Gelişmişlik

Dünyada "Öderiz parasını, başka ülkeler üretir, biz kullanırız" anlayışı artık geride kaldı. Yine de demek istiyorsak, bizim de dünyaya başka bir şeyler satıyor olmamız lazım.

Teknoloji dünyasını 4,5G ile tanıştırdık. Bir de utanmadan “Bizim ülkede inovasyon yok” diyorlar. İşte: 4,5G.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “2 yıl daha beklenip 4G yerine 5G’ye geçelim” önerisinin ardından 4G ihalesi 3 ay ertelenmişti. Sonunda 4,5G’de karar kalınmıştı.

Dünya 5G’ye hazırlanırken bunun teknolojisinin henüz tam olarak oturmaması ve 4G teknolojisinin ise eskimeye başlaması nedeniyle 4,5G’nin daha uygun olacağı öngörülmüştü. Türkiye’nin, 4,5G ile hem teknolojinin gerisinde kalmayacağı hem de 5G teknolojisine 2020 yılında entegre olarak bunu dünyada en erken kullanan ülkelerden biri olacağı iddia ediliyor. 4,5G’nin ihalesi önceki gün yapıldı. Turkcell 8, Vodafone ve Avea 5’er bant satın aldılar.

4.5G ile mobil şebeke işletmecilerine tahsisli mevcut frekans miktarı, 183 MHz’den 573 MHz’ye çıkartılıyor. Yani frekans sayısı ve dolayısıyla da hız artacak.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, 4,5G teknolojisinin 1 Nisan 2016 tarihinde kullanıma sunulacağını duyurdu. Bu teknolojinin 8 yıl içerisinde Türkiye nüfusunun yüzde 95’ini kapsama zorunluluğu var.

Ülkemizde 70 milyonun üzerinde akıllı telefon kullanıcısı olduğu ifade ediliyor. Şaka gibi…

Telefonlarımız akıllı ve ülkemiz G20 (Ekonomisi Gelişmiş 20 Ülke) dönem başkanı olsa da Türkiye gelişmekte olan ülkeler kategorisinde kabul ediliyor.

“Gelişmekte olan ülke” ifadesi tabii ki bizleri yanıltmamalı. Gelişmekte olan ülke, “Ekonomik ve coğrafi bir terim olarak gelişmiş ülkelerden bir kademe geride yer alan ve dünyanın çoğu ülkesinin değerlendirildiği kategori” olarak tanımlanıyor.

Buna göre gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ülkelere göre daha düşük bir yaşam standardı, tam olarak gelişmemiş bir sanayi alt yapısı ve görece daha düşük insani gelişimin olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Sanılanın aksine sadece yol, köprü, baraj inşaa ederek, kentleri lüks konutlar ya da AVM’ler ile donatarak, kısacası ülkenin üzerine beton dökerek gelişme sağlanmıyor. Bunun için yapılması gereken başka şeyler var.

Mesela buluşlar yapmak, teknoloji geliştirmek gibi. Çünkü dünya artık bilişim çağında. Bu çağda beton döken değil, teknolojiye, bilişime yatırım yapan ülkeler kazanıyor.

“Bilişim çağı” denince “Yahu arkadaş millet 4G kullanırken biz 4,5G kullanacağız. Bilişimi buçuk da olsa önde götüreceğiz” demeyin. Zira bilişim çağını yakalamak, kişi başına düşen akıllı telefon sayısını artırmak demek değildir. Bu akıllı telefonları üretecek, programlarını yazacak, yeni teknolojilerini geliştirecek insanları ne kadar yetiştiriyoruz?

Dünya üzerinde yaptığı sarayla, yolla, köprüyle, havaalanıyla geliştiğini iddia eden bizden başka kaç ülke var?

Beğenin, beğenmeyin. 2023 vizyonu dışında, Türkiye’nin geleceğe dair hiç başka bir yatırım planı ya da projesi var mı?

Yok!

Pekiyi, bari 2023 vizyonunu hayata geçirmek için özel sektör ne yapıyor?

“Arkadaş ben parasını öderim, Japon, Alman, Fransız, Güney Koreli ya da Amerikalı yapar” demek ne kadar doğru?

Biz yerli otomobil hayali ile yanıp tutuşurken, millet şoförsüz araç denemelerine başladı. Niye biz bunun yazılım ve teknolojilerini geliştirmeyi en azından hayal etmiyoruz da hala içten yanmalı motor üretmek peşindeyiz?

İstikbal göklerde ama biz 5 milyar dolara tüp geçit yaparken, halkının yarısı aç ve neredeyse sokakta yaşayan Hindistan 75 milyon dolara Mars’a uydu yolladı.

Namusunu bizim askerlerimizin kurtardığı Güney Kore’nin Samsung’unun yıllık cirosu bizim orta gelir tuzağına düşmüş ülkemizinkinden fazla biliyor musunuz?

Bu satırı okuyunca başucunuzdaki Samsung markalı akıllı telefonunuza ya da karşınızdaki televizyona gözünüz kayıverdi değil mi?

İtiraf edin. Ama bu doğru.

Bir şirket düşünün yıllık geliri sizin milli geliriniz kadar…

Dünya’nın en değerli 100 markası arasında kaç Türk markası var?

Yanıt tek kelime veya hatta hece; yok…

Yeri geldiğinde dünyaya artistlik yapacağımız en azından tarım ürünlerimiz ve madenlerimiz var ama yerli tohum diye bir şey neredeyse kalmadı, endüstriyel tarıma da bir türlü geçemedik ülke olarak.

Mesela dünya fındık üretiminin yüzde 85’ini elimizde tutuyoruz ama elde ettiğimiz gelir 2,3 milyar dolar kadar.

Bizden aldığı fındığı işleyip satan, Nutella’nın üreticisi Ferrero var ya?

Onun yıllık cirosu 11 milyar dolar. Yaaa!

Biz turizm sahası açmak için doğal güzelliklerimizi, o muhteşem doğal koylarımızı heba ediyoruz. “Terör var” diye turizm durakladığında da o güzelim koylar beton yığını olarak kala kalıyor.

“Öderiz parasını. Onlar üretir, biz kullanırız” diye bilmemiz için bizim de dünyaya bir şeyler satıyor olmamız lazım.

Bunu yapabilmek için de ülke olarak genç nüfusu artık sadece çağın değil geleceğin ihtiyaçlarına uygun eğitmemiz, teknolojiye yatırım yapmamız, dünya markaları çıkarmamız, bu bilinçte bir özel sektör tesis etmemiz ve kendi insanımızı geliştirmemiz gerek.

Bunları ne kadar yapıyoruz?