Öğretilmiş çaresizlik

Nasıl ki filler daha bebek yaşından itibaren zincirlerinin bağımlısı, sahiplerinin kölesi olmak zorunda olduğuna inandırılıyorsa, insanlara güç gösterilerek, "Başka partiye oy verirsen kötü şeyler olur" ya da "Hiç bir şey değişmez" diyerek oyları yönlendirmek mümkün.

Sene 1965 ve Amerika'da bir üniversitenin laboratuvarında psikoloji profesörü Martin Seligman ve arkadaşları koşullanma ile öğrenme arasındaki ilişki üzerine bir çalışma yürütüyor.

Çalışmaya, Ivan Petrovich Pavlov'un o meşhur deneyini merkeze alarak başlıyorlar. Hani yiyecek vermeden önce her seferinde bir zil çalınmasına koşullandırıldığı için, yiyecek olmadan da zil çalınınca denenen köpeğin ağzının sulanması olayı, hatırladınız mı?

Seligman ve bilim adamı arkadaşları ise ödül değil, korku ve çaresizliğe koşullanmanın koşullarını araştırmaya koyuluyorlar.

Kafese kapatılmış bir köpeğe her zil sesinden sonra bir elektrik akımı veriyorlar. Doğal olarak köpek kaçmaya yeltendiğinde karşısına konulmuş bir çit engeline takılıyor. Belirli bir koşullandırma aşamasından sonra kafesin önündeki çit kaldırılıyor, fakat köpek kaçıp kurtulabilecekken, acı çekmesine rağmen kaçmayı denemiyor.

Deney defalarca tekrarlanıyor ama ne yazık ki "çaresizliği" öğrenmiş olan köpek, artık zil sesinden sonra gelen elektrik şokuna rağmen kaçmaya yeltenmiyor.

Yine bir turna balığının bulunduğu bir akvaryuma cam bir bölme konuyor. Hemen arkasına turna balığının afiyetle yiyeceği küçük balıklar… Turna balığı iştahla saldırdıkça cam bölme engel oluyor. Turna saldırdıkça kalın cama tosluyor. Daha sonra cam bölme kaldırılıyor ve Turna artık etrafında yüzen hiçbir küçük balığa saldırmıyor.

Meşhur kurbağa deneyini de duymuşsunuzdur. Üzeri cam bir levha ile örtülü kaba konan kurbağa çıkmaya çalıştığı her seferinde cama çarparak kaba geri düşüyor. O kadar çok deniyor ki başaramıyor. Ardından cam levha kaldırılıyor ama kurbağa artık denemiyor bile. Hatta kap ateşe konuyor, kurbağa haşlanarak ölürken bile zıplayıp kaçmaya yeltenmeyerek can veriyor.

Filler de öğretilmiş çaresizlikle eğitiliyor mesela. Daha henüz bebekken sökemeyecekleri kadar kalın kalın zincirlerle, kalın kazıklara zincirleniyorlar. Her kaçış denemeleri acı ile son buluyor. Kaçmaya çalışmanın acı verdiğini öğrenen her fil, ömrü boyunca incecik zincirlerle ve küçücük bir ağaç dalına bağlansa bile kaçmayı aklının ucundan bile geçirmiyor.  

Evet çaresizliği insan da öğreniyor!

Martin Seligman ve arkadaşlarının çalışmaları ile diğer örnekler bize "learned helplessness' yani “öğrenilmiş çaresizlik" adı ile meşhur olan kuramı kazandırmış. Biz de bunu "öğretilmiş çaresizlik" olarak yeniden adlandırabiliriz.

Tecrübeler ve boşa giden çabaların bir sonucu olarak görünürde kurtuluş fırsatları varken bile çaresizliğe koşullanmanın, "ne yapsak boş" duygusunun toplumumuzda giderek öne çıkmasının açıklanabilmesi açısından büyük bir önem kazanıyor.

Böylesi koşullanmaların içinde yoğrulmaya artık alışık olsak bile hem bireylerde hem de toplumumuzda "öğrenilmiş" veya bizim de pek çok deneyimlerle kafamıza vura vura "öğretilmiş" çaresizliklerin olduğu gerçeğini, çaresizce de olsa sadece gözlemleme ve ifade etme çabalarının bile nasıl algılandığını ve engellendiğini her gün görüyor ve hâlâ buna şaşırıyoruz.

Nasıl ki filler daha bebek yaşından itibaren zincirlerinin bağımlısı, sahiplerinin kölesi olmak zorunda olduğuna inandırılıyorsa, insanlara güç gösterilerek, “Başka partiye oy verirsen kötü şeyler olur” ya da “Hiç bir şey değişmez” diyerek oyları yönlendirmek mümkün bu yolla...

Geçmiş deneyimler gösterilerek, başarısızlığın kaçınılmaz olduğuna toplumu ikna etmek bile, inanmışlardan oy almak için yeterli...

Yeter ki, niyet olsun. Güç olsun.

"Öğretilmiş çaresizlikler" her dönem ve çağda herkese uygulanmakta. Kimi eski öğretiler adına kullanmış "öğretilmiş çaresizleri" kimi ise muktedir olunca oluşturuyor kendi "öğretilmiş çaresizler kitlesi”ni…

Hatta zaman zaman bu durum öyle bir noktaya ulaştırılıyor ki; maymunun, muza giderken, elektrik çarpmasından etkilenmesi sonucunda, kafese yeni gelmiş maymunları bile tehlikeden uzak tutmak adına, onlara saldırmaları gibi her dönem yeni "öğretilmiş çaresizlikler ordusu" yetiştirilmekte. Tehlike olmasa bile nesilden nesile ulaştırılıyor bu korku ve bu öğretilmiş çaresizlikler.

Gücü, kudreti, mevkisi, makamı, parası hangi terazide ağır gelirse gelsin, hiç bir güç "öğretilmiş çaresizler" olmamıza neden olamamalıdır aslında. Çünkü hiç bir doğru, hiç bir öğreti, hiç bir hak "öğretilmiş çaresizliğe" esir edememelidir.

Unutmayın her küçük, bir gün büyür. Her zayıf bir gün güçlenebilir. Yeter ki insan, doğrudan ve adaletten taviz vermesin. Yeter ki insan karşısında çaresiz olunabilecek tek gücün, "Allah" olduğuna yürekten inansın…