Çevrenizdeki her 5 kişiden biri normal değil

Dünya Sağlık Örgütü; Dünya'da her 100 kişiden 13'ünün ruhsal tedaviye ihtiyaç duyduğuna dikkat çekiyor. Bu oran ülkemizde her 100 kişiden 19'una yükseliyor. Yani hemen hemen her 5 kişiden birinin farkında olsun ya da olmasın hali hazırda psikolojik tedaviye ihtiyacı var. Sağlık Bakanlığı verilerine göre; ülkemizde geçen yıl 8 milyon 179 bin kişi antidepresan ilaç kullanmış ve bu ilaçları kullananların üçte ikisi 36-65 yaş arasındaki orta yaş grubundan.

Ankara’da meydana gelen Cumhuriyet Tarihi’nin en çok can kaybının yaşandığı terör saldırısı, öyle ya da böyle toplumun büyük bir bölümünde ruhsal etkiler bıraktı. Ne ilginçtir ki 10 Ekim’de gerçekleşen bu menfur saldırı, 1992’den beri kutlanan “10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü”ne denk geldi.


Beni de oldukça derinden etkileyen Ankara’daki saldırının psikolojik etkileri, dikkatimi toplumun ruh salığı konusuna çekti. İnternette araştırma yaparken, dosyakonusu.com’da Melih Çelik tarafından kaleme alınmış bir makaleye denk geldim. Bu yazıyı hazırlarken bu makaleden çok yararlandığımı not etmek isterim.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre; dünyada her yıl yaklaşık olarak yarım milyon kişi ruhsal hastalıklara yakalanıyor. Bu kişilerin 350 milyonuna depresyon, 21 milyonuna şizofren tanısı konurken, meğer bunama nedeniyle karar alma noktasında doğru hareket edemeyenler arasına her yıl yaklaşık 50 milyon kişi katılıyormuş.

“10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü”nde bir açıklama yayınlanan Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği de (AİFD), Türkiye’de de durumun çok farklı olmadığına dikkat çekiyor. Derneğin açıklamasına göre; dünya genelinde ruh sağlığı hastalıkları, global hastalık yükünün yüzde 13’üne denk geliyor.

Yapılan araştırmalar, dünyada her yıl 900 bin kişinin intihar ettiğini gösteriyor mesela. İntihar bombacıları bu istatistiklere ne kadar dahil bu konuda bir kaynak yok. Ama daha kötümser veri ise intihar edenlerin yaş grubu. WHO verilerine göre; 15-24 yaş arasında yer alan bireylerin en yaygın ikinci ölüm sebebinin intihar olduğu görülüyor.

Tüm dünyada her 4 kişiden biri hayatlarının belli dönemlerinde ruhsal rahatsızlık yaşıyor ve ruh sağlığı ciddi anlamda bozuk olan her 4 kişiden 3’ü hiçbir tedavi almıyor. Yani dünya genelinde sokakta dolaşan her 5 kişiden biri ciddi ruhsal sorun yaşıyor.

Geçtiğimiz cumartesi bir açıklama yayınlayan AİFD’in Genel Sekreteri Dr. Ümit Dereli’ye göre ise sanılanın aksine ruhsal rahatsızlıkların Türkiye’de görülme oranı, dünya ortalamalarının oldukça üzerinde.

Tedavileri mevcut olmasına rağmen bilinen bir ruhsal bozukluğu olan kişilerin yaklaşık üçte ikisi, asla bir sağlık uzmanından yardım almıyor.

WHO raporlarına göre; damgalama, ayrımcılık ve ihmal, bakım ve tedavi olanakları, ruhsal bozuklukları bulunan kişilere ulaşılmasını engelleyen faktörlerden.

Dereli, bireylerin damgalanma korkusuyla hastalıklarını sakladığına ve tedavi almadığına dikkat çekiyor. Dereli, “Tedavi açığı”nın şizofrenlerde yüzde 32,2, anksiyete bozukluğu yaşayanlarda yüzde 57,5, depresyon yaşayanlarda yüzde 56,3, bipolar bozukluğundan müzdariplerde yüzde 50,2 ve obsesif kompulsif bozukluğu olanlarda yüzde 57,3 olduğunun altını çiziyor. Alkol ve diğer madde bağımlılığı yaşayanların ise yüzde 78,1’i hala bir tedaviden yararlanmıyormuş.

2002-2004 yılları arasında gerçekleştirilen “Türkiye Ruh Sağlığı Profil Çalışması” ve bu araştırmanın sonuçlarına göre oluşturulan 2010’da son şekli verilerek yayınlanan “Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı”nda yer alan, ‘Türkiye Ruh Sağlığı Profili Çalışması’na göre Türkiye nüfusunun yüzde 18’i yaşamı sırasında bir ruhsal hastalık geçiriyor.

Aynı çalışmaya göre çocuk ve ergenlerde klinik düzeyde sorunlu davranış oranı ise yüzde 11 olarak tespit edilmiş. Bu oranın tüm hastalıklar içindeki payı ise sorunun büyüklüğünü ortaya koyma açısından önemli. Psikiyatrik hastalıklar, yüzde 19 ile kardiyovasküler hastalıkların (kalp ve damar hastalıkları) ardından ikinci sırada.

Bu tip hastalıklarda kullanılan ilaçların tüketim sayısı, bize sorunun tek bir şehir ya da bölgeyle sınırlı olmadığını, tüm ülkede görülen bir rahatsızlık olduğunu da kanıtlıyor.

MHP Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel tarafından verilen “Psikiyatrik hastalar ve tedavi için kullanılan ilaçlara ilişkin” soru önergesine, Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu’nun verdiği yanıt daha önce medyaya yansımıştı. Buna göre; Türkiye’de 2014 yılında 8 milyon 179 bin kişi antidepresan ilaç kullanmış. Aynı açıklamaya göre; bu ilaçları kullananların 2 milyon 400 bini erkek, 5 milyon 779 bini ise kadın. Sayı yüksek görünmekle birlikte; 2009 – 2013 arası dönemde her yıl 10 milyon kutudan fazla antidepresan kullanıldığını da unutmamak gerek.

2014 yılını baz alıp yaş gruplarına bakıldığında ise 36-65 yaş aralığındaki kesim, geçen yıl 5 milyon kutu antidepresan kullanmış.

Antidepresan ilaçlar ve ruhsal hastalıklar hemen her yıl TBMM’nin gündemine girmiş. Mecliste farklı siyasi partilere mensup milletvekilleri konuyu sürekli gündeme taşımışlar. Verilen soru önergelerinden biri de bize il bazındaki durumu özetliyor.

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’na yine Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu imzasıyla verilen diğer bir yanıtta iki farklı tablo bulunuyor.

Bu tabloların ilki illere göre psikolojik rahatsızlık nedeniyle sağlık kuruluşlarına başvuran kişi sayısını gösterirken, ikinci tabloda ise kutu tüketim miktarlarına yer veriliyor.

İl bazındaki tablo aynı zamanda Türkiye’nin doğusunda görülen psikolojik rahatsızlıkların daha hızlı arttığını kanıtlıyor. Buna karşın bir genelleme yapmak çok da uygun olmayabilir, zira antidepresan kullanımında en fazla artışın yaşandığı yerler Şırnak, Siirt, Diyarbakır gibi güneydoğu bölgesinde bulunan iller olurken, ilk 10’un içinde İstanbul, Aydın, Muğla gibi şehirler de var.


Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı’nda dikkat çeken bir başka tablo ise aktif olarak çalışan ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanlarının sayısı. Ekim 2010 tarihini gösteren tabloya göre en fazla uzmana sahip iller Bolu, Elazığ ve İstanbul.

Eylem Planı’ndaki açıklamalara göre Mart 2011 itibariyle Türkiye genelinde 1625 ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı bulunuyor. Bu kişilerin 862’si Sağlık Bakanlığı bünyesinde, 277’si üniversitelerde görev alırken 486’sı özel sektörde çalışıyor.

 

Avrupa Birliği’nde her 100 bin kişiye düşen 2008 tarihli ortalama uzman sayısı tablosunda ise Türkiye’nin son sırada olduğu görülüyor. Birlik ortalaması her 100 bin kişiye 12,9 iken; Türkiye’de bu sayı 2,2. En yüksek orana sahip ilk 5 ülke ise İsviçre, İsveç, Fransa, Norveç ve Hollanda olarak sıralanıyor.

Psikolog sayısına bakıldığında da benzer bir durumla karşılaşmak mümkün. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Mart 2011 itibariyle aktif çalışan 1370 psikolog bulunuyor.

Bunların 918’i Sağlık Bakanlığı’nda, 183’ü üniversitelerde, 269’u ise özel sektörde hizmet veriyor.

Bu da her 100 bin kişiye 1,85 psikolog düştüğünü gösteriyor. Avrupa’da ilk beş sırada yer alan her 100 bin kişiye 63 psikolog ile Avusturya, her 100 bin kişiye 47,2 psikolog ile Finlandiya, her 100 bin kişiye 35 psikolog ile Norveç, her 100 bin kişiye 30 psikolog ile her 100 bin kişiye 14 psikolog ile Yunanistan’ın, psikolog ihtiyacını karşılamada Türkiye’den çok daha ileride olduğu görülüyor…

Yine aynı verilere göre ülkemizdeki psikiyatrist sayısı ise 1625. Daha güncel verilerle bu sayılar artmış olabilir, ancak bu artış Avrupa Birliği ortalamalarını yakalamaktan mutlaka uzaktır.

Pekiyi ne yapılmalı?

Yerel yönetimler sahneye çıkmalı!

Nasıl?

Şöyle; Türkiye’de yaşayanların psikolojik durumunu, özellikle yerel yönetimler tarafından iyi incelenmelidir. Çünkü vakaların azalması için şehir sakinlerini daha mutlu kılacak ve oluşabilecek psikolojik rahatsızlıkların önüne geçilmesini sağlayacak girişimlerde bulunulması gerekiyor. Bunun yolu ise öncelikle yerel yönetimlerin çalışmalarından geçiyor.