Çalışan sadakati iletişimde saklı

Çalışanların işlerine olan bağlılığı şirketlerin başarıları için önemli bir kriter. Araştırmalar, çalışanlarının bağlılığını kazanabilen şirketlerin, diğerlerine oranla 2,5 kat daha fazla gelir elde ettiğini, ticari hacim ve çalışan sayısı bakımından küçük şirketlerin personellerinin, büyük şirketlerde çalışanlara oranla işlerine daha samimiyetle bağlı olduğunu gösteriyor. 

Dale Carnegie ismini kişisel gelişim kitaplarına meraklı olanlar iyi bilir. İlk “How to” tarzı kişisel gelişim kitaplarının öncüsü bu Amerikalı yazar ve kişiler arası iletişim uzmanının yaptığı araştırmalar, küçük şirketlerde çalışan insanların ait oldukları yeri, diğerlerine kıyasla daha çok sevdiğini gösteriyor.

Fakat şaşırtıcı nokta ise bu sevginin sebebi işverenlerinin sandığı sebeplerle pek de paralellik göstermiyor.

Carnegie’nin araştırmasına göre, küçük şirketlerde çalışan insanların yüzde 39’u yaptığı işe samimiyetle bağlı. Bu rakam büyük şirketlerde yüzde 29. Bununla birlikte, büyük şirketlerde çalışanların yüzde 26’sı işine karşı bir sadakat hissetmezken, küçük şirketlerde ise bu oran yüzde 18’i geçmiyor.

Çalışanların işlerine olan bağlılığı doğal olarak şirketlerin ticari başarılarını da etkiliyor. Carnegie’nin yaptığı araştırmaya göre, çalışanlarının bağlılığını kazanabilen şirketler diğerlerine oranla 2,5 kat daha fazla gelir elde ediyor.

Öyleyse küçük şirketlerde çalışanlar kendilerini işverenlerine ve işlerine karşı neden daha bağlı hissediyor?

Bunun altında yatan neden, küçük şirket yapısının, çalışanların önem verdikleri şeyleri sunuyor olması.

Pekiyi nedir bunlar?

1. Fark yaratma şansı: Küçük şirketlerde yöneticiler, çalışanlarının performanslarını daha iyi gözlemleyebiliyor. Bununla birlikte küçük şirketlerin çalışanları şirketin geleceğine ilişkin kararlarda daha fazla söz sahibi olabiliyor ve bu sayede ortaya konan işlere direkt olarak etki edebiliyor. Yani çalışan şirketin kaderini paylaşabiliyor.

2. Yöneticilerle daha fazla iletişim kurma fırsatı: Küçük şirketlerin çalışanları, yöneticilerini daha sık görüyor ve iletişim kurabiliyor. Böylece patronlarıyla daha insani ilişkiler kurabilen personel, yöneticilerini ulaşılmaz değil, yan odalarında çalışan biri olarak görüyor.

3. Çeşitli ve ilgi çekici sorumluluk alanları: Küçük şirketlerde ve yeni kurulan girişimlerde her çalışan her işin üstesinden gelmeye çalışmak zorunda kalabilir. Carnegie’nin araştırmalarına göre, büyük şirketlerde bu tip pozisyonlarda çalışan insanlar, durumdan şikayetçi olsalar da, küçük şirketlerde daha fazla sorumluluk üstlenmek zorunda kalan çalışanlar, ortaya çıkan gelişim imkanından son derece memnun oluyorlar.

4. Güven hissi: Büyük şirketler okyanus gibidir. Eksilen damla, şirketin işleyişinden çok fazla şey götürmez. Küçük şirketler ise bir makine gibi çalışır. Makinenin tek bir parçasının eksikliği bütün sistemin çalışmasında aksamalara neden olur. Haliyle küçük şirketlerde çalışan insanlar kendilerine güvenildiğinin ve şirket için önemli olduklarının farkındadır.

5. Daha şeffaf şirket yapısı: Büyük şirketlerin katmanlı yapısı, çalışanların şirketin parçası olmasından ziyade, birer seyirci haline gelmelerine neden olur. Fakat küçük şirketlerde daha şeffaf bir yapı bulunur. Hatta çoğu zaman çalışanların fikirleri yönetim tarafından değerlendirilir.

Unutulmamalı, küçük şirketler çalışanları sayesinde çok büyük işlere de imza atabilir.

Fakat küçük şirketlerin sahipleri ve yöneticilerinin içine düştükleri en büyük yanılgılar, çalışanlarının sadakatinin şirket içi iletişimin gücünden ve ödenen maaşlardan kaynaklandığını sanmaları.

Bu kanı kısmen doğru, ancak güçlü iletişim elbette etkili ama ödenen maaşlar çalışanların o şirkette çalışmayı tercih etmelerindeki nedenler arasında önemli bir belirleyicilik taşımıyor.

Bununla birlikte bir diğer yanılgı ise, küçük şirketlerin çalışanları her ne kadar işlerine daha ilgili olsa da, patronlarının fikri, bu bağlılığın var olanın daha üstünde bir seviyede olduğunu sanması.

Sonuç olarak küçük olmak büyük işler başarılamayacağı anlamına gelmiyor. Asıl önemli olan, ister büyük ister küçük olsun birbiri ile bir senfoni orkestrası gibi uyumlu bir ahenge sahip doğru bir takımı kurmak ve sağlıklı bir kurum içi iletişim ağı tesis etmek…