Ekonomik kriz ve kaygılar

Üretim ve tüketimin olmadığı bir ekonomi düşünülemez. Küçülme ve üretimin azalması işsizliği arttırır. İşsiz kalan insan da tüketim yapmaktan kaçınır. İnsan mülkiyet sahibi olmayı isteyen bir varlıktır. Tüketim insanın sahip olma ihtiyacını destekleyen bir olaydır. Sahip olamamak ve ihtiyaçlarının dışında bir şey alamamakta insanların psikolojik dengesini bozar.

Doların ateşi düşmüyor. Döviz kurlarındaki önlenemez yükseliş, çarşı, pazar, elektrik, doğalgaz ve akaryakıta zam beklentileri, BIST endekslerindeki dalgalanmalar ister istemez ekonomik kriz beklenti ve endişelerini de arttırıyor.

Uzman Psikolog Füsun Budak, ekonomik krizlerin kişi ve toplum üzerindeki etkilerini “Şok”, “Tepki” ve  “Uyum” dönemleri olarak üçe ayırıyor. Budak’ın görüşlerinden yola çıkarak bu üç dönemi şöyle açıklamak mümkün.

Ekonomik krizlerin kurumlar ve kişiler üzerinde oluşturduğu ilk etki ‘Şok Dönemi’dir. Böyle dönemlerde toplum inanma ve güven güçlüğü yaşadığından, eylemsiz kalmayı tercih eder. Bu ticari faaliyetlerin yavaşlamasına neden olur.

Bu dönemi takip eden ‘Tepki Dönemi’ şok döneminden sonra bir kaç gün sonrasıdır. Bu dönemde kriz hakkında yapılan yorumlar, sisteme yönelik eleştiriler, kabullenememeler, reddetmeler ve ekonomik krize neden olan faktörlere yönelik tepkiler artar. Ne yapabileceği konusunda kararlar alınmaya çalışan toplum fertleri, durağanlıktan çıkıp hareket etmeye çabalar.

Bu dönemi ‘Uyum Dönemi’ takip eder. Krizin yarattığı etkiler kadar kendisine ve çevresine zarar verebilecek kişiler de bu duruma uyum sağlayıp yaşantısına devam eder. Ekonomik krizler, insanların geleceğe yönelik kaygı ve endişelerinin arttığı dönemlerdir. Çünkü her insan geleceğini garantiye almak ve geleceğine güvenmek ister.

Yaşamını ve ihtiyaçlarını tehdit altında hisseden insan kendini geliştirmek için çaba gösteremeyecektir. Ne ilginçtir ki insan, temel ihtiyaçlarını karşılamada sorun yaşadığında daha agresif ve saldırgan olabilir. Ekonomik krizin yaratacağı sorunlar şunlardır:

1. İş hayatında oluşabilecek sorunlar,
2. Aile içi sorunlar,
3. Bireysel psikolojik ve fiziksel sağlık sorunları,
4. Diğer insanlarla sosyal ilişki sorunları.

Kriz dönemlerinde iş yerlerinde çalışanlar arasında rekabet başlar ve çalışanlar işlerini kaybetmemek için diğer insanları geçmeye çalışır ya da işte kalabilmek için rakip gördüğü diğer çalışma arkadaşlarının tabiri caiz ise ayağını kaydırmaya çalışır.

Her gün işe giderken ‘Bugün kim işten çıkarılacak, acaba ben mi?’ diye düşünen ve işten çıkarılma korkusu taşıyan bir insan, işe giderken endişeli, gergin ve kaygılı olur. Çünkü iş hayatı ve işten edinilen kazanç, insanların kendilerini güvencede hissetmesini sağlar. Bunları kaybedeceğini düşünen insanların iş verimi düşer. Böyle kaygıları olan çalışanların dikkatleri dağılır, yapacağı işlere olan konsantrasyonu bozulur.

Kriz dönemlerinde iş yerinde yaşanacak sorunlar, sadece iş veriminin düşmesi sonucu yaşanmaz. İş yerindeki ilişkiler de etkilenir. Gelirleri düşen ya da tahsilat sorunları yaşayan işverenler, çalışanları ile birbirlerini rakip olarak görmeye başlayan çalışanlar birbirleri ile çatışmaya başlar. Rakip çalışanlar yaptıklarını engellemek ya da birbirlerinin açıklarını bularak kendi yerlerini sağlamlaştırmak için ortamı daha da gerebilir.

İş yerinde yaşanacak güvensizlik, kişilerin birbirleri ile iletişimlerini bozar. İç iletişimde sorun yaşayan kurumlarda ortaya çıkan güven sorunu, paylaşımı engeller. İş yerindeki gerginlik, kaygı ve yaşadığı endişeli durumu insanlar ister istemez özel yaşamına ve ailesine de yansıtır. Kimileri aile bireylerine karşı öfkeli ve saldırgan bir tavır sergileyebilirler. Eve maddi katkı sağlayan kişinin işlerinin bozulması kimi zaman aile fertlerinin ona yönelik davranışlarını da olumsuz etkiler.

Örneğin; çocukların kriz öncesi yaşantılarını devam ettirmek istemeleri çatışmalar yaşanmasına neden olan en temel konulardan biridir. Kriz nedeni ile ailenin maddi olarak sarsıntı yaşaması, çocukların arkadaşları arasındaki yerini ve önemini sarsabilir. Böyle durumlarda kimi zaman iş ile olan iletişim de bozulabilir.

Kriz döneminde maddi sıkıntı nedeni ile kendisine olan güvenini yitiren aile reisi hiç bir şey yapmak istemeyecektir. Bu onun motivasyonunu etkileyecek, motivasyonu eksik olan birey eşi ile sorunlar da yaşamaya başlayacaktır. İş hayatının ve maddi kaygıların yarattığı sorunlar insan yaşamının diğer boyutlarını da etkileyebilir.

Üretim ve tüketimin olmadığı bir ekonomi düşünülemez. Küçülme ve üretimin azalması işsizliği artırır. İşsiz kalan insan da tüketim yapmaktan kaçınır. İnsan mülkiyet sahibi olmayı isteyen bir varlıktır. Tüketim, insanın sahip olma ihtiyacını destekleyen bir olaydır. Sahip olamamak ve ihtiyaçlarının dışında bir şey alamamak da insanların psikolojik dengesini bozar.

Bu durum psikolojik kaynaklı fiziksel şikayetleri de ortaya çıkarabilir. Çaresizlik hisseden insan, ya sorun yaratan durumdan kaçmaya ya da sorunun içinde mücadele etmeye çalışır. Sorundan kaçma yolunu seçen insan, içinde bulunduğu durumla baş edemediğinde bazen kendine de zarar verebilir.

Beklentilerin karşılanamayacak düzeye gelmesi, kişileri birbirinden uzaklaştırır. Pek çok insan, kendini sosyal yaşamdan izole edebilir. Geçmişteki maddi olanaklarını kaybeden insan, kendisini diğer insanlardan uzaklaştırabildiği gibi, diğer insanlar tarafından da terk edilebilir.

Ekonomik kriz, kişilik özelliklerine bağlı olarak her insan üzerinde farklı etkiler yaratacaktır. Kişilik özelliklerinin yanı sıra kişinin sosyo-ekonomik yapısını da göz ardı edemeyiz. Psikolojik etkilerden bahsederken, bireyi bir bütün olarak ele almamız gerek. Bireylerde meydana gelen bu değişiklikler, toplumun değer yargılarını da etkiler.

Sonuç olarak her gün gelen şehit haberleri, birbirleri ile uyumsuz ve uzlaşamayan siyasiler, hem iç hem de dış dinamikler nedeni ile para piyasalarındaki güvensiz ortam,  toplumu şu günlerde diken üstünde bir haletiruhiye içine sokuyor.

Herkesin korkusu, enflasyon baskısı altında 10 yıl öncesinde olduğu gibi, her gün zam sağanaklarının yaşandığı bir ekonomiye geri dönülmesi…