ilk gençlik yıllarında yaşadı, 12 Eylül'ü de iliklerine kadar hissetti.

Böyle bir neslin evlatları onlar. Kışkırtılmaya bu yüzden yatkınlar. Çünkü DNA'larında baba ve annelerinin bastırılmış, hatta sindirilmiş, duygularını taşıyorlar. Peki ya bugün doğan çocuklar?

Onlar da 2023'te yani Cumhuriyetimizin 100'üncü yılında henüz ilköğretim sıralarında olacaklar.

Onların öğretmenleri ise 90'larda veya 2000'in başında doğan, anne ve babaları ise 70 ve 80'lerde doğan, dedeleri ve nineleri de 50'lerde ya da 60'ların başında doğanlar olacak. Onlar 27 Mayıs'ı, 12 Mart'ı ve 12 Eylül'ü yaşayanların torunları olacaklar.

Sonra onlar da belki anne ve babaları gibi çok çabuk öfkelenenlerden olacaklar. Ya protesto gösteri yaparken dayak yiyecekler ya da birilerine yaranmak için gösteri yapanların ağzını burnunu dağıtacak veya dağıttıracaklar...

Hiç düşündünüz mü acaba Cumhuriyetimiz 100 yaşına geldiğinde nasıl bir dünya, nasıl bir Türkiye'ye tanık olacağız diye?

Biliyorum şimdiden bunu kestirmek güç, ama şunu söylemek yanlış olmaz sanırım: Cumhuriyetimizin 100. Yılında iş başında olanlar, ülkemizi yönetenler 70'lerde ve 80'lerde doğanlardan oluşacaklar. Hani 1980 sonrası depolitize edilmiş kuşak var ya işte onlar, yarınları yönetecek bu ülkeyi…

Baktığınızda nesil denen olgu 20'şer yıllık periyotlara denk geliyor.

1920 ile 1940 arasında doğan nesil, Cumhuriyetimizi kuranların, ta o günlerde bugün ve gelecekte ihtiyacımız olan tüm değerlere sahip olan neslin evlatlarıydı.

Onlar ki, daha sonra çok partili düzeni getirenler oldular.

Şimdi dedelerinizin ve ninelerinizin neden daha sıkı Atatürkçü, neden koşulsuz bir şekilde devletine ve ulusal değerlerine sıkı sıkıya bağlı olduğunu anlıyorsunuz değil mi?

Çünkü onlar babalarından ve annelerinden öyle gördüler.

Onların evlatları 1940 ile 1960 arasında doğdular. Çok partili siyaset döneminin evlatlarıydılar. Anne ve babalarının özgürlük ve bağımsızlık ideallerini daha ileri götürmek istediler. Onlar 68 kuşağıydı.

1960 ile 1980 arasında doğan nesil ise babalarının ve annelerinin imkansızlıklarına tanık oldular. Kimlik arayışında olanlar ya da kendisini ait hissettiği tarafı açıkça söyleyemeyenlerdendiler.

1980 ile 2000 yılları arasında doğanlar da ağabey ya da ablarına veya anne ve babalarına oranla daha özgür bir çocukluk ve gençlik yaşadılar.

Ama bunun için bir bedel ödediler. Depolitize edildiler. Onlar da bu yüzden daha günübirlik kaygılara sahiptiler, sadece tüketici olarak eğitildiler, markalara, süse, gösterişe daha düşkün oldular.

Onlar babaları, anneleri gibi halay çekmediler. Zılgıt atmadılar. Bunun yerine daha çok lambada, break dans, rap ve kolbastı yapmayı tercih ettiler. Trendlerin peşinde koştular. Büyükleri kimi yasaklanmış kitapları evlerinde gizli gizli okurken, onlar internette sörf yaptılar.

Evde kitap saklamalarına da gerek yoktu çünkü. Zaten aradıklarını, her istediklerini internette bulup okuyabiliyorlardı.

Keskin uçlu, derinlikli siyasi görüşleri de pek olmadı bu yüzden. Liderin yarattığı bireysel algı hem oylarının rengini hem de ideolojilerini şekillendirdi.

Yaşam görüşlerini de trendler ve konjonktür belirledi. Onlar televizyon çağının çocuklarıydı. O büyülü kutudan öğrendikleri ile hayatı anlamlandırdılar.

Ebeveynleri gibi sağcı ya da solcu da olmadılar bu yüzden.

Daha çok “tiki”, “con con” ya da “apaçi” gibi sınıflara ayrıldılar.

Ama şu bir gerçek ki; Cumhuriyetimizin 100. Yılında onlar sahnede olacaklar.

Görüyorsunuz değil mi demokrasinin kesintiye uğradığı o üç dönemin etkilerini?

Öyle ya da böyle en az 100 yıl boyunca halkımızın üzerinde gerek sosyolojik gerekse psikolojik uzun yıllar sürecek izler bıraktı o kesinti dönemleri.

Cumhuriyetimizin 100’üncü yılına doğru ilerlerken artık gerçek anlamda demokrasiye, farklılıkları hoş görmeye, başka kimliklere ve düşüncelere saygı duymaya, birbirimize karşı toleranslı olmaya ve birlik olmaya işte bu nedenle daha çok ihtiyacımız var.

Allah o günleri görmeyi nasip ederse 2023'te ben Cumhuriyetimizin tam yarı yaşında olacağım.

Yine de yarınlardan çok ama çok umutluyum. Çünkü yarınları yönetecek olan bugünkü gençlik, hem çok zeki hem de onların değimi ile “yıkılıyoo abii”…